![]() |
Heyberin Fethi (6/628)
Bilindiği gibi, müslümanlarla yahudiler arasında siyasî münasebetler, Rasûl-i
Ekrem Efendimizin Medine hicretiyle başladı. Hayberin Fethiyle sona erdi.
Başlıca beş safha geçirmiş oldu
1) Ensâr ile yahudiler arasında vatandaşlık andlaşması
2) Benî Kaynuka' Gazvesi
3) Benî Nadîr Gazvesi
4) Benî Kurayza Gazvesi
5) Hayberin Fethi.
Hayber, Arab yarımadasında, Medine'nin kuzey-doğusunda, büyük ve kuvvetli bir
şehirdi. Medine'den dört günlük (200 kilometrelik) bir mesafede, Suriye
tarafında bulunuyordu. Etrafında çeşitli kaleler, birçok hurmalıklar, faydalı
topraklar vardı. Rasûl-i Ekrem devrinde, yahudiliğin merkezi halini almıştı.
Medine'den çıkarılan yahudiler Hayberde toplanmışlar, Ahtab oğlu Huyye gibi Benî
Nadîr başkanları hep orada birleşmişlerdi. Hayber müslümanlara karşı bütün
Arabları ayaklandırmak için adetâ bir fesat ocağı halini almıştı. Hendek
Gazvesinde Kureyşin müttefik kuvvetlerini harekete geçiren hep bu zengin
yahudilerdi. Mekkeliler, bedevîleri birleştirerek Medine'nin kuşatılmasına
teşvik ettikleri gibi, Benî Kurayzaya da ahdlerini bozdurarak müttefiklerle
işbirliği yaptırmışlardı. Hendek harbinde müttefikler bir iş yapamamış,
Medine'de, bu yüzden müslümanların mevkii kuvvetlenmişti. Fakat, yahudi-lerin bu
düşmanlığı eksilmemişti. Yahudiler, münafıkların başkanı Abdullah ile gizli
gizli buluşuyorlar, toplantılar yapıyorlardı.
Hudeybiye barış andlaşmasmın, görünüşte müslümanların aleyhinde olarak
hazırlanmış olması İslâm cephesinin kuvvetsizliğine delil sayılmıştı.
İslâmın çeşitli düşmanları vardı. En mühimleri müşriklerle yahudilerdi.
Hıristiyanların Arabistan'da nüfuzları, bunlar derecesinde değildi. Müşriklerle
yahudiler arasında derin bir din ayrılığı bulunduğu halde, siyasî menfaat, bu
iki din düşmanını, müslümanlara karşı birleştiriyordu.
Hudeybiye muahedesiyle müslümanlar, artık müşriklerden emin olmuşlardı. Hayberin
fethi ile de, Rasûl-i Ekrem devrine aid "yahudi meselesi" kapanmış oldu.
Hayberin fethinden önceydi: Bedevî Arablardan Ğâtafan kabilesi, Hay-ber
yahudilerinin hem komşusu, hem de müttefiki bulunuyordu. Rasûl-i Ekrem ise,
Hayber ahalisi ile bir barış anlaşması yapmak istiyordu. Hattâ bu is için,
ashâbdan Ravâha oğlu Abdullahı Haybere kadar yollamıştı.
Yahudilerin niyyetleri kötüydü. Hazreti Peygamberle anlaşmaya yanaşmadılar.
Münafıkların başkanı Abdullah, bunları savaşa teşvik ediyordu. Hayber yahudiler!,
Ğâtafan ile birtakım tertibata başlamış. Medine üzerine bir ordu göndermeyi
düşünüyorlardı.
İşte o zaman Rasûl-i Ekrem, yahudilerin Ğâtafan kabilesiyle birleşerek Medineye
saldırmalarına mâni olmak için, hemen harekete karar verdi. Hareketinden önce
de:
- "Bizimle ancak cihadı istiyenler gelsin!" diye, ashabına ilân etti.
Vakıa, Rasûl-i Ekremin bütün gazaları, hep müdafaa savaşıydı. Hâdiselerin içyüzü
görülür, olaylar, etraflıca incelenirse hakikat kendiliğinden meydana çıkar.
Hudeybiye barışından sonraydı: Hicretin yedinci yılı Muharreminde, Rasûl-i
Ekrem, (200 atlı, 1600 yaya) bir askerî birlikle Medine'den harekete geçti. Bu
kuvvet için üç sancak hazırlandı. Bu üç sancaktan biri: Hubâb'a diğeri:
Ubâdeoğlu Sa'd'e, üçüncüsü, siyah renkli Peygamber sancağı da: Ali'ye verildi. O
zamana kadar, müslüman kıtalarında yalnız küçük bayraklar vardı.
İslâm ordusu, ilk adımda, Hayberle Ğâtafan arasında "Racî" mevkîini tuttu.
Burasını ordu merkezi yaptı. Bu hareketiyle iki düşmanın birleşmelerini önlemiş
oldu.
Rasûl-i Ekremin bu hareketi, münafıklar tarafından hemen Hayber ahalisine
ulaştırıldı. Yahudiler de müttefiklerinden yardım istediler.
Vakıa, Ğatafan kabilesi, Hayber yahudilerinin hemen yardımına koştular. Fakat,
İslâm ordusunun Racî mevkiine gelmiş olduğunu duyunca, korkularından geri
dönmeğe mecbur kadılar: (404) Bu sebepten yahudiler, müttefiklerinden yardım
göremedi. Yapayalnız, savaşı kabul etmek zorunda kaldılar.
Rasûl-i Ekrem, Haybere sabahleyin vardı.Yahudilere yine sulh teklifinde bulundu.
Reddedildiğini görünce, arkadaşlarını cihada davet etti.
Müslümanlığın gayesi, hakikati herkese bildirmekti. Bu vazifeyi yaparken
karşısına bir engel çıkmazsa müslümanlık, harb açmaya, başkalarını kendi idaresi
altına almaya lüzum bile görmez. Yapılacak bir sulh muahedesiyle işi tatlıya
bağlar. Ancak, herhangi bir topluluk, müslümanlığı tehdide kalkar, onu yoketmeye
kasdederse, o zaman, müslümanlar da kendilerini müdafaa için silâha sarılırlar.
O topluluğa üstün gelmeye çalışırlar. Hayber şehri bu şartlar altında,
müslümanlar tarafından fethedilen ilk ülke oldu. (405).
Hayber, bahçeleriyle, sebze tarlalarıyla, hurmalıklarıyla, köşkleriyle, ka-leleriyle
şöhret yapmış; büyük, zengin ve kuvvetli bir şehirdi. Hayberin sekiz kalesi
vardı. Bu kalelerde yirmi bin asker bulunuyordu. En kuvvetlisi "Kamus"
kalesiydi: (406). Kamus kalesinin kumandanı Merhab idi. Merhab çok cesur,
Arabların bin cenkçiye eşit saydığı bir pehlivandı.
İbn-i Hişâma göre, Rasûl-i Ekrem, her şehre girdiği zaman:
- "Yâ Rabbi. biz senden bu ülkenin, bu ülke ahalisinin iyiliğini isteriz.
Şerrinden sana sığınırız!" duasını tekrar ederdi.
Hiç bir yere geceleyin hücum etmezdi.
Rasûl-i Ekremin yanında Ebûbekr, Ömer, Ali ve Zeyd gibi arkadaşları bulunurdu.
Kuvvetli olduğu halde, bütün kaleler birer birer alındı. Çünkü müslümanlar, her
kale önünde kahramanca döğüşüyorlardı. İlk kale, on gün muhasaradan sonra ele
geçti. Fakat, Kamus kalesi yirmi gün dayandı. Ashabın birçoğu^ sırayla, orduya
kumanda etmişler, hücuma geçmişler, fakat, kalenin alınması mümkün olamamıştı. O
zaman Rasûl-i Ekrem:
- "Yarın sancağımı, Allahın kendisine zafer ihsan buyuracağı bir zâta vereceğim.
Bu zât. Allahı ve Peygamberi seven ve onlar tarafından sevilen bir adamdır."
buyurdu. Herkesi merak içinde bıraktı. Ertesi günü, sabahleyin Rasûl-i Ek rem,
"Ali"yi çağırdı ve sancağı eline verdi.
Hazreti Ali, yahudiler! önce İslama çağırdı. Kabul etmediklerini görünce, onlara
sulh teklifinde bulundu. Sulh da reddolununca, savaş tazelendi. Yahudilerin
şöhretli kumandanı Merhab, kaleden çıktı. Müslümanlara meydan okudu. Er diledi.
Fakat, Hazreti Ali, karşısına çıktı. Onunla kahramanca doğuştu. Bu korkunç
pehlivanı yere serdi. Kale alındı. Yeise düşen yahudiler de teslim bayrağını
çekti.
Hazreti Ali, Hayber fâtihi oldu: (407). Hayber toprakları müslümanların eline
geçti. Bu suretle, yahudilerin fesadı, sona ermiş oldu.
Hayber Gazasında yahudilerden doksan üç kişi ölmüş, müslümanlar on-beş şehîd
vermişti. Hayber seferi esnasında müslüman kadınları da orduya katılmış:
- "Askere yardım etmek, hastalara ilâç vermek, harb sahasında askere ok
yetiştirmek için geldik!" demişler, Rasûl-i Ekrem de onları kabul etmiş,
Hayberin ganimetleri dağıtılırken, onlara da hisse vermişti: (408).
Hayber zaferinden sonra, yahudiler, kendi topraklarında yarıcı olarak kalmak
istediler. Her sene hâsılatın yarısını Beytülmâle (hazineye) bırakacaklarına söz
verdiler. Yahudilerin bu teklifi kabul edildi. Çünkü, Hayber topraklarını
işletecek insana ihtiyaç vardı. Saltanatları yıkılan yahudiler, Hazreti Ömer
zamanına kadar yerlerinde bırakıldı, hattâ ele geçen "Tevrat" nüshaları bile
kendilerine iade olundu.
Rasûl-i Ekrem, her sene, mahsûl zamanı, Ravâha oğlu Abdullahı Hay-bere
gönderirdi. Abdullah, hâsılatı ikiye ayırır; yarısını yahudilere bırakır, diğer
yarısını da Medine'ye gönderirdi: (409). Yahudiler, onun gösterdiği adaletten
son derece memnun olurlar: - Muhakkak ki, yer ve gök, bu tarafsız adalet
üzerinde duruyor" derlerdi: (410).
Hayber'in fethi sırasında, onaltı kişilik son Ca'fer kafilesi de Habeşistan-dan
dönmüş bulunuyordu. Rasûl-i Ekrem, son derece memnun olmuş: -Hangisine
sevineceğimi bilemiyorum. Hayberin fethine mi, yoksa, Ca'ferin gelişine mi?"
buyurmuşlardı: (411). Hayber ganimetlerinden bunlara da hisse ayrıldı.
Rasûl-i Ekrem, zaferden sona, Hayberde birkaç gün kaldı. Bu esnada, yahudiler de
Peygamberimize suikasd yapmayı düşünmüşlerdi:
Bir gün Yahudi başkanlarından Hâris'in kızı Zeyneb Peygamberimizi as-hâbiyle
birlikte yemeğe çağırdı. Zeyneb, Rasûl-i Ekremi zehirlemeye teşvik olunmuştu.
Misafirlerine kızartılmış bir koyun ikram etti. Halbuki, pişirilmiş bu koyun
zehirliydi. Hz. Peygamber ilk lokmada bunu anladı. Fakat arkadaşlarından Bişr,
birkaç lokma almış ve zehirlenmişti.
Yahudiler, müslümanlardan gördükleri yüksek insanlık muamelesine rağmen,
hainlikten vazgeçmemiş, yüreklerinde bulunan düşmanlık sönmemişti. Hazreti
Ömer'in halifeliği zamanına kadar yahudiler, el altından entrikalar çevirmekten
geri kalmamışlardı.
Zeyneb, cinayetini inkâr etmedi ve sebebini de şöyle anlattı:
- "Babam, amcam, kocam, kardeşim, arka arkaya harbde öldüler. Onların intikamını
almak için yaptım!" dedi, cürmünü itiraf etti: (412). Yahudiler de:
- "Biz sizi tecrübe için zehirledik! Siz hak peygamberseniz, bu yemek sizi
müteessir etmez. Fakat, zehirlenirseniz herkes de sizden kurtulmuş olur!'
demişlerdi: (413).
Zeynebin babası Haris, kocası Selâm idi. Rasûl-i Ekrem, kendi şahsına karşı
yapılan herhangi bir hareketin intikamını almazdı. Zeynebi de önce affetti.
Fakat, sonra, zehirlenen Bişr ölünce, mirasçılar, Zeyneb aleyhinde dâva açtılar.
Kısasını istediler. Zeyneb de zehir içirilerek idam edildi (414). Fakat, bütün
yahudiler, kalblerinde besledikleri İslâm düşmanlığına bakılmıyarak affedildi.
Hayber esirleri arasında Ahtab oğlu Huyyenin kızı Safiyye de vardı. Sa-fiyyenin
babası, Benî Nadîr'in başkanı olduğu gibi, validesi de Benî Kurayza reisinin
kızıydı. Safiyye, önce, Selâm ile evlenmiş ve ayrılmış, sonra Kinâne ile
evlenmiş; Kinâne de Hayber harbinde öldürüldüğü için dul kalmıştı. Safiyye,
yahudiler içinde en yüksek mevki sahibi bir kadındı. Rasûl-i Ekrem, ya-hudilerle
müslümanlar arasındaki düşmanlığı kaldırmak için, Safiyyeyi azad etti. Sonra
onunla evlendi. Bu suretle, onun makamını korudu. Bir tarafdan Safiyyeyi memnun
etti, bir taraftan da siyasî ve dinî bir takım faydalar sağladi. Asıl adı
Safiyyedeğildi. Arab ananesine göre esirler arasında, Rasûl-i Ekremin hissesine
düştüğü için bu ismi almıştı: (415).
Hayber muhasarası devam ederken Rasûl-i Ekrem, "Fedek" ahalisini İslama davet
için oraya mümessil göndermişti. Fedek, Medine'ye iki günlük mesafede bulunan
bir yahudi köyü idi. Fedekliler, reislerini göndererek topraklarını Rasûl-i
Ekreme bıraktılar. Yalnız, kendi topraklarında kendilerinin "yarıcı" olarak
bırakılmalarını dilediler. Bunların da istekleri yerine getirildi.
Hayber kan dökülerek alındığı için, arazisinin ancak beşte biri Rasûl-i Ekrem'e
aid bulunuyordu. Fakat, Fedek sulh yoluyla alındığından, bütün toprakları,
Resûlüllaha bırakıldı. Vaktiyle Benî Nadîr toprakları da böyle yapılmıştı: (416)
Şu hale göre, Fedek ve Benî Nadîr arazisi ile Hayberin beşte biri, Rasûl-i
Ekreme aid toprak sırasına geçmiş oldu: (417l
Hayber'den Medine'ye dönülürken, yolda "Vâdilkurâ" nahiyesi fethedildi. Rasûl-i
Ekrem, burada harb etmek istememişti. Fakat yahudiler, müslümanlara ok
yağdırmaya başlamışlardı. Bu sebepten bir çarpışma oldu. Yahudiler silâhlarını
bıraktılar. Hayber yahudilerinin şartlarına razı oldular. Vâdilkurâ yahudiler!
de, Hayberliler gibi yarıcı olarak yerlerinde bırakıldı. Safer ayında Medine'ye
dönüldü.
M.Zekâ Konrapa
![]() |