Hazreti Ebûbekrin Halife Seçilmesi
(1 Rabiulevvei 11/ 27 Mayıs 632 Pazartesi)

        - Hazreti Ebûbekr: Medine'de, Peygamber Mescidinde söylemiş olduğu bu hutbesiyle ashabın nasıl heyecanını teskine muvaffak olmuşsa aynı gün, "halife seçimi" işinde de pek ileri varmış olan "Ensâr") da en tehlikeli yoldan çevirmiş, bu suretle, "İslâm Birliği"nin parçalanmasına meydan bırakmamıştı. Kendisi de müslümanların ilk halifesi (devlet reisi) seçilmişti.
        Rasûl-i Ekremden sonra, "İslâm Birliği"ni koruyabilmek için, müslümanların başına büyük bir zâtın geçmesi gerekiyordu. Devlet reisi (halife) seçimi işinde, ashab arasında üç fikir belirmişti: (580).
        1) Ensâr'ın (Medineli müslümanların) fikri: Medineliler, müslümanlığa yapmış oldukları hizmeti gözönüne getirerek, kendilerini emirliğe (halifeliğe) lâyık görüyorlardı. Bu sebepten "Benî Sâide" sofasında toplanmışlardı. Ensâr partisinin namzedi: "Ubâde oğlu Sa'd" idi.
        2) Muhacirlerin (Mekkeli müslümanların) Fikri: Bunlar, halifenin "Kureyş kabilesinden olmasını ileri sürüyorlardı. Muhacirler partisinin namzedi: "Hazreti Ebûbekr" idi.
        3) Hâşimîlerin fikri: Hâşimîler, halifelik işinde hısımlığı ön plâna almışlar, halifenin Peygambere en yakın akrabasından olmasını istiyorlardı. Hâşimîler partisinin namzedi de "Hazreti Ali" idi.
        Hazreti Ebûbekr, "Mescidi Nebî" deki hitabesinden sonra, Hazreti Ömer'te birlikte, Rasûl-i Ekremin hücresine gittiler. En yakın akrabasiyle beraber Peygamberimize yapılacak en son vazifeyi ifaya hazırlanıyorlardı.
        Tam bu sırada muhacirlerden "Şu'be oğlu Muğîre" telâşla oraya geldi. Hazreti Ömere:
        - Benî Sâide sofasında ensâr toplanmış, kendi kendilerine bir karara varırlarsa iyi olmaz. Aramızda harb çıkar!" diye haber verdi. Ömer de Ebû-bekre döndü:
        - Ensâr kardeşlerimizin yanlarına varalım. Ne yaptıklarını görelim!" diye hatırlattı. Hazreti Ebûbekr ve Hazreti Ebû Ubeyde, Hazreti Ömer'le birleşti. Üçü birlik olarak hemen toplantı yerine koştular. Ensârın. reisleri "Sa'd" e bey'at etmek üzere olduklarını gördüler. Fakat, tam zamanında yetişmişlerdi. Sağlığında Rasûl-i Ekrem, her toplantıda, sağına Ebubekri, soluna Ömeri alır, Ebû Ubeyde için de: "Bu ümmetin eminidir!" derdi. Bu üç zâtın ansızın oraya varmış olmaları, çok iyi tesir yaptı. Adetâ, "Peygamber dirildi!" sandılar. Hasta olmasına rağmen, Sa'd bile toplantı mahallinde bulunuyordu.
        Hazreti Ebûbekr ile Hazreti Ömer, Rasûl-i Ekremin evindeyken, ensârın toplantısından haber alır almaz, oraya koştukları zaman, Hazreti Ali ile Hâşimîler, Hazreti Fâtıme'nin evinde toplanmışlardı: (581).
        Ensâra karşı söylediği nutkunda Sa'd:
        - Ey Ensâr! Sizin müslümanlığa kazandığınız fazilet, başka kabilelerde yoktur. Rasûl-i Ekrem, kabilesi içinde yıllarca kaldığı, onları İslama çağırdığı halde içlerinden pek azı imâna gelebilmişlerdi. Vakta ki, Allah, saadetinizi diledi. Sizi müslümanlıkla şereflendirdi. Peygamberin ve ashabının muhafazasını size nasip etti. Bütün Arab kabileleri, sizin kılıçlarınız sayesinde itaat altına alındı. Rasûl-i Ekrem, sizden hoşnut olarak bu dünyadan göçtü. Şimdi "emîrlik, reislik!" sizin hakkınızdır. Başkasına vermeyiniz!" diyordu.
        Ensârdan bir başkası da:
        - Biz, Peygamberin ensârı, yardımcılarıyız! İslâmın ordusuyuz! Ey Muhacirler! Sizler bize sığınmış bir cemaatsiniz! Emîrlik hakkı bizimdir!" sözleriyle, daha da ileri gitmişti. O zaman Hazreti Ebûbekr, Rasûl-i Ekrem gibi, Cenabı Hakka hamdü sena ederek sözüne başladı:
        - Bu ümmet, evvelce putlara tapardı. Allah, bir elçi gönderdi. Onları Tev-hîde (Tek Tanrı inancına) davet etti. Fakat, Arab kavmine eski dinlerini bırakmak güç geldi. İlk muhacirler, Rasûl-i Ekreme arkadaşlık yaptılar. Onunla birlikte, müşriklerin her çeşit ezalarına, cefâlarına katlandılar. Harb ettiler. Yeryüzünde, en evvel Allah ve Peygamberine inananlar, bu ilk muhacirler oldu. Kur'ânda sizden evvel onlar anıldı. (Muhacirlerden ve Ensârdan ilk evvel müslümalığa girenler ve onlara iyilikle tâbi olanlar) denildi. Rasûl-i Ekremin ilk dostları, vefalı arkadaşları işte onlardı. Onlar, Peygamberin kendi kabilesinden, Peygamberin en yakınlarındandı. Herkesten ziyade "Emîrliğe" lâyık olan da onlardı.
        Ey Ensâr! Sizin de dinde olan faziletiniz, müslümanlıktaki hizmetiniz, inkâr olunamaz. Allah, dinine, Peygamberine yardım için sizi seçti. Elçisinin hicretini sizin yurdunuza nasip etti. İlk muhacirlerden sonra, sizin derecenize kimse yetişemez. Resûlullaha yardım ettiniz. Bizler, muhacirleriz. Sizler ensârsınız! Din kardeşlerimizsiniz. Ganimette ortaklarımızsınız. Düşmana karşı yardımcılarımızsınız. Kendi namınıza ne kadar iyilikten bahsetseniz, hepsine lâyıksınız. Yeryüzünde herkesten fazla öğünmek size yaraşır. Fakat, Arab kabileleri yalnız Kureyşîler! tanır. Başkasının emirliğini kabul etmez. Çünkü, Kureyş kabilesi, Arabların en faziletlisidir. Biz emîriz. Siz vezîrsiniz. Hiç bir meşveretten geri bırakılmazsınız. Reyiniz alınmadıkça hiçbir iş görülemez!" cümleleriyle sözünü bitirdi: (582).
        Hazreti Ömer de ensâra şöyle hitap etti:
        - Rasûl-i Ekrem hastayken, sizi bize vasiyet etti. Eğer siz "emîr" olacak olsaydınız, o zaman, bizi size vasiyet ederdi!" sözleriyle, Hazreti Ebû-bekri destekledi.
        Ensârdan Münziroğlu Hubâb, ortaya atıldı: - Bizden bir emîr, sizden de bir emîr olsun!' Ömer, bunu da reddetti:
diye bir teklifte bulundu.
        - iki emîr birleşemez. Peygamber hangi kabiledense halifesi de o kabileden olmadıkça, vallahi, Arablar kabul etmez, itaat eylemez!" dedi.
        Hazreti Ebû Ubeyde de söze karıştı:
        - Ey Ensâr! Bu dine ilk yardımı siz yaptınız! Sakın, ilk bozanı siz olma-yasınız!" diyerek aynı dâvayı müdafaa etti.
Bu esnada, ensârın ileri gelenlerinden: Sa'd oğlu Beşir, ayağa kalktı, şöyle konuştu:
        - Ey Ensâr! Hazreti Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Kureyş ka-bilesindendir. Onun kabilesi, halifeliğe daha lâyıktır. Vakıa bizim Allah yolunda cihad ve savaş işlerinde hakkımız, din meselelerinde hizmetimiz inkâr edilemez. Fakat, bizim maksadımız, Allahın rızasını, Resulünün sevgisini kazanmaktır. Biz, bunların mükâfatını dünyada istemeyiz. Hak sahipleriyle münakaşa etmeyi bile doğru bulmuyorum. Allahtan korkunuz!" deyince, Hazreti Ebûbekr, hemen Ömerle Ebû Ubeydeyi gösterdi:
        - İşte, size bu iki zâtı seçtim. Birine bey'at ediniz!" teklifinde bulundu. Bir eliyle Ömeri, diğer eliyle de Ebû Ubeydeyi tutuyor, kendisi ikisi arasında duruyordu. Fakat, bunların her ikisi de Ebûbekrin bu teklifini kabul etmediler. Özür dilediler Rasûl-i Ekremin ileri geçirdiği bir zâtın önüne kim geçebilir? dediler.
        Ancak münakaşa büyüdükçe, söz uzadıkça uzadı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Gürültü oldu. Sesler yükseldi. Sonunda Hazreti Ömer dayanamadı. Yüksek ve gür sesiyle bağırdı. Münakaşayı durdurdu. Ebûbekre döndü:
        - Ey Ebûbekr! Dinin en büyük temeli olan namazda Resûlullah, seni hepimize imam yapmadı mı? O halde, sen Onun halifesisin! Biz sana bey'at etmekle, içimizde Peygamberin en çok sevdiği kimseye itaat etmiş oluruz. Elini uzat, sana bey'at edeyim!" deyince, bu sözler, Rasûl-i Ekremin arzu ve iradesini belirttiği için, herkes üzerinde iyi bir tesir yaptı ve bu yüzden ihtilâf zail oldu. Öte taraftan, birdenbire Beşir koştu. Herkesten evvel, Ebûbekrin elini tuttu. İlk bey'ati yapmış oldu. Sonra, muhacirler: Ömerle Ebû Ubeyde bey'at etti. Daha sonra, ensâr, Ebûbekre bey'at ettiler.
        "Evs" kabilesi, başkanlariyle birlikte geldiler. Ebûbekrin elini sıkarak itaatlerini bildirdiler. Diğerleri de bunları takip ettiler. Artık, ensârın ittifakı bozulmuş oldu. Bütün ashab, takım takım koştular. İlk ve umumî bey'at merasimini tamamladılar: (1 Rabîulevvel 11/632 Pazartesi). Hattâ, hücum o derece sür'atli olmuştu ki, ensârın namzedi Ubâde oğlu Sa'd, az kalsın çiğneniyordu.
        Hazreti Ebûbekrin, Benî Sâide sofasında yapılan bu seçimi, hakîkî bir seçimdi. İnsanlık tarihinde ilk defa görülen "demokratik" bir seçim örneğiydi. İslâm topluluklarının bütün temsilcileri, bu toplantıda bulunuyordu. Muhacirlerin temsilcileri; Ebûbekr ile arkadaşlarıydı. Ensâr'ın bir kolu olan: Hazrec kabilesini "Sa'd ve taraftarları", diğer kolu; Evs kabilesini de: "Üseyd" ile arkadaşları temsil ediyordu.
        Hazreti Ali ile Hâşimîler (Zübeyr, Mikdâd, Selmân, Ebûzer, Ammâr, Ut-be gibi bazı zevat) den başka, bütün hizipler burada toplanmışlardı. Hâşimîler ve taraftarları kazanacaklarına ümitleri olmadığı için, seçim yerinde bulunmamışlardı.
        Başkumandan Usâme, Rasûl-i Ekrem'in kapısı önüne bıraktığı sancağı, halife Ebûbekrin evinin önüne dikti. Hazreti Ebûbekr de, sancağı, Üsâmenin kapısı önüne naklettirdi.
        Ertesi Salı günüydü:
        Hazreti Ebûbekr, Medine Mescidine geldi. İlk sözü Ömer aldı: "Ben, Peygamberin yaşıyacağını sanıyordum. Fakat, Cenabı Hak, bize, Peygamberini de doğru yola ileten kitabını bırakmıştır. Bu kitaba tutunursanız, Cenabı Hakkın, Peygamberini irşad etmiş olduğu hidâyete erersiniz. Rasûl-i Ekremin dostu üzerinde birleşmiş bulunuyoruz. Kalkın, ona bey'at edin!" hitabında bulundu. Herkes kalktı. Ebûbekre bey'at etti. O zaman, Hazreti Ebûbekr minbere çıktı. Pek hakimane olan tarihî nutkunu söyledi. Allah'a hamd ü sena ederek sözüne başladı:
         - "Ey Nâs" dedi. Ben size emîr oldum. Halbuki, sizin hayırlınız değilim. Eğer iyilik yaparsam, bana yardım ediniz! Fenalık işlersem, bana doğru yolu gösteriniz! Doğruluk: eminlik, yalancılık: hainliktir. 'Sizin içinizde zayıf olanlar Allahın yardımiyle, benim yanımda kuvvetlidir. Çünkü, onun hakkını kuvvetliden alırım. Kuvvetliniz ise, yanımda zayıftır. Ondan da başkasının hakkını alırım. "İnşâallah" hiç biriniz, cihadı (Allah yolunda savaşı bırakmaz. Cihadı terkedenleri, Allah ayak altında bırakır. Bir millet içinde kötülük artar, yayılırsa, Allah, o milletin hepsinin başına belâ verir. Ben, Allah ve Peygamberine itaat ettikçe, siz de bana itaat ediniz. Eğer ben Allaha ve Peygamberine karşı gelirsem, artık, bana itaat etmenize lüzum kalmaz. Haydi namaza kalkınız! Allah, cümlenizi esirgesin!" cümleleriyle, ilk hutbesini bitirdi: (583).
        Üç partiden ensârın namzedi. Sa'd ibni Ubâde ile, Hâşimîlerin adayı: Hazreti Ali seçilemedi. Muhacirlerin namzedi: Hazreti Ebûbekr çoğunluğu kazandı. "İcmâı ümmet" ile ilk halife oldu. İslâm tarihinde: otuz yıl süren ve Cümhuri-yet'e benziyen "Hulefâi Râşidîn devri" başladı: (11/632).
        Ancak, ensârın namzedi: Sa'd, ölünceye kadar, ilk halife Ebûbekre de, ikinci halife Ûmere de bey'at etmedi.
        Hazreti Ubâde oğlu Sa'd, halifeliğe namzed gösterildiği halde, umumî toplantıda mağlûp edildiği için, Hazreti Ebûbekre bey'at etmemiş, fakat, yeni kurulan hükümet aleyhinde hiç bir harekette bulunmamıştı: (584).
        Rasûl-i Ekremin amcazadesi ve damadı olması bakımından, Hazreti Aliye halifeliği lâyık görmüş olan Hâşimîlerle bunlara taraftar olanlar da Hazreti Ebûbekre bey'at etmek istemediler. Bunlar:
        - "Biz de Ebûbekrin şerefini, faziletini takdir ederiz. Ebûbekr: Hicret esnasında, Rasûl-i Ekremin "mağara" arkadaşıydı. Sağlığında, Rasûl-i Ekrem, Ebûbekri imamlığa geçirdi. Halifeliğe herkesten ziyade Ebûbekr lâyıktır. Bunu tasdik ederiz. Ancak, seçim toplantısına çağırılarak bizimle istişare yapılmadığı için gücendik" diyorlardı: (585).
        Vakıa, "Halifelik Meselesi" müslümanların en büyük ve mühim dâvâsıydı. Rasûl-i Ekrem vefat edince, bu dâva için bütün ashabın birleşmesi, içlerinden birini, ittifakla seçmeleri gerekiyordu. Hazreti Ali, Hazreti Zübeyr, Hazreti Abbâs gibi, Hâşimîlerden ileri gelen ashabın da bu toplantıya çağrılması, fikirlerinin alınması lâzımdı. Ancak, vakit dar ve çok nazikti. Onları da çağırmaya zaman ve fırsat yoktu. Çünkü, "Beni Sâide" sofasında toplanmış bulunan "ensâr" halife seçimine bile girişmişlerdi. Ebûbekr ve arkadaşları, tam zamanında oraya yetişmeselerdi, Ensâr tarafından "Sa'd"e hemen bey'at olunacak, işte o zaman, büyük felâket başgösterecekti.
        Önce ensâr ikiye ayrılacak, Evs kabilesiyle Hazrec kabilesi, arasına çe-kememezlik girecekti. Ensârın namzedi Sa'd, Hazrec kabilesinin reisiydi. Evs kabilesinin reisi Üseyd ise, Ebûbekr'in yanında, onunla beraberdi.
        Fazla olarak, ensârın seçeceği "halife"yi, Kureyşîler hiç kabul etmiye-cek, bu takdirde müslümanlar arasına büyük bir ayrılık girmiş olacaktı. Ebû-bekrin halifeliğe seçilmesiyle bu büyük tehlike önlenmiş oldu.
        Hazreti Ali, "Benî Sâide" sofasına gitmemiş, ensâr ile muhacirler arasında başlamış olan münakaşaya, bir de "Hâşimîlik" meselesi katmamıştı. Yalnız, Zevcesi Hazreti Fâtıme'nin vefatına kadar, Hazreti Ali ve taraftarları, Hazreti Ebûbekre bey'at etmemişlerdi.
        Halife Ebûbekr bir müddet sabırla bekledi. Sonra, Ebû Ubeyde'yi Hazreti Ali'ye gönderdi. Kendisini bey'ate çağırdı. Umumî bey'atten altı ay geçmiş, Hazreti Fâtıme de irtihal eylemiş bulunuyordu.
        Hazreti Ali de Hazreti Ebûbekr ile barışmaya can atıyordu. Kalktı, geldi, Şehâdet getirerek bey'at etti. Ebûbekrin tazime lâyık bulunduğunu söyledi. Gecikme sebebini açıkladı. Hazreti Ali'nin bu bey'ati müslümanları sevindirdi. İslâm birliğini kuvvetlendirdi. Ensârın namzedi Ubâde oğlu Sa'dden başka, Hazreti Ebûbekre bey'at etmeyen kalmadı.
        Müslümanlık, Arabistan'da, ayrı ayrı yaşayan bütün Arab kabilelerini birleştirmişti. Fakat, bu birlik, siyasî bir birlik değil, İslâmî bir birlikti. Rasûl-i Ekremin başkanlığı, bu Arab birliği üzerinde siyasî bir başkanlık değil, dinî bir başkanlıktı. Arabların, Rasûl-i Ekreme itaatleri de, her türlü siyasî itaatin üstünde, bir îmân itaati idi. Arabların, Peygamberin etrafında toplanmaları da, Allanın emirlerini öğrenmek için dinî bir toplanıştı. Çünkü, Rasûl-i Ekrem, arkadaşlarına Kur'ân âyetlerini okuyor, İslâmın büyük hikmetini öğretiyordu.
        Şu halde, Rasûlullahın Arablar üzerindeki bu reisliği, Peygamberlikten ileri gelme, bir din reisliğiydi. Rasûl-i Ekrem ölünce, Onun yerine kimse geçemez, Hazreti Peygamberin "Din mirasçısı" olamazdı. Çünkü Hz. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Allanın elçisi ve Peygamberlerin sonuncusuydu. Peygamberlik ise, kimseye miras olarak katmaz, hibe olunmaz, vekâlet suretiyle de başkasına geçmez bir reislikti." (586).
        Ancak, Hazreti Peygamberin ölümüyle, bu islâm birliğini dağıtmamak için, müslümanların başına bir başkanın geçmesi lâzımdı. Fakat, bu başkanlık, Rasûl-i Ekremin reisliği gibi, dinî reislik değil, bir devlet reisliği olabilirdi. Devlet reisliğinin din reisliğiyle hiçbir alâkası yoktu. Nitekim öyle oldu: Muhacirlerle ensâr arasında rekabet başladı. Ashab içinde seçim münakaşaları pek şiddetli oldu. Sonunda, Hz. Ebûbekr, bey'at suretiyle islâm tarihinin ilk devlet reisi oldu.
        Ancak, Ebûbekre yapılan bu bey'at (Sadakat itaati), dinî değil, siyâsiydi. Kurulan bu yeni devlet, kuvvet esasına dayanan bir "Arab Hükümeti" idi. Halbuki müslümanlık insanlık dinidir:(587). Çünkü, yalnız Arabın, yalnız Acemin değil, belki bütün insanların dinidir. Fakat, bu kurulan yeni Arab devleti de "Müslümanlığı yayma" siyasetine dayanıyordu. Alâmeti de "İslama davet" vazifesini korumaktı. Bu sebepten İslâmın genişlemesini ve yükselmesini sağlamak işinde, pek büyük hizmetleri görüldü.
        Rasûl-i Ekrem, Arablara, din reisliği yaparak bir Arab birliği kurmuştu. Peygamberin ölümünden sonra, Hazreti Ebûbekr, devlet reisi olarak, Peygamberimizin kurmuş olduğu bu Arab birliğini siyasî şekilde yaşattı. "Halife" adını aldı. Bu isim altında "Rasûl-i Ekremin Halifesi" oldu. Halife ismi de, Arabların, Hz. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- e itaatleri gibi, Hazreti Ebûbekre itaat göstermelerini sağladı. Esasen. Peygamberin yanında Ebû-bekrin mevkii pek yüksekti. Müslümanlığın yayılışında da, Ebûbekrin fedakârlığı büyük oldu. Müslümanlar yanında da Ebûbekr, sevilen ve sayılan bir zâttı. Bütün işlerinde, Rasûl-i Ekremin yolundan ayrılmadı. Bu sebepten, ilk halife Hazreti Ebûbekr, devletinde "İslâmî" bir siyaset gütmüş, ilk cumhurreisi olduğu yeni devletine "din şekli"ni vermiş, Kur'anı Kerimi anayasa olarak tatbik etmiş, bütün işlerinde adaleti hâkim kılmıştı.


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz