![]() |
İslâmî Hacc
İslâmî Hac, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetine, ancak, Hicretin
dokuzuncu yılı farz kılınmıştı: (M. 630). Nazil olan âyeti kerîmede:
- "O Beyti (Kâ'beyi) Allah rızası
için haccetmek (ziyaret), ifasına yol bulabilen (510) insanlara bir borçtur
(farzdır, Allahın hakkıdır). Her kim bunu (Allahı, Haccın farz oluşunu) inkâr
ederek kâfir olursa (varsın olsun, her halde Allahın ihtiyacı yok), Allah bütün
âlemlerden müstağnidir. " buyurulmaktadır: (511).,
Vakıa, Rasûl-i Ekrem, Medine'ye,
hicretinden önce, Mekke devrinde, Hac mevsiminde, Kâ'bedeki putlarını ziyaret
için, Mekke'ye gelen puta tapıcı Arab kabileleri arasında dolaşırken, onları
İslama çağırdığı sıralarda, hemen her sene Kâbeyi ziyaret etmiş, on defa
hacceylemişti. (512).
Medine devrinde ise, Hicretin altıncı
yılı: Binbeşyüz ashâbiyle Medineden çıkan Rasûl-i Ekrem, Kâbeyi ziyaret
maksadıyle Mekke'ye doğru yürümüştü.
Fakat Mekkeliler, aralarında harb
hali devam ettiği için, Rasûl-i Ekremi de, ashabını da Kâ'be ziyaretine
bırakmamışlardı. O zaman, Rasûl-i Ekremle müşrikler arasında Hudeybiye barışı
yapıldı: (Zilka'de 7 = 629).
O sene nazil olan âyeti kerimede:
- Allah rızası için Haccı da, umreyi
de tamamlayınız!" buyuruluyor, başlanan Haccın ve umrenin tamamlanması
emrolunuyordu:
Ancak, Hudeybiye muahedesinin
şartları gereğince, müslümanlar, Kâ'be, ziyareti için gelmiş oldukları Mekke'de
üç günden fazla kalamadıkları için, Rasûl-i Ekrem, Hac ayı olan "Zilhicce"den
bir ay önce (yani Zilka'de ayında) umre niyetiyle (514). Kâ'beyi ziyaret etmiş
Hac vaktinden evvel medineye dönmüştü.
Bir yıl sonra Hudeybiye barış
muahedesi, müşrikler tarafından bozulunca, Mekke fethedildi, müslümanların eline
geçti: (Ramazan 8 = Ocak 630). Şevval ayında da Huneyn gazvesiyle, Tâif
muhasarası yapıldı. Rasûl-i Ekrem, yine Umre niyetiyle Kâ'beyi ziyaret etti. Hac
vaktinden önce, Medineye avdet buyurdu.
Şu kadar var ki, Hicretin sekizinci
yılı Haccı, Mekke valisi Attâb idaresinde ifa olundu. Fakat, müslümanlar, Hac
esnasında, müşriklere karışmamışlardı.
Ancak, Rasûl-i Ekrem Efendimizin
bütün bu ziyaretleri, "İslâmî Hac" henüz farz kılınmadan önce yapılmış olduğu
için, Hazreti İbrahimin "Hanîf" dinine göre ifa ediliyordu: Hanîf dini haccı
idi.
Rasûl-i Ekrem, Tebük seferinden
dönüşünde, Hicretin dokuzuncu yılı, Hac mevsiminde (Zilhiccesinde) Hazreti
Ebûbekri "Hac Emîri", tayin ederek, Mekke'ye Kâ'be ziyaretine gönderdiği için,
ilk "İslâmî Hac" o sene yapılabilmişti.
Bir yıl önce, yani Hicretin sekizinci
yılı Mekke, müslümanlar tarafından alınmış, Kâ'be putlardan temizlenmiş, Hazreti
İbrahim devrinde olduğu gibi, "Tevhîd" itikadının âbidesi haline getirilmişti.
Esası Hazreti İbrahimin Hanîf dinine
dayanan "İslâmî Hac" Hicretin dokuzuncu yılı farz kılındığı halde, Rasûl-i Ekrem
Efendimiz, o sene (yani İslâmî Haccın farz kılındığı dokuzuncu Hicret yılı)
Mekke'ye gidememiş, Kâ'beyi ziyaret edememiş, Hac farîzasını yerine
getirememişti. Yalnız Hazreti Ebûbekri, Hac Emîri olarak Mekke'ye göndermişti.
Çünkü;
Arab yarımadasının ötesinde,
berisinde hâlâ müşrikler bulunuyordu. Hâlâ puta tapıcılık âdetlerini,
ananelerini yaşatmakta devam eden müşrikler, Mekkeye geliyorlar, Beytullah
(Allah ı n Evi) önünde, müslümanların yanında çırıl çıplak ziyaretlerine devam
ediyorlardı.
Bundan başka, dokuzuncu hicret
yılında "Hac" mevsimi kamerî aylardan "Zilka'de" ayına rastlamış bulunuyordu.
Halbuki, hakikî Hac Ayı: "Zilhicce" Ayı idi.
Arablar, ötedenberi kamerî ayları
tanıyorlar, "ay" senesini oniki ay olarak hesaplıyorlardı. Hazreti İbrahim ve
İsmail Peygamberler zamanından beri, kamerî aylardan dört tanesine (Zilka'de,
Zilhicce, Muharrem, Receb) saygı gösteriyorlar, bunlara Eşhüri Hürüm (Haram
aylar) deniliyordu.
Ay senesi: (ayların biri 29, diğeri
30 olduğu için) 354 gün, güneş yılı 365 küsur gün olduğu için, ay senesi ile
güneş yılı arasında onbir küsur günlük bir fark oluyordu. Bu yüzden kamerî
aylar, her sene onbir gün evvel geliyordu. Bu hesaba göre, Hac mevsimi kâh kış
ortasına gelir, kâh yazın en sıcak zamanlarına rastlardı. Fakat bu hal,
müşriklerin işlerine, menfaatlerine uygün düşmezdi. Çünkü, yazın sıcağında,
kışın soğuğunda bedevîler, Kâ'be, ziyaretine gelemiyor, ticaret hayatı bu yüzden
felce uğruyordu.
İşi bu hale düşürmemek için, her üç
yılda bir defa bir meclis toplanır, o senenin aylarına bir ay eklenerek ay
senesi oniki aydan onüç aya çıkarılırdı: (515).
Hac mevsimi ise, devamlı olarak dört
mevsimden işlerine gelen (meselâ; hâsılatın yetiştiği) mevsime bırakılırdı. Bu
suretle, Hac mevsimi değişmiyor, fakat aylar, yer değiştirmiş oluyordu.
Muharrem ayı: Saferden başlıyarak,
sırasıyle, onikinci ay olan Zilhicceye kadar, bütün onbir ayın yerini alırdı.
(516)
Bu yüzden, haram ayları, halâ), aylar yerine geçmiş oluyordu. Hac ayı (Zilhicce)
da, her sene önbir ay sonraya bırakıldığı (yani nesî' yapıldığı) için, hakîki
Hac ayı ola Zilhiccenin dokuzuncu günü, ancak otuzüç senede bir defa, esas kendi
yerini buluyordu. Nitekim, Hicretin onuncu yılı Zilhiccesi, aslî yerine
gelmişti: (517).
Kur'ân-ı Kerîm, puta tapıcılığm bu
kötü ananesini ortadan kaldırdı:
- "(Harâm ayı) geciktirmek (Nesi"),
küfrü artırmaktan başka bir şey değildir. Kâfir olanlar, bununla sapıyorlar.
Onlar işlerine nasıl gelirse öyle yaparlar. Bir sene, haram ayı geciktirmeyi,
halâl, diğer sene haram sayarlar ki, Allahın haram kıldığı ayların sayısına
uygun getirsinler de, Allahın haram buyurduğunu, halâl kılsınlar, Onlara kötü
işleri hoş görünmüştür. Allah kâfirlere hidâyet etmez (doğru yola iletmez). "
(518).
Rasûl-i Ekrem, İslâmî Hac farizasını
hakîki zamanında (yani Zilhicce ayında) ifa etmek istedi. Bu sebepten, bu
farîzayı bir sene sonraya, dokuzuncu Hicret yılından onuncu seneye bıraktı:
(519). Yalnız, itibarî Hac mevsiminde, dokuzuncu Hicret yılında, Hazreti
Ebûbekri "Hac Emîri" yaptı ve üçyüz kişi ile Mekke'ye gönderdi. Hazreti Sa'd
ibni Ebî Vakkas, Hazreti Câbir, Hazreti Ebû-Hüreyre, bu üçyüz kişilik İslâm
cemaatine muallim tayin olunmuşlardı. Ebûbekr'e yirmi deve teslim olundu. Rasûl-i
Ekremin eliyle işaretlenen bu develer, Mekke'de kurban edilecekti. Hazreti
Ebûbekr, kendisi için de ayrıca beş deve götürdü.
Hazreti Ebûbekrin hareketinden sonra idi: "Berâe-Tevbe" Sûresinin baş tarafları
nazil oldu. Bu âyetlerde: muahedeler hakkında bazı hükümler bulunduğu için, ilân
edilmesi gerekiyordu.
Arablarda bir anane vardı: Bir
muahede yapılırken veya bozulurken, ya bizzat kabile reisi tarafından veyahut
onun adına, akrabasından biri vasıta-sıyle ilân olunması âdetti: (520). Bunun
için, Rasûl-i Ekrem, Ebûbekr'e yetişmek üzere Hazreti Ali'yi Hazreti Ebubekr'in
arkasından Mekke'ye yolladı. Hazreti Ali, Hacc günü, Arafatta, Rasûl-i Ekremin
kendisine bildirdiği sözleri söyliyecekti. Ali, Ebûbekrin izinden gitti ve
Ebûbekre yetişti. O zaman, Hazreti Ebûbekr, Ali'yi görünce, kendisine:
- "Rasûl-i Ekrem seni emîr olarak mı,
yoksa memur olarak mı gönder-di?" diye sordu. Ali de, şu cevabı verdi:
- "Hayır! Memur olarak, "Berâe-Tevbe"
sûresinin ilk âyetlerini okumak ve bazı muahedelerin hükümlerini bozmak için
gönderdi." Dedi, memuriyetini bildirdi.
Hazreti Ebûbekr: Hac Emîri, Hazreti
Ali: İslâm Nakîbi (vekili) idi. Hacc Emirliği süresince müslümanları idare
etmek, onlara imam olmak vazifelerini Hazreti Ebûbekr yapardı. Hazreti Ali de
namazlarını Hazreti Ebûbekrin arkasında kılardı ve ona tâbi idi.
Zilhiccenin sekizinci günüydü:
Arafâta çıkılmazdan bir gün önce, Hazreti Ebûbekr, Mekke'de bir hutbe okudu:
Hazreti İbrahim -aleyhisselâm-, vaktiyle, kavmine, Hac merasimini nasıl anlatmış
ise, Hazreti Ebûbekr de, bu hutbesinde, Rasûl-i Ekrem adına, Hac menâsikini
(ibâdetini) halka, öylece öğretti. Müslümanlar da, Hac farizasını, bu öğretilen
esaslara göre ifa ettiler. Öte yandan müşrikler de puta tapıcılık âdetini hâlâ
yaşatıyorlardı. "Vakıa Kâ'benin üzerinde hiç bir put kalmamıştı. Fakat,
müslümanlarla puta tapıcı-ların bir arada toplanmaları bir tezad teşkil
ediyordu. Çünkü, putlardan temizlenen "Kâ'be" önünde iki türlü ibâdet
yapılıyordu. İbâdetin biri Allaha, diğeri putlara idi. Halbuki, müşriklerin,
müşriklikle hiç bir alâkası kalmayan Kâ'beden uzaklaştırılması gerekiyordu.
Tevbe Sûresi âyetleri bunu emrediyordu. Fakat, Hac mevsimi başlamış, müşrikler
de öteden beriden toplanmışlardı. Bu toplantıdan faydalanarak şirk ile îmân
arasında her türlü bağın kesilmiş olduğunu bildirmek, yalnız kendileriyle
yapılmış olan andlaşmalara saygı gösterileceğini ilân etmek lâzım geliyordu:
(521).
Hac ibâdeti eda edilirken, halkın "Minâ"da
toplandığı bir sırada, Nahr günü (Zilhiccenin onuncu günü), Hazreti Ali de, "Cemrei
Akabe" de bir hutbe söyledi:
- 'Ey Nâs! Ben size Rasûl-i Ekrem
tarafından geliyorum." diye sözüne başladı. "Berâe - Tevbe" Sûresinin baş
tarafındaki âyetleri okudu. Dört şeyi size bildirmeğe memurum:
1) Mü'minden başka, hiç kimse
cennete giremez.
2) Bu yıldan sonra (dokuzuncu
Hicret yılı), hiç bir müşrik, Kâ'beye yaklaşmayacak.
3) Hiç kimse, Kâ'beyi çıplak
tavaf etmiyecek.
4) Her kimin Rasûl-i Ekremle
yaptığı muahede varsa, müddeti sona erinceye kadar, ona saygı gösterilecek dedi.
Hazreti Ali'nin Tevbe Sûresinden okuduğu âyetlerden bir kısmı şunlardı:
- "Bu (bir berâettir) müşrikler
içinde, kendileriyle muahede. yaptığınız kimselere karşı, Allah ile
Peygamberinin ilişkilerini kesmeleridir.
"Siz müşrikler, yeryüzünde dört ay
(Şevval, Zilka'de,. Zilhicce, Muharrem) emin olarak gezebilirsiniz. Biliniz ki,
siz, Allahı âciz kılamı-yacaksınız. Allah, kâfirleri rüsvay edecektir.
"Bu, Allahın ve Peygamberinin "Haca
Ekber" günü nâsa ilânıdır: Allah ile Peygamberi, kâfirlerden her ilişiğini
kesmiştir. Eğer siz tevbe ederseniz, hakkınızda hayırlı olur. Yüz çevirirseniz,
biliniz ki, siz, Alla-hı âciz kılamıyacaksınız. Kâfirlere acıklı azabı müjdele!
"Ancak, sizinle muahede yaptıktan
sonra, taahhüdlerini tastamam ifa ederek, muahede şartlarından hiç bir şey
eksiltmeyen, aleyhinizde başkalarıyle uzlaşmayan müşrikler müstesnadır. Bunlarla
muahedelerin müddeti tamamlanıncaya kadar muahede hükümlerine riayet edin.
Allah, ahdini bozmaktan sakınanları sever." (522).
"Ey îmân edenler! Müşrikler (arsız,
çirkin hareketleri ve Kâ'benin etrafında çırıl çıplak dolaşarak tavaf etmeleri
yüzünden) murdar insanlardır. Artık, bu yıldan (dokuzuncu Hicret yılından)
sonra, Mescidi Harama yaklaşmasınlar. Eğer darlıktan (kazancın azalmasından)
korkarsanız, Allah, dileyince, inayetinden sizi zengin kılar. Çünkü Allah, her
şeyi bilir, her işi hikmetle yapar." (523).
Hazreti Ali, bunları bilirdi. O
günden sonra, hiç bir müşrik Hacca gelemedi. Hiç bir çıplak, Kâ'beyi tavaf
edemedi. Taberî Tarihi der ki: (524).
- "Bu ilândan sonra, bütün müşrikler
müslüman olmuşlardır."
M.Zekâ Konrapa
![]() |