Hazreti Âişe -radıyallahu anha-

        Babası: Ebûbekr, annesi: Zeyneb (Ümmü Ruman) idi. Rasûl-i Ekreme peygamberlik gelmezden dört sene evvel, Mekkede doğdu. Hicretin 58 inci senesi (677) Medine'de vefat etti. Vasiyyetine göre, "Cennetülbakî"de, geceleyin gömüldü. 74 yaşındaydı. Namazını, Mervan zamanında, Medine valisi bulunan "Ebû Hüreyre" kıldırdı.
        Peygamberlik devrinin onüç.üncü yılıydı. Hazreti Âişe 14 yaşında, Rasûl-i Ekremle nişanlanmıştı. Üç yıl sonra, Medineye hicret etti. İlk hicret senesi evlendiği zaman, 18 yaşında bulunuyordu. Rasûl-i Ekrem, kendisini çok severdi. Son hastalığı esnasında, bütün zevcelerinin rızalariyle Hazreti Âişenin yanında kaldı. Son nefesini, onun evinde verdi. "Hücre-i Seâdet" denilen türbesi, Hazreti Âişenin odası oldu.
        İslâm tarihinde Hazreti Âişenin mevkii, bilhassa ilim bakımından çok yüksekti. Rasûl-i Ekremden pek çok hadîs rivayet etmiş, şer'î hükümlerin dörtte biri, Hazreti Âişenin rivayetlerine dayanmış bulunmaktadır. Hazreti Ebûbekr, Ömer ve Osman devirlerinde Hazreti Âişe, fetvalar bile vermişti. (Asr-ı Seâdet, C. 2, S. 998).
        Halife Osman, şehid edildiği zaman Âişe Medinede değildi. Hacc farizasını yerine getirmek üzere, Medine'den Mekke'ye gitmiş bulunuyordu. Hacc dönüşü Medine'ye giderken, Hazreti Osmanın acıklı ölümünü duymuş, katillerin Medine'ye hakim oluşunu, Hazreti Ali'nin halifeliğini öğrenmişti. Bu hâdiselerden son derece müteessir oldu. Yoldan geri döndü. Mekke'ye geldi, çünkü, Medine anarşi içinde bulunuyordu. Talha ile Zübeyr de Mekke'ye gelmiş, Medine'de olup bitenleri Hazreti Âişeye anlatmışlardı. Bu suretle, kanaati kuvvetlenen Hazreti Âişe, Osmanın intikamını almak için herkesi başına toplamaya başladı.
        - "Halife Osmanın kanı, fesatçı bir cemiyet tarafından haksız yere dökülmüştür. Katiller tutulmalı, hemen cezalarını görmeli, Halifeliğin nüfuzu, müslümanlığın şerefi kurtarılmalı (ibn-i Esîr). Bunlar yapılmazsa, Ali'nin halifeliğini tasdik etmek câiz olamaz." deniliyordu. Mekke muhalifleri yalnız Âişe, Talha ve Zübeyrden ibaret değildi. Ali ile savaşmak için Basra'ya doğru yollanmışlardı.
        Ancak, Osmanfaciasınıincelemek, katilleri bularak derhal cezalarını vermek, Ali için kolay değildi. Çünkü, Ali'nin bir kuvveti yoktu. Fazla olarak, Osmanın düşmanları, Ali'nin safında yer almış bulunuyordu. Hazreti Ali, bunları başından atamıyordu. Bir de Hazreti Ali, iş başına gelir gelmez, Osmanın valilerini hemen değiştirivermişti. Bu hal, Ali'nin Osman'a düşman olduğu kanaatini doğurmuştu ve bu yüzden halifeye karşı yapılan isyan hareketi meşru sayılıyordu.
        Hazreti Ali, harbetmek istemiyordu. Yanında bulunan Kûfeli "Ka'ka"ı Basra'ya gönderdi. İki taraf arasında harbin çıkmasına manî olacak çareyi bulmasını tavsiye etti. Ka'ka, Basra'da Hazreti Âişe ile Talha ve Zübeyr ile görüştü. Aralarında anlaşma hâsıl oldu. İki tarafın niyetleri temiz, şahsî menfaatten uzaktı. Yalnız, aralarında görüş ayrılıkları vardı. Bu ayrılığı da Ka'ka' gidermeye muvaffak olmuştu.
        Hazreti Ali, Basra'ya gitti. Burada ayrı ayrı temaslarda bulundu. Arada hiçbir ihtilâf kalmamış, herkes huzur içinde uykuya dalmıştı. Fakat, gece yarısı birdenbire acı bir haberle uykudan uyanıldı. İki ordu, birbirine girmiş, savaş, kaçınılmaz bir hal alıvermişti. Savaşın içyüzü neydi? Ka'ka', Basra'dan sulh haberiyle döndüğü zaman, Hazreti Ali bir nutuk söylemiş:
        - "Ben, yarın Basraya gideceğim. Osmana karşı ayaklananlardan hiçbiri benimle gelmesin!" demişti. Ali'nin bu ihtarı, Sebeiyye partisi üzerinde büyük bir bomba tesiri yaptı. İki taraf anlaşırsa, yirmibin kişilik halife ordusu ile otuzbin kişilik Mekke ordusu birleşecek, müslümanlık kuvvetlenecek, Osmanın katilleri de yakalanarak idam edilecekti.
        Bunlar, iki tarafı savaşa sokabilmek için, sabaha karşı Âişe ordusuna baskın yapmışlardı. Gözünü açan, silâhına sarılmış, ordular birbirine girmişti. Herkes, kendini, diğer tarafın hücumuna uğramış sanıyordu. Talha ile Zübeyr:
        - "Ali kan dökmedikçe , bu işden vazgeçmiyecek!" diyerek, halife halkında sûi-zanna düştüler. Hazreti Ali de işittiği sesler üzerine "Bu nedir" diye sorduğu zaman, Se-beiyye partisi casusu: - "Ne olduğunu biz de anlamadık. Âişe ordusunun bir kolu, geceyarısı bize saldırdı. Biz de kendimizi müdafaa ettik. Mekke muhaliflerini savaşa hazır bulduk!" diye cevap vermişti.
        Bir taraftan Hazreti Ali, diğer taraftan Hazreti Âişe, kendi taraftarlarını teskine çalışıyorlardı. Fakat, iş işden geçmiş, ok yaydan fırlamıştı.
        Savaş, Basra önünde "Hureybe" denilen yerde yapıldı. İki taraf, onbinden fazla şehîd verdi. Müslümanlar, değerli büyüklerini kaybetti. İslâm dünyasını bugüne kadar, fesat ateşi ile yakıp kavuran iç savaşların başlangıcı, işte, "Cemel Vak'ası" adiyle tarihe geçen bu "Hureybe Harbi" oldu.
        Cemel vak'ası: bir tarafla dördüncü halife Hazreti Ali ordusuyla diğer diğer tarafta Peygamberimizin zevcesi Hazreti Âişe ve Aşere-i Mübeşşereden Hazreti Talha ve Hazreti Zübeyr orduları arasında vukua geldi: (36/656). Mekke muhalifleri içinde bulunan eski Yemen valisi Ya'lâ, yüz altına satın aldığı "Asker" adlı deveyi Hazreti Aişeye hediye etmişti. Hazreti Âişe bu deveye bindiği için, vak'aya "Cemel = Deve" vak'ası adı verilmiş, bu vak'ada bulunan Mekkeli muhaliflere de "Cemel Ashabı" denilmişti. Hazreti Ali, savaşı kazandı. Talha ile Zübeyr şehît düştü. Hazreti Âişe esir oldu. Savaşın en şiddetli no'kta-sı, Hazreti Âişe'nin bindiği devenin çevresiydi. Fakat, muharebede dökülen müslüman kanının bütün mes'ulü Sebeiyye partisi idi. Bu partinin lideri Sebe'oğlu Abdullah, Yemenli bir yahudi dönmesiydi. Bunların maksadı, Hazreti Âişe'yi yakalamak, Rasûl-i Ekremin zevcesine hakaret etmekti. Taraftarları da Hazreti Âişe'yi koruyabilmek için son derece fedakârlık gösteriyorlardı. Deveyi muhafaza ederlerken biri şehîd düştükçe, diğeri onun yerini alıyordu. Bu suretle, Hazreti Âişenin gözü önünde şehîd olanların sayısı yetmişi bulmuştu.
        Ancak, Hazreti Ali, muharebeye son vermek istedi: "Devenin ayaklarını kesiniz!" emrini verdi. Fakat, aynı zamanda Hazreti Âişe'nin hayatını da ihmal etmedi. Deveye arkasından hücum edildi. Yere düşürüldü. Hazreti Ebûbekrin oğlu Muhammed, kızkardeşi Âişe'nin yanına gönderildi. Hazreti Âişe'nin deve üstünde oturduğu mahfesi ölüler arasından çıkarıldı. Bir çadıra kaldırıldı. Hazreti Alî, Âişeyi ziyaret etti. Hürmet gösterdi. Gönlünü aldı. Kardeşi Muhammed ile Medine'ye gönderdi.


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz