![]() |
Racî ve Bî'r-i Meûne Faciaları (H.4)
Bir veya ikisi hariç tutulursa, Arab yarımadasında yaşayan bütün Arab kabileleri
"puta tapıcı" idi. Bu yüzden Kureyş kabilesine bağlanmışlardı. Her sene, hac
mevsiminde Mekke'ye geldikleri zaman, Kureyşîlerin propagandası karşısında
kalıyorlar, müslümanlığa karşı bilmiyerek düşman kesiliyorlardı.
Uhud savaşında müslümanların zarara
uğramış olması, Mekkelilerin gururunu yükselttiği gibi, diğer Arab kabilelerinin
de cesaretini artırmıştı. Hele yahudilerle, münafıklar propagandalarını büsbütün
arttırmışlardı. Uhud Gazvesinden sonra, Medine içinde de dışında da, müslümanlar
için emniyet kalmamıştı. Fakat, Rasûl-i Ekrem, bir taraftan ashabını teselli
ediyor, bir taraftan da her türlü tedbirlere başvurmaktan geri kalmıyordu.
Ancak, Peygamber Efendimizin esas
vazifesi, harb etmek değildi. Fakat, İslâm dinini yaymaktı. Bu sebepten,
kabileler arasına mürşidler, muallimler (öğretmen) gönderiyordu. Rasûl-i Ekremin
bu hayırlı teşebbüsü bile, bazı kabileler tarafından hainlikle karşılanıyor,
hususi olarak davet edilen bu mürşidler alçakça öldürülüyorlardı.
Racî' ve Bi'r-i Meûne faciaları, bu
gibi suikasdlerin acıklı birer örnekleriydi:
Medine yanındaki kabilelerden ikisi (Adal
ve Kare kabileleri), Rasûl-i Ek-reme başvurarak, İslâm dinine girecekleri için,
kendilerine müslümanlığın esaslarını ve Kur'anı öğretecek birkaç muallim
verilmesini istemişlerdi. Ötedenberi, Hazreti Peygamber, bu yolda yapılan
müracaatlar karşısında, arkadaşlarını gönderirdi. Nitekim, Büyük Akabe
bey'atlerinden sonra, Medine'ye mürşidler göndermişti. Bu defa da öyle oldu.
Rasûl-i Ekrem, bunlara "Âsım"ın başkanlığında, on kişilik bir heyet gönderdi.
Kafile, yolda giderken, (Mekke ile
Usfan arasında) "Müzeyi" kabilesine aid "Racî" nahiyesine vardıkları zaman,
birdenbire ikiyüz kişilik bir çete ile karşılaştı. Mürşidler hemen dağa sığındı.
Kendilerini müdafaa zorunda kaldı. Bunlara Hüzeylîler:
- "Biz sizi öldürmek istemiyoruz.
Yalnız, sizi Mekkelilere teslim ederek onlardan mükâfat alacağız!" diyorlardı.
Önce Zeyd, Mekkeli Ümeyye oğlu Safvan
tarafından satın alınmıştı. Babası Ümeyye yerine kölesi tarafından öldürüldü.
Safvan ı n babası Ümeyye, vaktiyle, Bedir savaşında öldürülen Kureyşîler
arasındaydı.
Zeydin idamında Mekke'nin bütün ileri
gelenleri davetliydi. Başını uçuracak kılıcın sıyrıldığı bir sırada Ebûsüfyan,
Zeydin yanına gelerek:
- "Doğru söyle! Hayatının
kurtarılması için, senin yerine, bizim elimizde Muhammed'in öldürülmesini tercih
eder miydin?" diye sordu. Zeyd, hiç tereddüt etmeden:
- "Asla, dedi. Rasûl-i Ekremin hayatı
yanında benim hayatim bir hiçtir. Canımın kurtarılacağını bilsem bile,
Resûlüllahın, değil burada sizin elinizde öldürülmesine, hattâ Medine'de ayağına
bir dikenin batmasına dayanamam" cevabını verdi. O zaman, Ebûsüfyan hayret etti:
Hakikatte, Muhammed kadar,
arkadaşları tarafından bu derece sevilen hiç kimse görmedim!" diye bağırmıştı.
Zeydden sonra Hubeyb getirildi.
Hubeyb, Âmiroğlu Haris oğulları tarafından satın alınarak hapsedilmişti. Çünkü,
babaları Harisi, Uhudda öldüren Hubeyb olmuştu. Hubeyb asılacağını anladı.
Metanetini hiç bozmadı. Yalnız izin istedi. İki rekât namaz kıldı:
- "Ölümden korktu da namazı uzattı,
dememeniz için, namazımı kısa kestim!" dedi O zamandanberi, idam edilecek bir
müslümanın namaz kılması âdet halini aldı.
Müslümanlıktan ayrılmak şartiyle,
azad edileceği kendisine bildirildiği zaman Hubeyb:
- "Müslüman olarak ölmek, müslümanlık
uğrunda öldürülmek, benim için dinimden dönmekten çok daha hayırlıdır!" demiş,
elini kolunu bağladıklarını görünce, Mekkeli müşriklere beddua etmeğe
başlamıştı. Onun bedduasını duyanlar titremişler ve fitreye titreye de Hubeyb'i
direğe çekerek asmışlardı. Hubeyb de Zeyd gibi şehîd edilmişti. Her ikisi de,
dinlerinden dönmek suretiyle hayatlarını kurtarabilirlerdi. Fakat, her ikisinin
de Allaha olan inançları çok kuvvetliydi. Herkesin cezasını bulacağına, günün
birinde, Mekke'nin puta tapıcılıktan kurtulacağına, Kâ'benin bir putevi olmaktan
çıkacağına, "Tevhîd Âbidesi" halinde yaşıyacağma inanıyorlardı.
Avrupalı müsteşrikler, Bedir
Gazvesinde müslümanların öldürdükleri iki esir münasebetiyle, insafsızca
tenkitler yürüttükleri halde, Racî' faciası karşısında susmuşlardı. Halbuki,
Racî' şehîdleri, harb esiri değildi. Bunlar, hile ile ele geçirilen insanlardı.
Peygamberden aldıkları emir üzerine, istekleriyle müslümanlığı öğrenmek
isteyenlere İslâm dinini öğretmeye giden öğretmenlerdi. Vazifeye gidiyorlardı:
(356).
Bu masum mürşidlere karşı pek vahşice
yapılan bu işlerden dolayı, Rasûl-i Ekrem de, ashabı da çok üzüldü. Hattâ İslâm
şairi, meşhur Medineli (Sabit oğlu) Hassan da Hubeyb ve Zeyd hakkında pek acıklı
mersiyeler bile yazdı. Yalnız, büyük ruhlu Peygamberimiz:
- "Bu canilere, Allah lâyık oldukları
cezayı versin!" demek suretiyle, bunları Allaha havale etti.
Aynı tarihte, "Meûne Kuyusu" anlamına
gelen "Bi'r-i Meûne" faciası da, Racî' hâdisesi gibi, yine böyle alçakça bir
hareketten ileri geliyordu:
Necid Şeyhi Ebû Berâ' (Mâlik oğlu
Âmir) Medine'ye geldi. Rasûl-i Ekre-me başvurdu. Kabilesini irşad için,
Peygamberimizden muallimler istedi. Fakat, Resûlullah önce tereddüt etti. Hattâ,
getirilen hediyyeleri bile kabul etmedi:
- "Necid bölgesinden endişe ederim, ben dostlarımın hayatından mesulüm!"
buyurdu. Ebû Berâ kabilesi adına,
müslümanların hayatı için, Hazreti Peygambere teminat verdi. Rasûl-i Ekrem de,
Ebû Berâ'ın kardeşi oğlu Âmire bir mektup yazdırdı. Tufeyle oğlu Âmir, amcası
adına, Neciddeki kabileleri idare ediyordu.
Amîr oğlu Münzir başkanlığında yetmiş
kişilik bir muallim heyeti hazırlandı. Bunların hepsi "Sûffe" ashabındandı.
Mürşidler kafilesi Necide doğru yollandı. Medineye dört konak mesafede "Bi'r-i
Meûne" denilen yere varıldı. Mürşidler, burada korkunç bir ihanetle karşılandı.
Büyük bir ordu tarafından çevrildi. Meğer Âmir, kendisine gönderilen Hazreti
Peygamberin mektubunu bile okumadan, müslümanlara karşı bir baskın yapmayı
düşünmüş. Fakat, kendi kabilesi olan Âmiroğulları, Ebû Berâ'ın himaye ettiği
kimseleri öldürmek istemedikleri için, kendisine yakın başka üç kabileyi ikna
ederek, müslümanlar kafilesini bastırdı. Hepsini kılıçtan geçirtti. Faciadan
yakasını kurtaranlardan Ümeyye oğlu Amr, felâket haberini Medineye götürdü.
Rasûl-i Ekrem büyük bir ıztırap içinde kaldı.
- "Bu iş Ebû Berâ'ın işidir. Yoksa,
ben, kimseyi göndermek istemiyordum."
buyurdu. Tam bir ay, her namazdan
sonra, zalimlere beddua etti.
Himayesi altına aldığı müslümanların,
kardeşi oğlu Âmir tarafından öldürülmesi, Ebû Berâ'ı da çok üzdü ve hattâ
ölümüne sebep oldu. Fakat, Ebû Berâ'ın oğlu da babasının intikamını almak için
Âmiri katleyledi.
Ancak, Ümeyye oğlu Amr, Medine'ye
dönerken, yolda Necid ahalisinden iki bedevîye rastladı. Bi'r-i Meûnede
öldürülen arkadaşlarının öcünü almak istedi. Bunları uyurken öldürdü. Halbuki,
bunlar, Âmiroğulları kabilesindendi.Medineyi ziyaretten dönüyorlardı.
Peygamberimizin himayesi altında bulundukları anlaşıldığı için, bunların
ailelerine diyet (can bedeli) ödenmesine, Rasûl-i Ekrem emir verdi.
Racî' ve Bi'r-i Me'une faciaları
yüzünden müslümanlar, çok acı gözyaşları dökerken, Medinede münafıklarla
yahudiler sevinç içinde bulunuyorlardı.
M.Zekâ Konrapa
![]() |