![]() |
İlk İslâm - Yahudi Münasebeti (1/623)
Müslümanlığın azılı düşmanı müşriklerdi. Tehlikeli düşmanı da yahudiler oldu.
Yahudiler, Medine'nin mühim bir unsuruydu. Medine yahudileri: (Benî Kaynuka',
Benî Nadîr Benî Kurayza olmak üzere) üçe ayrılmıştı. Bunların kimisi Medine'nin
içinde, kimisi dışında, metanetli kalelerde yaşarlar, çiftçilikle, san'atla,
ticaretle faizcilikle uğraşırlardı. Bu yüzden zengin olmuşlardı. Evs ve Hazrec
adındaki, Medineli Arab kabilelerine ödünç para verirler, müthiş faiz alırlardı.
Medinenin bütün servet kaynakları, Medineli yahudilerin elle-rindeydi. Medinede
kendileriyle rekabet edebilecek kimse yoktu. Yahudiler, borçluların yalnız
mallarına, mülklerine değil, zevcelerine, çocuklarına bile sahip oluyorlardı.
Çünkü birçoklarından zevcelerini ve çocuklarını rehin olarak alıyorlardı: (381).
Yahudilerin Mekkeli müşriklerle de ticarî münasebetleri pek kuvvetliydi.
Zenginlik yahudilerin ahlâkını
bozmuş, ihtiraslarinı artırmış, bu suretle çeşitli zina ve fuhuş almış,
yürümüştü. Medine'de bulunan puta tapıcı Arab-lar (yani Evs ve Hazrec
kabileleri), din ve bilgi bakımından yahudilerden çok aşağı derecede ve
seviyyede bulunuyorlardı.
Ancak, Medine'de yahudilerin bu maddî
ve ilmî nüfuzlarına en büyük darbeyi indiren "Müslümanlık" oldu. Vakıa, Rasûl-i
Ekrem, Hicretin birinci yılında, ensâr ile muhacirleri biribirlerine nasıl
kardeş yaparak İslâm birliğini kuvvetlendirmişse, ensâr ile Medine yahudilerini
de "vatandaşlık" muahe-deleriyle biribirlerine bağlamış oldu. Bu andlaşmalara
göre, müslümanlarla yahudiler kendi dinlerinde serbest olacaklar; fakat,
Medineye hariçten yapılacak her türlü düşman tecavüzlerine karşı, müslümanlarla
yahudiler, müşterek vatanlarını elbirliğiyle müdafaa edecekler, iki taraftan
birisi, üçüncü bir düşmanla harb edecek olursa, diğeri ona yardımda bulunacak,
sulh yaparsa, yapılan bu sulhu de tanıyacak, yalnız iki taraftan hiçbiri,
Kureyşîleri himaye etmeyecek, suçluyu, akrabasından bile olsa saklamıyacak,
yahudilerle müslümanlar arasında çıkacak her çeşit anlaşmazlıkta Rasûl-i Ekrem,
"hakemlik" vazifesi yapacaktı: (382).
Müslümanlarla yahudiler arasında
yapılan bu vatandaşlık andlaşması gösteriyor ki, müslümanlık, daha yedinci
yüzyılda bütün dünyaya "vicdan hürriyeti" örneğini vermiş oluyordu.
Rasûl-i Ekrem hicret münasebetiyle
Medineye gelir gelmez, Medine'de bulunan bütün yahudilerle ayrı ayrı muahedeler
yapmıştı.
Fakat, İslâm dini, bütün
ahlâksızlıkları kötülediği için, yahudilerin ahlâksızlıkları da ortaya konulmuş
oluyordu. Kur'ân-ı Kerîmde, hususiyle "Mâide" ve "Nisa" sûrelerinde bulunan
âyetlerde yahudilerin ahlâksızlıkları bildiriliyordu. Bu yüzden yahudiler,
müslümanlığa düşman olmuşlardı. İslâmın Medinede nüfuzunu kendi nüfuzlarına
karşı tehlikeli gören yahudiler, bu düşmanlığı daha ileri götürebilmek için,
Kureyşîler tarafını tutuyorlardı.
Bir taraftan, müslümanlığı kabul
etmiş olan Evs ve Hazrec kabilelerinin arasını açarak câhiliyet devrinden kalma
eski rekabeti canlandırmaya çalışırken diğer taraftan da bir çok yahudiler, bir
gün evvel müslümanlığa giriyorlar, bir gün sonra (ertesi günü) müslümanlıktan
çıkıyorlar, bu suretle İslâm dinini küçük düşürmek istiyorlardı.
Yahudiler arasında İslâm düşmanlığı o
derece ileri gitmiş idi ki, Yahudiler "ehli kitâb" dan oldukları halde,
müslümanlığa karşı müşrikliği bile tercih ediyorlardı. Rasûl-i Ekreme karşı
çirkin kelimeler kullanmaktan cekinmiyorlardı.
Dillerini dolaştırarak kelimeleri
yanlış söylüyorlar. Kur'ân âyetlerini mânâsını bozacak şekle sokuyorlardı.
Müslümanlığa hurafeciliği sokan, eski is-raîloğulları hikâyelerini aşılayan
yahudiler oldu. Aynı sebep yüzünden yahudiler, münafıklarla da anlaşıyorlardı.
M.Zekâ Konrapa
![]() |