![]() |
İbâdetleri
Bütün Peygamberler içinde, ne zaman, ne suretle-ibâdet ettiği kesin olarak
bilinen tek Peygamber, Hazreti Muhammed (S.A.V.) Efendimizdi.
Rasûl-i Ekrem, Peygamberlikten önce,
"Hırâ-Nûr" dağına çekilir, orada yaradana karşı kulluk yapmak üzere uzun müddet
kalır, tefekküre dalardı.
Vahy geldikten sonra, ne suretle
ibâdet edeceği, kendisine öğretilmişti. İlk zamanlar, ibâdetlerini Mekkeli
müşriklerden gizlemek için, dağlara, vadilere sığınırdı. Müslümanlığı
açıkladıktan sonra, kuşluk namazlarını "Haremi Şerif" de kılar Müşriklerin
alaylarına, tecavüzlerine, işkencelerine uğrardı. Hattâ Ebûcehil:
- "Biriniz gitsin de bu adamın
üzerine atmak için biraz gübre getirsin" demiş, Ukbe, bu mülevves işi yapmıştır
(652).
Hazreti Ümmü Seleme: Rasûl-i Ekremin
gecenin bir kısmını uyku ile geçirdiğini, sonra ibâdete kalktığını, bu suretle
gecenin bir kısmını istirahatle, bir kısmını ibâdetle geçirdiğini bildirmişti.
İbni Abbas da: Rasûl-i Ekrem'in gece yarısından sonra kalkarak, onüç rek'at
namaz kıldığını, anlatmıştı. Rasûl-i Ekrem, beş vakit farzından başka, her gün
"Sünnet ve Nafile" olarak, otuzdokuz rek'at namaz kılardı: Sabah: 2, Kuşluk: 4,
Öğle: 6, İkindi: 6, Akşam: 2 Yatsı: 6 Teheccüd ve Vitr 13 = 39).
Sabah namazının sünnetlerine daha
fazla ehemmiyet yerir, kılamazsa kaza ederdi. Ramazanın son on günü, Rasûl-i
Ekrem, bütün bütün ibadetle uğraşırdı. Her gün, Kur'andan bazı sureler okur,
fakat, Ramazanda bütün Kur'anı hatmederdi. Rasûl-i Ekrem, bütün ailesi efradı
uyuduktan sonra kalkar, Allaha dua eder, yalvarışta bulunurdu: (653).
- "Yâ Rabbî! Sana hamdederiz.
Göklerin ve yerin nuru Sensin. Sana hamdederiz. Yerleri ve gökleri ayakta tutan
Sensin. Sana hamdederiz. Yerlerin ve göklerin rabbı Sensin. Sen haksin. Va'din
haktır. Sözün haktır. Mülakatın haktır. Cennet haktır. Cehennem haktır. Kıyamet
haktır.
Yâ Rabbî! Sana teslim oldum. Sana
îmân ettim. Sana tevekkül ettim. Sana sığınıyorum. Sana güvenerek mücadele
ediyorum. Senin hükmüne boyun eğdim. Gelmiş, geçmiş, gizli, aşikâr kusurlarımı
affet! Rabbim Sensin, Senden başka bir ma'bud yoktur." derdi.
Geceleri mezarlığa gider, orada dua
ederdi. Bir defa, zevcesi Hazreti Âişe, Rasûl-i Ekremin, "Cennetülbekı"'
Mezarlığında dua ettiğini görmüştü.
Rasûl-i Ekrem, namazdan sonra,
yatağına girer, uyur sabahleyin erken uyanır, sabah namazının sünnetini
kıldıktan sonra Mescide çıkardı. Şu duayı okurdu:
- Ya Rabbi kalbimde bir nur, dilimde
bir nur, kulağımda bir nur, gözümde bir nur, arkamda bir nur, önümde bir nûr,
üstümde bir nur, altımda bir nur yarat. Bana bir nur ihsan et!" der, Allanma
yalvarırdı: (654).
Rasûl-i Ekrem, kalbinin huzurunu
bozacak her şeyden kaçınırdı.
Medine yahudileri, Muharremin onuncu
günü oruç tutarlardı. Rasûl-i Ekrem de o gün oruç tutmuş, müslümanlara da
tutturmuştu. Fakat, sonra, Ramazan orucu farz edilince, aşure orucu ihtiyarî
kalmıştı.
Rasûl-i Ekrem, Şa'ban ayı hariç,
Ramazan ayından başka, devamlı olarak bir ay oruç tutmazdı. Fakat, bütün Şa'ban
ayını oruçla geçirirdi. Çok defa, ayın ilk yarısında oruç tutar. Cum'a günleri
de oruçlu olurdu. Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe kadar, Şevvalin
(Ramazan Bayramı) ikinci gününden yedinci gününe kadar oruç tutardı.
Rasûl-i Ekrem, her zaman Allah'ın
zikriyle meşgul olurdu: Uyurken, uyanırken, otururken, kalkarken yürürken,
yerken, içerken, elbise değiştirirken, abdest ahrken. seyahat ederken, evinden
çıkarken, Mescide girerken daima Allahı zikrederdi.
Ezan sesini duyar duymaz, her işini bırakır, hemen Mescide koşardı. Gecelerini
ibâdetle geçirmiş olduğu halde, sabah ezanının ilk tekbiriyle kalkardı.
Hazreti Âişe der ki:
- "Rasûl-iEkrem, gece ibâdetlerinde
Kur'anın en uzun sûrelerini okur, azab âyetlerine gelince, Allanma sığınır,
mükâfat âyetlerini okurken, Rabbı-nın lütfunu dilerdi." (655).
Hazreti Peygamber, Kur'ân âyetlerini
yüksek sesle okur, sesi uzaklardan duyulurdu. Harb sahnelerinde ordular
biribirlerine girdiği, herkes ölüm-dirim mücadelesiyle uğraştığı sırada, Rasûl-i
Ekrem, huşû içinde Allahını anardı. Bedr, Uhud, Hendek, Hayber, Tebük gibi büyük
gazalarda aynı hal görülürdü. Vakıa, Rasûl-i Ekrem, harb zamanı, safları
tertiplerdi. Fakat Onun son sığınağı Allah kapısı idi.
Hazreti Peygamber, Allanın en sevgili
kulu ve elçilerin sonuncusu olduğu halde, Allahtan son derece korkardı:
- "Kıyamet günü, acaba ne olacağım?" derdi.
Bir gün Hazreti Ebûbekr, Rasûl-i
Ekreme:
- "Saçlarınız ağarıyor! demiş,
Peygamberimiz de:
- "Evet, Hûd, Vaha, Mürselât, Amme
sûreleri beni kocalttı!" buyurmuşlardı: (656).
Rasûl-i Ekrem, namaz kılarken
ayakları şişinceye kadar ayakta dururdu. Ashabından bazıları:
- "Ya Resûlallah! Sen, Allanın
mağrifetine nail olmuşsun. Bu kadar zahmete neden katlanıyorsun?" deyince,
Peygamberimiz de:
- "Ben, Allaha şükreden bir kul
olmayayım mı?" diye mukabelede bulunmuştu.
Rasûl-i Ekremin Allaha güveni pek
fazlaydı. Bir gazadan dönerken, ar-kadaşlarıyle beraber hepsi, bir ağacın
altında uyuyakalmışlardı. Oradan geçen bir bedevî Peygamberjmizin ağaçta asılı
duran kılıcını almış, hücuma kalkmıştı. O sırada uyanan Rasûl-i Ekreme:
- "Şimdi, seni benim elimden kim
kurtarır!" diye seslenmiş, Peygamberimiz de:
- "Allah!" cevabını vermişti. O
zaman, bedevinin elindeki kılıç yere düşmüştü.
Yine bir gün, Hazreti Peygamberi
öldürmek isteyen bir adam, yakalanarak huzuruna getirilmiş, Rasûl-i Ekrem, onun
tahliyesini emretmiş:
- "Bırakınız onu! Beni öldürmek
istese de öldüremez!" demişti.
Bir defa de kendisini zehirlemek
isteyen bir yahudiye, sebebini sormuş, yahudi:
- "Seni öldürmek istiyorum!" deyince,
Rasûl-i Ekrem:
- "Yapamazsın - Allah, sana o kuvveti
vermedi" diye mukabele etmişti.
Rasûl-i Ekrem, bütün hayatı boyunca,
Allahın bütün emirlerini harfi harfine tatbik etmişti. Felâketler karşısında
sabreder, bir lûtfa, bir nimete erdi mi şükrederdi.
M.Zekâ Konrapa
![]() |