Amr Bin As (r.a.)

        Kureyş kabilesinden, Şehmoğulları kolundandı. Babası: Kötülüğü, "Kevser" Sûresinde "El-ebter" olarak bildirilen As ibni Vâil, annesi: Nâbiğe, künyesi: Ebû Abdullah idi. Mekke'de doğmuştu. Fakat, Mısırda vali iken öldü: (43/663).
        Amr ibni As, Muâviye gibi, Muğîre gibi, Ziyâd gibi, Arabın dört büyük dehâsından biriydi. Şehmoğulları kolunun, İslâmdan önce Kureyşîler arasında vazifesi pek mühimdi. Kureyşin işlerini düzeltir, aralarında doğan anlaşmazlıkları kaldırmaya çalışırdı. İslâmın zuhurunda da, müslümanlara karşı yapılan bütün kötülüklerde bu aile başta geliyordu.
        Mekke devrinin yedinci yılı (616 M.), müslümanlar, ikinci defa Habeş eline göç etmeğe mecbur kalmışlardı. O zaman Kureyşîler, müslümanların Habeş diyarında tutunmalarından endişeye düşmüşler, muhacirleri, resmî yoldan istemeye karar vermişlerdi. Bu iş için de, Habeşistan'a gönderilen iki kişilik heyetin biri, As oğlu Amr idi: (Mekke devri kronolojisinin 6 ncı maddesine bakınız.)
        Habeş hükümdarı müslümanlar! himaye etmiş, Kureyşin resmî isteklerini'reddederek Kureyş heyetini geri çevirmişti.
        Hendek Gazasında, çeşitli Arab kabileleri başında, yine As oğlu Amr ile Amrin aşireti Şehmoğulları görülüyordu. Amr ibni As İslama gelmezden önce Rasûl-i Ekremin büyük bir düşmanıydı. Fakat, Hendek Gazvesinden sonra, kendisinde büyük bir değişiklik oldu. Artık, müslümanlara karşı gelenlerden ayrıldı. Kendisine muhalefet edenlere:
        - Siz aldanıyorsunuz! Onlar ki, dünyadan sonra başka bir âleme inanırlar. Hiç şüphe etmemelidir ki, her işde muvaffak olurlar. Müslümanlık, hak ile bâtıl arasında bir mücadeledir. "İnsanın bu dünyada yaptığı iyilik ile kötülüğün karşılığını öteki âlemde göreceği" hakkında, Rasûl-i Ekremin sözünü hatırlattı. Hendek savaşında Peygamberin nasıl az bir zümre ile kalabalık Arablara karşı başarı kazandığını söyledi: (Ahmed ibni Hanbel, Müsned).
        Mekke fethinden altı ay evvel, Amr ibni As, Hâlid ibni Velîd, Osman ibni Talha ile birlikte Medine'ye hicret etti. Peygamberin huzuruna girdi. Önce Hâlid, Rasûl-i Ekreme bîat etti. Sonra Amr, Peygamberimizin elini öptü. Şehâdet getirdi. Evvelce yapmış oldukları günahnlarm affını sordu: - "İslâmiyyet, geçmişte işlenmiş günahlara ceza vermez." cevabını aldı. Artık, islâm dâvasının bir mücahidi oldu. Rasûl-i Ekrem, Amr ibni Âs'ı "Zâtüsselâsil" seriyyesine kumandan yaptı. Arkadan yolladığı yardımcı kuvvet içinde Ebû-bekr gibi, Ömer gibi büyükler de vardı. Mekke'nin fethinden sonra, Resûlullah, Amr'i "Umman" hükümdarına elçi olarak gönderdi. Hükümdar, müslümanlığı kabul edince, Amr ibni Âs'da oraya vali oldu. Rasûl-i Ekremin vefatına kadar orada kaldı.
        Ebûbekrin halifeliği zamanında, dinden ayrılma hareketlerinde Amr'in de başarısı görüldü. Suriye fetihlerinde Filistin'e gönderilen askerî birliğin kumandanı bulunuyordu. Lût Gölü yanında Bizanslılarla yapılan Ecnâdeyn savaşında bulundu.
        Halife Ömer devrinde de-Bizans ordularına karşı, İslâm ordusu kumandanlarının işbirliği yaparak kazanmış oldukları "Yermuk" savaşına katıldı. Filistin fetihlerine devam eden Amr Kudüs'ü kuşatmıştı. Şehrin ileri gelenleri, Kudüs'ü bizzat halifeye teslim edeceklerini bildirince, kumandan Amr, bu arzuyu halifeye yazdı. O zaman, büyük halife Ömer, Medine'den kalktı. Sulh yolu ile, kan dökülmeden Kudüse girdi.
        Kudüsün fethinden sonra, Amr ibni As, Mısırın fethine gönderilmişti. Ancak, böyle büyük bir ordu kumandasının Amr'e verilmesini mahzurlu görenler olmuş, hattâ halifeye şikâyette bile bulunmuşlardı. O zaman halife Ömer, Mısır ordusu kumandanı Amr'e şöyle bir mektup yazmış:
        - "Yâ Amr: Mektubum geldiği zaman, Suriye hududunda isen geri dön! Mısır hududuna qirmiş isen ileri yürü! Allah yardımcın olsun!" demişti.
        Amr mektubu aldığı zaman, bünye hududunda bulunuyordu. Fakat, çok zeki olduğu için mektuptan şüphelenmiş, askerini Mısır toprağına sokuncaya kadar, halifenin mektubunu açmamıştı. Amr Mısıra girdi: (19/640). iskenderiye'yi de aldı: (20/640). Kendisine Mısır valiliği verildi.
        Güya, Amr ibni Âs, halife Ömer'in emriyle, iskenderiye'de Batlamyüslerden kalma kitaplık ile bu kitaplığın içinde bulunan yediyüzbin cild kitabı yakmış imiş!...
        Tarihî hakikate asla uymayan bu rezilâne iftirayı, bazı Avrupa tarihçileri gibi, Medeniyyet-i İslâmiyye Tarihi sahibi Corci Zeydan da yazmaktadır. Halbuki;
        Batlamyüslerin bu kitaphanesinin, daha evvel, Romalılar zamanında "Jul Sezar"ın bir seferi esnasında yakılmış olduğu, tarihçe sabit bir hakikattir. Hazreti Ömerin, Amr vasıtasiyle, adı geçen iskenderiye kitaphanesini yaktırdığı rivayetini ilk olarak ortaya koyan Ebü-l-Ferec (İbnü-l-İbrî) oldu. Ebülferec, Anadolu'da bir yahudinin oğlu idi. Asıl adı: "Margiriyeğurus" idi. Kendisi, bu uydurma yakılma olayından altıyüz yıl sonra yaşamıştı. Dikkate değer olan nokta, Ebülferecten evvel gelen hıristiyan ve Mısırlı tarihçilerden hiçbirinin bu mevhum meseleden bahsetmemiş olmalarıydı.
        Halife Hazreti Osman zamanında, Amr ibni As, Mısır valiliğinden azledilmişti. Buna, bir haraç meselesi sebep olmuştu. Fakat, sonra, Amr'in gönlünü Osman almıştı. Âsiler tarafından Osmanın evi kuşatıldığı zaman, Amr ibni As, Medine'de bulunuyordu. Osma-nın şehîd edilmesinden sonra halife Ali ile vali Muâviye arasında ihtilâf başgösterince, önce Amr ibni As, Muâviyeye bîat etmekten çekindi. Fakat, sonra Muâviye ile pazarlığa girişti. Kendisine Mısır valiliği vaad edilince, aralarında anlaşma hâsıl oldu.
        Halife Ali ile"vâli Muâviye arasında kanlı savaşlar oluyordu. Muâviye ordusu her tarafta çevrilmeye başlamıştı. Hattâ, Muâviye yeise düşmüş, kaçmaya bile hazırlanıyordu. Böyle nazik bir dakikada Amr ibni As, Muâviye'nin imdadına yetişti. Amr, Şam ordusunda bozgunluğu gördü. Muâviyeye şunları söyledi:
        - "Hemen askere emret! Kur'ân'ı yukarı kaldırsınlar!" dedi. Muâviye askerleri, mızraklarının uçlarına Kur'ân-ı Kerîmi bağladılar. Hazreti Ali ordusuna bağırmaya başladılar: "Sizinle bizim aramızda, işte Allah Kelâmı!" dediler. Amr ibni Âsin bulduğu bu müthiş tedbir, derhal tesirini gösterdi. Bozulan Şam ordusu birleşti. Fakat, Hazreti Ali ordusunda ihtilâflar başgösterdi, silâhlar bırakıldı. Harb durdu. Hakem usulü kabul edildi. Şamlılar Amri, Iraklılar Eş'ası hakem olarak seçtiler. Eş'as da hakemliği Ebû Mûsâya devretti. Muâviye Amrden memnundu. Fakat, Hazreti Ali, Ebû Mûsâyı istemiyordu.
        iki hakem, Dûmetülcendel kasabasında, Ezrec adındaki köyde toplandı. Amr, Muâvir yenin dâvasını müdafaa ediyor, Ebû Musa da As oğlu Amrin iddialarına karşılık veriyordu. Halife Ali ile vali Muâviye arasındaki bu çetin ihtilafa karışmak istemiyen tarafsız ashab-dan bazıları da hakemlerin vereceği kararı, yerinde öğrenmek üzere Dûmetülcendele kadar gelmişlerdi. (Dûmetülcendel, Şam ile Hicaz bölgeleri ucunda, sınırları arasında, Şama beş, Medine'ye onbeş günlüktü.)
        Amr, Ebû Mûsâya karşı:
        - "Ey Ebû Musa! Sen de bilirsin ki, Osman mazlum olarak öldürüldü. Muâviye ve kabilesi, Osman'ın velîsidir. Kureyş kabilesi içinde de Muâviyenin şerefi, itibarı çoktur. Halife seçilmesine hiçbir mâni yoktur. Vakıa, Muâviyenin müslümanlıkta kıdemi çok değildir. Fakat, velîsi sıfatiyle mazlum halîfenin kanını dâva etmiştir. Kendisi tedbir sahibi, siyaset adamıdır. Peygamberimizin zevcesi Ümmü Habibenin kardeşidir. Peygamberimizin de kâtiple-rındendir." dedi. Söz arasında Ebû Mûsâya valiliğin de verileceğini ekledi. O zaman, Ebû Mûsânın cevabı şu oldu:
        - "Ey Amr! Allahdan kork! Halifelik makamına geçecek zat, fazilet sahibi olmalıdır. Kabilesi içindeki üstünlük bunu sağlıyamaz. Eğer halifelik, Kureyşin en şereflisine verilmek gerekirse, o zaman Alîyi tercih ederim. Ali, bütün vasıfları şahsında toplamıştır. "Muâviye, Osmanın kanını dâva ediyormuş!" diye, ilk muhacirlerden Ali'yi bırakarak, Muâviyeyi seçemem. Osmanın mazlum olarak öldürüldüğünü biliyoruz. Fakat, Muâviye neden davacı velîsi oluyor: Dâva hakkı, Osmanın oğullarına aiddir. Muâviye, bu yüksek makama lâyık değildir. Valilik işine gelince, Vallahi, Muâviye bütün varını bana verse, yine onu halifeliğe seçemem. Allah için yaptığım hakemlik işinde rüşvet kabul edemem!" dedi ve sözüne şunları ilâve etti:
        - "Ey Âs'ın oğlu Amr! Halk bizi bu işe bıraktı. Fitnenin tekrar canlanmasına sebep olmıyalım. Müslümanları yine harbe sürüklemek doğru olmaz. İnsafa da sığmaz!" deyince, Amr:
        - O halde, müslümanlar arasında harbe mâni olmak için, ne düşünüyorsun? diye sordu.
        Ebû Mûsâdan:
        - "Ali'yi de, Muâviyeyi de halifelikten çıkaralım, işi şûraya bırakalım." cevabını alan Amr:
        - "İşte, en kuvvetli rey budur!" dedi ve Ebû Mûsânın bu reyini kabul etti.
        iki hakem, aralarında almış oldukları bu kararı halka ilân için, Dûmetülcendelde Ez-rec mescidinde toplandı. Önce, Amr, Ebû Mûsâyı ileri sürdü. Yaşça ve faziletçe kendisinden üstün olduğunu söyledi. Ebû Musa'da minbere çıktı. Hamd ü senadan sonra sözüne şöyle başladı:
        - "Ey Nâs! Biz Amrle en doğru yol üzerinde, birleştik. Ümmetin selâmeti için, Aliyi de, Muâviyeyi de azle karar verdik. İşi şûraya bırakacağız. Cemaat kimi faydalı görürse onu seçsin!" dedi ve minberden indi. Sonra, Amr çıktı.
        - "Ey Nâs! Ebû Mûsânın sözlerini duydunuz. Kendisi, Aliyi halifelikten azletti. Ben de Muâviyeyi halifelikte bırakıyorum." diyerek minberden aşağı indi. Fakat, mescidin içi birdenbire karıştı. Yalnız aklı başında olanlar araya girdi. Kan dökülmesi önlendi. Ebû Musa son derece mahcup oldu. Herkes semtine döndü. Amr de sahte siyasî zaferinin verdiği gururla Şama gitti. Muâviyenin halifeliğini tebrik etti. Hazreti Ali ise son derece üzülmüştü.
        As oğlu Amr, evvelce, Muâviyenin "Sıffîn" savaşını kaybettiğini görünce, nasıl hile ile bu savaşı durdurduysa, hakem usulüyle de bir şey elde edilemiyeceğini anlayınca, bunu da hiçe indirdi. Harb usulüne dönüldü. Halife Ali ile vali Muâviye arasında kanlı mücadele tekrar başladı.
        Muâviye, kuvvetli bir ordu ile As oğlu Amri Mısıra gönderdi. Amr Mısır'a girmiş, vali Ebûbekr oğlu Muhammed yakalanmıştı. Muhammed ibni Ebûbekrin başı kesildi. Şama gönderildi. Vücudu da yakıldı.
        Ancak, Ali ile Muâviye arasında devam eden bu kanlı mücadeleler yüzünden İslâm memleketlerinde huzur ve rahat kalmadı. Ahali haklı olarak şikâyete başladı. O zaman, iki taraf arasında mütareke yapıldı. Irak semti, Hazreti Alîde bırakıldı. Şam tarafı da Mâvi-yede kaldı: (40/660). Artık, iç savaşlar durmuş, iki taraf birbirini resmî bir suretle tanımış, fakat islâm âlemi ikiye ayrılarak birliğini kaybetmiş oldu.
        Hazreti Ali, haricîleri ortadan kaldırmıştı. Küfe halifesi Ali'nin kılıcından yakasını kurtarabilen hâricilerden üç kişi (Mülcemin oğlu Abdurrahmân, Abdullah oğlu Berk, Bekroğ-lu Amr):
        - "islâm dünyasının bütün çektikleri üç kişi yüzündendi. Biz bunları temizliydim.'Müslümanlar rahat etsin!" diye karar vermişlerdi, içlerinden İbni Mülcem: - Ben, Aliye yeterim. Abdullah oğlu Berk: - Ben Muâviyeye yeterim. Bekroğlu: - Ben de Amre yeterim, demişler, Ramazanın 17 sini seçmişlerdi.
        Bekroğlu Mısır'a, Abdullah oğlu Şam'a, Mülcem oğlu da Küfeye gitmişlerdi. Mısıra giden fedaî, Asoğlu Amr yerine vekilini öldürdü. Çünkü, Amr rahatsızlığı yüzünden cemaate çıkamamıştı. Katil derhal idam edildi. Şama giden, Muâviyeyi yaralamış, fakat öldüre-memişti. Küfeye giden ibni Mülcem, Hazreti Aliyi şehîd etti. (40/661).
        Muâviye, Şam'da müstakil bir halife olduktan sonra, bazı şartlarla Amr ibni Âsi Mı-sır'a vâlî yaptı. Amr ölünceye kadar Mısır valiliğinde kaldı.
        Amr ibni As, orta boylu, şişman vücutlu, siyah sakallıydı. Dili fasih bir şairdi. Ölünce, Mısır'da "Cebeli Mukattam"a gömüldü. Pek çok servet bırakmıştı. Kendisinden otuzdo-kuz hadîs rivayet olunmuştu.
        As oğlu Amri, Ebûbekr gibi, Ömer gibi, ashabın ileri gelenleriyle bir tutanlar olmuştu. Hazreti Ömer, As oğlu Amrin zekâsını takdir ederdi. Hattâ, düşüncesiz birini gördüğü zaman:
        "Ey Allahım: Bunu da sen yarattın. Amri de!" der, Amrin tedbirli hareketini düşünerek, Allahın hükmüne hayret ederdi.


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz