![]() |
Ebû Müse'l-Eş'arî. -radıyallahu anh-
Adı: Abdullah künyesi: Ebû Musa, babası: Kays, annesi: Tayyibe'dir. Ebû
Musa, babası tarafından, Yemende "Eş'ar" kabilesindendi. (Eş'ar, çok kıllı
demektir.)
Mekke'de İslâmın doğuşu Yemende
duyulunca, Eş'arî ailesi de müslümanlığı kabul etmişti. Rasûl-i Ekremi görmek
üzere, Hicaza gitmek için, Yemen limanından bir gemiye binerek deniz yoluyla
hareket etmiş bulunan Ebû Musa ailesi, havanın fenalığı yüzünden Habeş
topraklarına çıkmak zorunda kalmıştı. Orada, Hazreti Ca'ferin başkanlığında
ikinci Habeş hicretine katılan Mekkeli muhacirlerle karşılaşarak Habeşistanda
bir müddet kaldılar. Daha sonra, Ca'fer Tayyar ile birlikte Habeşistandan
Medine'ye göç ettiler. Bu sırada Rasûl-i Ekrem, Hayberin fethiyle uğraşıyordu.
Ebû Musa ailesi, Hayberin fethine yetişti. Hattâ, ganimetten hisse bile
almışlardı.
Ebû Musa, Mekke fethinde de bulundu.
Huneyn Gazasına katıldı. Evtâs harbinde şehîd düşen amcası Ebû Âmir-i Eş'arîden
sonra harbi idare etti ve kazandı.
Rasûl-i Ekrem Tebük seferinden sonra,
iki zatı zekât âmili (memuru) olarak Yemene göndermişti. Bunlardan biri Ebû
Muse'l-Eş'arî (Abdullah ibni Kays), diğeri Muâz ibni Cebel idi.
Veda Haccında Ebû Musa Yemenden
geldi. Rasûf-i Ekremle birlikte Hac farizasını ifâ etti. Hazreti Ömer'in
halifeliği zamanında Basra ve Küfe valiliklerini yaparken, Irak ve iran
fetihlerinde de bulundu.
Hazreti Osman zamanında, Basra
valiliğinden azledilmişti. Fakat, bir müddet açıkta kaldıktan sonra, Küfe
valiliğine getirildi. Hazreti Ali ile Mekke muhalifleri arasında ihtilâf
başgösterince, vali Ebû Musa tarafsız kalmış, hattâ Küfeye gelmiş bulunan
Hazreti Alinin büyük oğlu Hazreti Hasan'a şunları söylemişti:
- "Rasûl-i Ekremden duydum: - Yakında
müslümanlar arasında öyle bir fitne kopacak ki, o zaman oturan, ayakta durandan,
ayakta duran yürüyenden piyade süvariden hayırlıdır. Cenab-ı Hak, bizi kardeş
yaptı. Birbirimizin kanını, malını haram kıldı." buyurdu: (İbni Esîr).
Bundan sonra, Cemel ve Sıffîn
savaşları yapıldı. Pek çok kan döküldü. Sonunda, hakemler Dûmetülcendel
kasabasında toplandı. Hazreti Ali, kendisini temsil edecek olan Ebû Mûsâyı
dörtyüz askerle Küfeden yola çıkardı. Şam valisi Muâviye de kendi hakemi As oğlu
Amri yine dörtyüz kişi ile toplantı yerine yolladı.
Ebû Musa, İslâm birliği taraftarıydı.
Bu birliğin bozulmasından üzüntü duyuyordu. İslâm birliğinin tekrar
kurulabilmesi için, kanaatini hakemler konuşmalarında açığa vurmuş, halifelik
meselesinin halli için tekrar şûraya başvurulmasını istemişti (261. sahifedeki
As oğlu Amr maddesine bakınız!).
Rahmetli Ömer Rıza Doğrul der ki:
- "Birçok tarihçinin, Ebû Mûsâyı,
saflığından bahsederek, tenkid etmeleri haksızlıktır. Ebû Musa, hakemlik işinde
ittifakla verilen kararı bildirmiştir. Amr ise, verilen kararı bozmuştur. Amrin
hareketinde hilekârlık görülür. Ebû Musa ise, vazifesini hakkiyle yapmış,
ümmetin birliğini sağlamayı düşünmüş. Osmanın ölümünden sonra, âsilerin zoruyla
yapılan seçimin yenilenmesini müdafaa etmiştir. Amrin hareketi bir muvaffakiyet
değil, bilâkis "hakem usulünü" iflâs ettiren bir hareketti. İki taraf arasındaki
mücadele, Hazreti Ali'nin şahadetine kadar sürdü. Bundan dolayı, Ebû Mûsâyı
tenkid etmek, Ebû Mûsâyı değil, doğruluğunu tenkid etmek olur."
Ebû Musa ölünceye kadar Mekke'de
kaldı. Orada vefat eyledi: (42/662 veya 44/664). Hafız Zehebîye göre, Ebû Musa
asr-ı seâdette fetva veren dört büyük sahabeden biriydi (diğer üçü: Hazreti
Ömer, Hz. Ali ve Muâz idi).
Hazreti Âişe der ki: Ebû Musa,
sabahları Mescidde Kur'ân okurdu. Rasûl-i Ekrem onun son derece güzel sesiyle
Kur'ân tilâvet etmesinden memnun olurdu: (İbn-i Sa'din Taba-katı), Ebû Musa,
Rasûl-i Ekremden üçyüzaltmış hadîs rivayet etmişti: (El-hakaik, C. 1) Tabiînden
Esved: -Küfede Hazreti Ali ve Hazreti Ebû Musa derecesinde ilim sahibi kimse
yoktu, dermiş. Hazreti Ali de: "- Bu zat, baştan ayağa ilimdir." sözüyle Ebû
Musa'nın derecesini yükseltmişti: (Asr-ı Seâdet, Peygamberimiz Ashabı, C.2)
M.Zekâ Konrapa
![]() |