İslâm Harblerinin Hakikî Mânası

        Asr-ı Seâdet adındaki eserin müellifi der ki:
        - "Avrupalı yazarlar, Rasûl-i Ekrem Efendimizin yapmış bulunduğu gazvelerin sebeplerini ve mahiyyetini kavrıyamamışlar, bu yüzden hataya düşmüşler, içlerinde iyi niyyet sahibi olanlar bile, kendilerini bu hatâdan kurtaramamışlardı." (449).
        Peygamber Efendimizin askerî hareketleri, iki takımda toplanmaktadır: Seriyyeler, gazveler.
        Seriyyeleri zarurî kılan sebepler şunlardı:
        1) Düşmanın ahvalinden haber almak için gönderilen keşif yolları,
        2) Düşmanın hazırlıklarını anlamak için yapılan askerî yürüyüş,
        3) Kureyşin ticaret yollarını keserek, müslümanlara Kâ'be ziyaretini sağlamak için girişilen hareketler
        4) Asayişi korumak için, etrafa gönderilen askerî birlikler.
        5) İslâm mürşidlerini koruyabilmek için, yanlarına verilen muhafız birlikler.
        Ancak, bu askerî kuvvetlerde silâh kullanmak salâhiyyeti yoktu. Esasen seriyyeler, ufak askerî yürüyüşlerdi. Bunlarla büyük hareketlere girişilemezdi.
        Rasûl-i Ekrem'in gazvelerinin de başlıca iki sebebi vardı:
        1. Düşmanın müslümanlara karşı saldırışlarına mukabele için yapılan müdafaa harbleri.
        2. Düşman tarafından beklenen tecavüzü önleyici askerî tedbirler.
        Rasûl-i Ekremin giriştiği islâm harblerini iki şekilde inceleyebiliriz:
        Birincileri, müdafaa harbleri:
        Müslümanların düşmanlarına karşı nefislerini müdafaa için yapmak zorunda kaldıkları bu birinci kısım savaşlarda, düşman tarafından tecavüze uğramadıkça, müslümanlar mukabelede bulunmamışlardı. Bedir, Uhud, Hendek gazvelerinde, hep müdafaa zarureti yüzünden savaşılmış, bu hal, uzun süre devam eylemişti.
        İkinci şekil harbler, tecavüz harbleri:
        Fakat, bu tecavüz harbleri, zulüm yapmak için değildi. Misliyle mukabeleden ibaretti. Aynı zamanda bu harblerde "cihad ve müslümanlığı yayma" (İ'lâ-i Kelimetullah) maksadı da vardı. İslâm dininde, harb hükümlerine ve şartlarına aid yetmişten fazla âyet vardır: (450)
        Şurası muhakkaktır ki, müslümanlık bazı Avrupa yazarlarının ileri sürdükleri gibi, "kılıç kuvveti" ile yayılmış bir din değildir. Herşeyde olduğu gibi, din konusunda da ilme ve akla dayanan deliller, ancak söz anlayanlar içindir. Aklı ve mantığı tanımak istemiyenlere, fırsat düşünce her hakkı çiğneyenlere karşı, yalnız kılıç cevap verebilir.
        Esasında iyi bir şey olmayan harb, çok defa fenalıkları önlemek için meşru sayılmıştır. Bu bakımdan İslâm harbleri, yerine göre, "müdafaa harbleri", yerine göre de "taarruz harbleri" olmuştur.
        Ancak, bir harbin dinî bir vazife olabilmesi için, "Hak yolunda" yapılmış olması gerekir. Zulme boyun eğmek, zulmü terviç etmek demek olacağı gibi, hakkı yerine getirmeye çalışmamak da din fikrine aykırı olur. Bu sebepten islâm dininde cihad, İslâmı yayma bakımından meşrudur, farzdır.
        Bu mütalaa bakımından İslâm harblerini, sırf müdafaa harbi olarak göstermek de doğru olamaz. Düşmanın tecavüzünü önlemek için, düşmandan önce hareket edemiyenler, çok defa, müdafaadan da mahrum kalırlar. Bu yüzden müslümanlığa, müdafaa meşru olduğu gibi, Allah yolunda olmak şartıyla, taarruz da meşru olmuş, hattâ, bir vazife bile sayılmıştır.
        Hâsılı, islâmın hiç bir dinde görülmeyen "yayılma mucizesi"ni sırf silâh kuvvetine vermek nasıl büyük bir iftira ise, müslamanlığın bu yayılma işinde silâhın hiçbir hizmeti yoktur, demek de İslâmın ruhuna uygun düşmez.":(451).
        Asr-ı Seâdette şöyle deniliyor: Görünüşte en kanlı bir hareket olan harb, müslümanlık sayesinde ulviyet kazandı. Müslümanlar, cihadı bir ibâdet olarak telâkkî etmeğe başladı. Çünkü cihadın gayesi,
        1) Mazlumları zâlimin elinden almak,
        2) Zayıfları, kuvvetlilerin pençesinden kurtarmak." (452).
        Kur'ân-ı Kerîmde "kıtal" âyetleri iki kışıma ayrılır: Bir kısmı yalnız savaşa izin verildiğini bildirir: (453). Bir kısmı da "cihad"ı (Allah yolunda harb) emrediyor, vücûbu (vâcib olmak) bildiriyor: (454).
        İlk önce, (Mekke devrinde) Rasûl-i Ekreme, vaaz ve nasihat yoluyla hareket etmesi tavsiye olunuyordu:(455). Sonra, savaşa izin verildi: (456). Fakat, bunlar, derece derece, siyaset gereğince varit ve nazil olan ilâhî emirler, âyetlerdir. (457).


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz