![]() |
Yüce Ahlakı
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-, yüksek ahlâkı tamamlamak üzere
gönderilmiş, kendisinde en güzel ahlâk örneğinin bulunduğu, Kur'ân lisanıyla
haber verilmiş bir Peygamberdir. Zâten ced'leri, beşerî kemâle eriştirmek ve
doğru yola koymak ile görevli, hayatları kusursuz, gönülleri temiz, kalpleri
günah lekesinden beri olan hidâyet dâvetçilerine ve mürşidlere bağlıdır. Bu
mürşidlerin hayâtı her bakımdan insanlık hayatının en mükemmelidir.
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve
sellem-, kendisini Cenâb-ı Hakk'ın terbiye ettiğini söylemektedir. Bu ifâde
Peygamberimiz'in ne büyük bir ahlâkî kemâlâta nail olduğunu gösterir. Çünkü O,
söylediğini önce kendi nefsinde ve şahsında tatbik eden bir vaiz idi.
Başkalarına îzah edip öğrettiği edeb ve ahlâkî umdelerini en mükemmel surette
yaşardı.
Hayatının en mahrem sırlarına vâkıf
olan zevceleri Hz. Âişe ve Hz. Hatice vâlidelerimizdir.
Hz. Âişe -radıyallahu anha-:
- O'nun ahlâkı Kur'andı" diyor.
Hz. Hatice -radıyallahu anha-da, ilk
vahy anında heyecanlanan Resûl-i Zişân -sallallahu aleyhi ve sellem- 'ı, ahlâk
ve meziyetlerini sayarak şöyle teskîn etmeğe çalışıyordu:
- Cenâb-ı Hakk seni asla mahcûb
etmeyecektir. Çünkü sen yakınlık bağlarına saygı gösteriyor, borçluların borcunu
veriyor, fukaraya yardım ediyor, misafirleri ağırlıyor, doğruları destekliyor,
muhtaçlara yardımcı oluyorsun." (Buharı)
Şu âyeti kerîme O'nun şefkat ve
merhametini dile getirmektedir:
"Sen kaba ve katı yürekli olsaydın
onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi."(66).
Yine Hz. Âişe -radıyallahu anha-
validemiz O'nun hakkında:
Hz. Peygamber hiçbir kimseyi
azarlamazdı, kendisine fenalık edenlere fenalıkla mukabele etmezdi. Kendisine
yapılan fenalıklara göz yumar, faillerini affederdi. Bir kimse hakkında iki
şıktan birini seçmek durumunda kalınca günaha düşmemek şartı ile en şefkatli
olanı tercih ederdi. İlâhî emirlere isyan edenlere müstahak oldukları cezayı
verirdi." (Buharî, Müslîm, Ebû Dâvud)
Allah (c.c.)'ın Resulü -sallallahu
aleyhi ve sellem- hiç bir müslümanı ismiyle lanetlememiş, hiç bir kadını, köle,
cariye, hizmetçi ve hayvanı dövmemişlerdir.
Hiçbir şahsın da haram olmayan
isteğini reddetmemişlerdir. (Buharî, Müslim, Ebû Dâvud)
Hz. Ali -radıyallahu anh- ,
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in amcazadesi ve damadı olup O'nun
yanında büyümüş ve nübüvvetin başından Peygamberimiz'in irtihaline kadar 23 sene
O'nunla beraber bulunmuş bir insandır. Bir gün, oğlu İmam Hüseyin -radıyallahu
anh-, kendisinden dedesinin ahlâkını anlatmasını istemiş. O da şu cevabı
vermiştir:
- "Hz. Peygamber, güleryüzlü, güzel
huylu, nazik kalpli idi. Hiçbir vakit kaba ve sert huylu değildi. O'nun ağzından
hiçbir müstehcen kelime çıkmazdı. Başkalarının hareket tarzını tenkid veya
takbih etmez; sevmediği bir hareket veya durum karşısında birşey söylemez, böyle
bir harekette bulunan adam kendi hareket tarzının tasvibini isteyecek olursa
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-, onu kınamadan, kalbini kırmadan
bundan vaz geçirir yahut susarak muhatabına memnun olmadığını hissettirirdi."
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve
sellem- kendi hesabına üç şeyden sakınırdı:
1. Münâkaşa ve mücâdele
etmekten,
2. Kimseye lüzumundan fazla
söz söylemekten,
3. Kendisini alâkadar etmeyen
işlerle meşgul olmaktan. Başkaları hesabına da üç şeyden sakınırdı:
1- Kimseyi tenkid etmezdi.
2- Kimseye hakarette bulunmazdı.
3- Başkalarının sırlarına muttali olmak istemezdi. (67).
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve
sellem-, bütün işlerini, bütün vazifelerini tâyin etmişler, teşbih velehlîl
zamanlarını ayırmışlar, uyku ve istirahat, misafir ve ziyaretçilerin kabul
saatlerini tesbit etmişlerdi.
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve
sellem- kimseye karşı hareket tarzını değiştirmezlerdi.
Şayet birisi O'nun arzu etmediği bir
harekette bulunsa ona adıyla ihtarda bulunmazlar, "Bazıları şöyle yapar, böyle
ediyor" derler, bu gibi sözlerle beğenmedikleri âdetleri tenkid eder, bu suretle
kimseyi kırmadan, kimsenin kimseye karşı küçük düşmesine meydan vermeden
nasihatlarda bulunurlardı.
Sahâbilerini göremediği zaman
soruştururdu. Neden gelmediklerini, neden görünmediklerini insanlara sorup bilgi
alırdı. Ashabını usandırmamaya azamî gayret gösterirdi. Hareketlerinde itidali
tercih ederdi. Hak ve hukukta herkes onun nezdinde eşitti. Tek üstünlük sebebi
vardı, o da takva idi. Kendisine yakın oturanlar ümmetinin en seçkinleri idi.
Yanında derece bakımından en büyükleri birbirine yardım edenlerle birbirlerini
koruyanlardı.
M.Zekâ Konrapa
![]() |