Büyük Bedir Gazvesi (17 Ramazan 2/13 Mart 624)

        Bedir Gazvesi, Rasûl-i Ekrem ordusunun Mekkeli müşriklerle yaptığı ilk kanlı savaştı. Kureyşîlerin Medine'ye karşı tasarladıkları ilk baskın hareketini önleme teşebbüsünden ileri gelmişti. İleri gelen müşrikler, Mekke'lileri Medine üzerine harekete geçirebilmek için bahane, arıyorlardı. "Batn-ı Nahle" vak'ası ile Ebû Süfyan'ın "kervan meselesi" işlerine yaradı.
        Rasûl-i Ekrem, halasının oğlu Abdullah kumandasında on kişilik bir keşif kolunu Medine'den çıkardı. İki gün sonra açılmak üzere Abdullah'ın eline bir de mektup verdi. Abdullah seriyyesinin vazifesi: Mekke ile Tâif arasında "Batn-ı Nahle" denilen yere varmak, düşmanın ahvalini kontrol etmek, Kureyş'in hareketi hakkında bilgi toplamaktı. Seriyyenin bu hareketi, Kureyş'in Medine'ye ansızın baskın yapmaması için girişilmiş bir ihtiyat tedbiriydi.
        Abdullah seriyyesi, Tâif'den gelmekte olan Kureyş'in kervanına rastladı. Casus zannederek vurdu. Kervan reisi: Amr bin Hadramî öldürüldü. İki arkadaşı yakalandı. Malları zaptedildi. İslâmda ilk anılan ganimet malı bu oldu. Ancak; bu mallar, Medine'ye götürüldüğü zaman, Rasûl-i Ekrem tarafından kabul edilmedi. Çünkü; bu iş, Peygamberimizin müsaadesi olmaksızın yapılmıştı. Hattâ, seriyye kumandanı Abdullah, bu sebepten tekdir bile edildi.
        Batn-ı Nahle hâdisesi "Receb" ayına (savaş yapılması yasak olan bir aya) rastlamış, fakat; bu hal, büyük heyecana sebep olmuştu. Hele Mekke'li-ler ateş püskürüyor:
        - "Muhammed, haram ayını halâl yaptı. Sulh zamanı kan döktü. Esir aldı. Mal zaptetti!" diyerek, müslümanlar aleyhine yaygara koparıyordu: (243).
        - Sana. haram olan aydan ve ondaki kıtalden soruyorlar. Onlara de ki: Haram olan ayda harbetmek büyük bir günah ise de "insanları" Allah yolundan alıkoymak, Allah'ı inkâr etmek, Mescid-i Harâm'dan meney-lemek, ahalisini ondan "Mekke'den" çıkarmak, Allah yanında daha büyüktür. Fitne de katiden, "onların şirki, mü'minlerin şehr-i haramda yaptıkları kıtalden" daha büyüktür. Onlar ellerinden gelirse sizi dininizden döndürünceye kadar, sizinle muharebe etmekten geri durmazlar.
        "Batn-ı Nahle" de öldürülen "Amr" ile yakalanan arkadaşları, Mekke'nin ileri gelen adamlarındandı. Kureyşîler bu hâdiseyi fırsat bildiler. Şam'dan dönmekte olan kervanın kurtarılması için, Ebû Süfyan'ın yardım isteğinde bulunuşu da Mekke'lilerin hiddetini artırdı. Artık; açıktan açığa müslümanla-ra karşı savaş hazırlıkları başladı. Ölen Amr'in kardeşi Âmir, çırıl çıplak, Mekke sokaklarını dolaşıyor:
        - "Vah Amr! Vah Amr!" diyerek halkı intikama teşvik ediyordu.
        Rasûl-i Ekrem, keşif kolları vasıtasiyle, Kureyş'in bütün hazırlıklarını öğrendi. Ashabını topladı. Onlarla istişarede bulundu:
        - "Sizce kervanı takip etmek mi, yoksa Kureyş ordusunu karşılamak ma daha muvafıktır?" diye sordu. Önce Ebubekr, sonra Ömer -radıyallanu anhüma-ayağa kalktı. Muhacirler adına konuştular, Kureyş ordusunu karşılamağa hazır olduklarını bildirdiler. Fakat; Rasûl-i Ekrem, ensârın fikrini öğrenmek istedi. O zaman, Hazreti "Mikdâd" ateşli bir konuşma yaptı:
        - Biz mi! dedi. Biz, Musa kavminin Hazreti Musa'ya söyledikleri gibi: -Sen ve Harun! Gidin, savaşın! Biz burada oturucuyuz! (244) diyenlerden değiliz. Siz, senin sağında, solunda, önünde, arkanda, düşmanla daima çarpışırız." diyerek Rasûl-i Ekremin yüzünü güldürdü ve hayır duasını aldı.
        "Ensâr adına Sad İbni Muaz hazretleri konuştu:
        - "Ey Allahın Elçisi! Biz, sana inandık. Bize getirdiğin Kur'ân'ın hak olduğuna şehadet eyledik. Nasıl dilersen öyle yap! Sen bize denizi gösterip dalsan, biz de seninle beraber dalarız. Ensârdan tek kişi bile geri dönmez." dedi. (245).
        Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem:
        - "Öyleyse, haydi, Allah'ın bereketi üzerine yürüyünüz! Size müjdeler olsun ki: Allah, iki taifeden birini vadetti." (246), "Vallahi ben. sanki Ku-reyşîlerin harb sahasında yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim." buyurdu.
        Hicretin ikinci yılı (12 Ramazan) idi: Rasûl-i Ekrem, ensârdan "Ebû Lü-bâbe"yi Medine'de vekil bıraktı. Ashabıyle şehirden çıktı. Ordusu: 313 kişiydi. Bunların içinden sekizi, mazeretleri yüzünden izinliydi, savaşa katılamadı. Bedir Ashabı'nm 64'ü muhacir, diğerleri ensârdandı. Üç tanesi atlı, 70 tanesi develi idi. Hayvanlara nöbetle biniliyordu. Rasûl-i Ekrem de Hazreti Alî ve Zeyd ile, nöbetleşe bir deveye biniyorlardı.
        ilk islâm ordusunun üç sancağı vardı: Biri muhacirlerin, diğer ikisi ensâ-rındı. Askerî yürüyüş Ramazan ayma rastladığı için, Medine dışına çıkılınca, Resûl-i Ekrem, askerin oruçlarını bozmalarını emretti: (247).
        Zafer bayrağını sonraları, Atlas Okyunusundan - Çin kapılarına kadar götüren büyük islâm âleminin ilk ordusu işte, bu: 305 kişilik askeri birliği, Bedir kahramanları idi (239).
        Rasûl-i Ekrem, bu ilk mücâhid ordusuyla "Bedir''e doğru ilerledi. Bedir: Mekke ile Şam yolu üzerinde bir köydü: (240\ Burası: Medine'ye deve yürüyüşüyle, üç günlük, Mekke'ye ise on günlüktü. İslâm ordusu, Bedir Köyüne vardığı zaman, Kureyş ordusu daha evvel gelmiş, Bedir vadisinin öte tarafını tutmuştu. Medine ile Mekke arası: 13 günlükdü. İslâm ordusu, Medine'den çıkarak 3 günlük yol gidinceye kadar, müşrik ordusu, daha önce davranmış, Mekke'den kalkarak 10 günlük bir yol aldıktan sonra, Medine'ye yaklaşmıştı.
        Müslümanlar için, hem Medine'yi korumak hem de kendilerini müdafaa etmek zarureti vardı. Bu durum karşısında, hangi tarafın mütecaviz olduğu, kendiliğinden meydana çıkmış bulunmaktadır.
        Kureyş ordusu: 950 veya bin kişilikti. 305 kişiden ibaret bulunan islâm ordusunun tam üç misliydi. İçlerinde 100 atlısı 700, develisi vardı. Çoğu zırhlıydı. Kureyş'in bütün uluları bu orduda bulunuyordu. Yalnız Rasûl-i Ekremin düşmanı olduğu halde, amcası Ebûleheb yoktu.
        İslâmın en büyük düşmanı, Kureyş kabilesinin "Mahzûmî" kolundan olan "Ebûcehil-Ebûhakem", Kureyş ordusunun başkumandanı idi. Kureyşin başları, hergün onar deve keserler askerin iaşesini sağlarlardı.
        Kureyş ordusu, Bedir mevkiine vardığı zaman Ebû Süfyan'ın ortalığı velveleye verdiği 40 kişilik kervan kafilesi, çoktan tehlikeli bölgeyi atlamış, sahil yolunu izliyerek Medine'yi geride bırakmıştı.
        İki ordu, bir Cum'a günü, bedir sahralarında karşılaştı: (17 Ramazan = 13 Mart). Ötedenberi, Araplar hep "kavmiyef" gayretiyle harb ederlerdi. Şimdi, kavmiyyetin yerini din almıştı. Artık, din adına kan dökeceklerdi. İlk olarak bunu "Müslümanlık" göstermiş oluyordu.
        Halbuki; yekdiğerini öldürmek için karşı karşıya gelen iki ordu; birbirlerinin kardeşleri, amcaoğulları, babaları, hattâ öz evlâtlarıydı.
        Bir tarafta: 360 tane puta tapan müşrikler, diğer tarafta: Allahın birliğini yaymak isteyen müslümanlar, birbirlerine karşı, harb sahasında "saf" bağlamışlardı. Bu hal, hayretle görülecek bir tablo idi: (241).
        - Karşı karşıya gelen iki fırkanın halinde sizin için bir ibret vardır. Onlardan biri: Allah yolunda döğüşenler. diğeri: Kâfir olanlar idi. Onlar, bunları gözleriyle kendilerinin iki misli kadar görüyorlardı.
        Kureyşin birinci bayrakdarı Ebûaziz'in karşısında, kardeşi Mus'ab muhacirlerin sancaktarı bulunuyordu. Hazreti Ebûbekr'in bir oğlu: Abdullah, kendi yanında idi. Diğer oğlu: Abdurrahman, düşman arasında yer almıştı. Utbe'-nin bir oğlu: Velîd, kendi yanında, diğer oğlu: "Ebû Huzeyfe" müslümanlar içindeydi.
        Rasûl-i Ekrem'in bir amcası: Hamza, kendi yanında, diğer amcası: Ab-bâs, düşman ile birlikti. Başka bir amcası Hâris'in bir oğlu: Ubeyde, müslümanlar içinde, kendi yanında, diğer oğulları: Ebû Süfyan ve Nevfel, müşrikler safında idi.
        Rasûlüllah'ın hâmî amcası: Ebû Tâlib'in bir oğlu: Alî, İslâm ordusunda, diğer oğlu: Akîl, müşrik ordusunda vazife görüyordu.
        Hazreti Hadîce'nin kardeşi: Nevfel ile Rasûl-i Ekremin bir kızı: Zeyneb'-in eşi: Ebu-l-Âs, İslâm düşmanları arasındaydı.
İki tarafta askerî durum çok mühim ve nazikti:
        Kureyş ordusu, tecrübeli askerlerden meydana gelmişti. Sayıca müslü-manlara üstün oldukları gibi, silâhları ve maddî varlıkları bakımından da kat kat fazla idi. Bulundukları mevki de savaşa daha elverişli bulunuyordu.
        İslâm ordusu: hem tecrübesiz gençlerden hem de yaşları ilerlemiş ihtiyarlardan toplanmıştı. Yalnız manevî bakımdan üstünlük müslümanlardaydı.
        Bütün bu sebepler yüzünden "Büyük Bedir Gazvesi", müslümanlar için, bir ölüm-kalım savaşı oldu:
        Rasûl-i Ekrem, kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekilerek ellerini kaldırmış, Allanma yalvarıyor; secdeye kapanarak Rabbindan yardım diliyordu. Bütün ashab, heyecan içinde acı gözyaşları döküyordu. Rasûl-i Ekrem, Kur'ân'dan âyetler okuyarak müjdeler veriyor, arkadaşlarının manevî duygularını kuvvetlendiriyordu: (242).
        Yakında o cemaat hezimete uğrayacak, arkasını çevirip kaçacak.
        Kureyş ordusu, müslüman ordusuna doğru adım adım yaklaşıyordu. Fakat, Rasûl-i Ekrem, ashabın birdenbire hücuma kalkmalarına izin vermedi. Düşmanın saldırmasını bekledi.
        Kureyşîler arasında kan dökülmesini istemeyenler vardı. Fakat çoğunluk, harbi sabırsızlıkla bekliyordu. Bir aralık, "Kervan tehlikeyi atlatmıştır. Harb için mânâ kalmamıştır." diyenler bile görüldü. Fakat bu teklif, Ebûcehil tarafından reddedildi. Çünkü, Bedir Savaşının sebebi, kervan meselesi değildi.
        Önce, Batn-ı Nahlede ölen Amr'in kardeşi Âmir, Ebûcehl'in teşvikiyle ortaya çıktı. Attığı bir okla, Hazreti Ömer'in azadlısı Mihca'ı şehid etti. Müslümanlardan ilk şehid, Mihca' oldu.
        O devirde muharebeler, mübâreze şeklinde başlardı. İki taraftan müba-rizler birer, ikişer ortaya atılırlar, halkı cenge kızıştırırlardı. Fakat, Bedir Gazvesi böyle olmadı. Bu savaş, kardeşinin öcünü almak istiyen Âmir'in attığı okla başlamış oldu.
        Bundan sonra, ortada Utbe görüldü. Ebûcehlin hakaretine uğradığı için meydana atılan Utbe, bir tarafına kardeşi Şeybe'yi, diğer tarafına da oğlu Velîd'i almıştı.
        Bunlara karşı, Rasûl-i Ekremin emriyle, Ubeyde, Hamza ve Ali çıktı Hazreti Hamza ile Hazreti Ali, hasımlarını birer hamlede öldürmüşlerdi. Sonra, Ubeydenin yardımına koştular. Utbe'nin işini de bitiriverdiler.
        Artık, iki taraftan umumi hücum başladı. Harb kızıştı. Kureyşîlerin korkunç saldırışlarına karşı müslümanlar, kahramanca dayanıyorlardı. Büyük gayret gösterdiler. Allanın yardımı sayesinde, Kureyş ordusunu müthiş bir bozguna uğrattılar: (243).
        - Bedr gününde, siz düşkün iken (adedçe. silâhça az bulunurken) Allah size muhakkak yardım etmişti.
        Müşriklerin ileri gelenleri, hep, harb sahasında öldü. Hattâ başkumandanları Ebûcehil bile ensârdan iki genç kardeş (Muâz ile Meûz) tarafından yere serildi. Kafası kesildi.
        Müşriklerden yetmiş esir, yetmiş ölü vardı. Geri kalanlar kaçarak yakalarını kurtarmışlardı. Ölenlerin yirmidört tanesi Kureyşin büyüklerindendi. Müslümanlar, ondört şehid vermişlerdi. Müşriklerin ölüleri bir kuyuya dolduruldu. Esirleri de ashaba dağıtıldı. Fakat, hoş tutulmaları için Rasûl-i Ekrem tarafından tenbih edildi.
        Bedir Gazvesi, İslâm ordusunun ilk mühim ve parlak zaferiydi. Bu zafer ile hem İslâm dini kuvvetlendi hem de Medine, Kureyşîlerin ilk saldırışlarından kurtulmuş oldu.
        Medine, Bedir zaferi yüzünden büyük sevinç içinde kaldı. Fakat, Mekke mateme büründü. Mekkede Ebûleheb de kederinden öldü.
        Ancak, Rasûl-i Ekremin kızı, Hazreti Osmanın zevcesi "Rukayye"nin ölümü, Bedir zaferi haberinin Medine'ye ulaştığı zamana rastladığı için, müslü-manların sevinci de sürekli olmadı.
        Rasûl-i Ekrem Bedir'de üç gün daha kaldı. Medine'ye döndüğü zaman, başlıca iki mesele ile karşılaştı: Birisi esirler işiydi. Diğerini de harbde alınan ganimet malları meselesi teşkil ediyordu. Esirler hakkında meşveret meclisini topladı. Ashabıyla (arkadaşlarıyla) görüştü. İlk söz, Ebûbekr'e verilmişti. Hazreti Ebûbekr, esirlerin, fidye (kurtuluş parası) alınarak serbest bırakılmasını istedi. Çünkü bunlar, müslümanların akrabası idi. Ebûbekr'den sonra söz alan Hazreti Ömer şiddet taraftarıydı. Esirlerin hepsinin kılıçtan geçirilmesi fikrinde bulundu. Çünkü bunlar, müslümanlara en çok kötülük yapan müşriklerin, Kureyşîlerin reisleriydi.
        Rasûl-i Ekrem merhametli idi. Hazreti Ebûbekir'in teklifini kabul etti. Ashabın çoğu da bu teklifi benimsedi: (244). Esirlerin her birinden, ayrı ayrı, dörder bin dirhem (bir nevi gümüş para), kurtuluş bedeli alınmak suretiyle, bütün esirler salıverildi. Hattâ esirler arasında, Rasûlüllahın amcası Abbas ile kızı Zeyneb'in zevci Ebûl'âs da bulunuyordu. Abbas ile Ebûl'âs da diğer esirler gibi fidye vermek zorunda kalmışlardı. Bu suretle, esirler arasında da eşitliği korumuştu.
        Ancak, kurtuluş parası ödeyecek derecede kudretli bulunmayanlara, Rasûl-i Ekrem mühim bir vazife verdi: Her mekkeli esir, Medine çocuklarından on çocuğa okuma-yazma öğretmek suretiyle esirlikten kurtulabilecekti(245).
        Şimdi, burada, esirler meselesinde iki nokta dikkati çekmiş bulunmaktadır. Birisi, ortaçağda, müslümanlar tarafından müşriklere yapılan bu insanlık muamelesi, diğeri okuma yazmaya (yani tahsile) verilen ehemmiyet. Hele, Rasûl-i Ekremin Medine çocuklarına okuma-yazma öğretebilmek için Mekkeli esirlerden faydalanmak istemesi, daha doğrusu, müslüman çocuklarına müşrikleri muallim yapması çok mühim bir hâdise idi: (246).
        Mekkeliler arasında okur-yazarlar çok, fakat Medineliler arasında yoktu. Bu sayede, okuma-yazma bilenler çoğaldı. Hattâ ensardan meşhur Zeyd ibni Sabit bile, bu suretle okuma yazma öğrenenlerden biriydi: (247).
        Bedir Gazvesinde ele geçen ganimet malları, müsavat üzere, gazilere taksim edildi. Aralarında hiç fark gözetilmedi. Hattâ, savaşa katılamayan izinlilere bile hisseleri ayrıldı. Yalnız, ganimetlerin beştebiri, Beytülmâl (devlet hazinesi) için alıkonuldu: (248).
        - Biliniz ki: "Harb"de ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamberin, hısımların, yetimlerin, yoksulların, yolcularındır.
        Rasûl-i Ekrem'in esirler hakkında gösterdiği bu büyük insanî muamele, çok iyi netice verdi. Mekkeliler arasında da Medineliler içinde de müslüman olanlar çoğaldı.
        Ancak, Hz. Ebûbekr'in reyi kabul edilerek Rasûl-i Ekrem tarafından esirlerin fidye alınarak bırakılması üzerine ilâhî vahiy geldi:(249). O zaman, Rasûl-i Ekrem ile Hazreti Ebûbekrin gözleri yaşardı. Çünkü, gelen vahiy bir nevi ten-bih mahiyetindeydi.
        Tirmizî der ki: - O zaman, henüz Peygambere, ganimet malı hakkında bir şey vahyolunmamıştı. Müslümanlar, Arab âdetine göre, Bedir'de ganimet toplamışlardı. "İlâhî tehdid" bundan ileri geliyordu. Fakat, evvelce ihtarda bulunulmadığı için affolunmuşlar, aldıkları ganimet de halâl olmuştu: (250).
        Birçokları, esirler katlolunmadığı için, bu tehdidin vuku bulduğunu söylerlerse de aslı yoktur: (251). Kureyşin ileri gelenleri ve hususile Ebûcehil, Bedir'de öldürülmüş, kervan kahramanı Ebusüfyan da Mekke'de Kureyşin başına geçmişti. Bedir hezimetinin öcünü müslümanlardan almak için yemin eden Ebusüfyan, ikiyüz kişilik atlı birliğiyle Mekke'den çıkmış, Medine'ye bir saatlik yere kadar ilerlemişti. Hattâ ensârdan Sa'd ibni Amr'i öldürmüş, birkaç evi de yakmıştı.
        Bunu duyan Rasûl-i Ekrem, hemen harekete geçti. Ebûsüfyan kaçtığı için, müslümanlar Kureyşîlere yetişemedi. Yalnız, Ebûsüfyan askerinin bıraktığı çuvallar dolusu erzak müslümanlara kalmıştı. Ele geçen bu erzak kavrulmuş un (sevîk) olduğu için bu gazveye "Sevîk Gazvesi" adı verildi.
        Bedir Gazvesi, hicretin ikinci yılı olaylarındandı. Ayni yıl içinde Medine yahudilerıyle Beni Kaynuka gazvesi yapıldı. Hazreti Ali Rasûl-i Ekremin kızı Fâtıma ile evlendi. Ramazan orucu ile (252) zekât farz kılındı: (253)
        Ey îmân edenler' Sizden evvelki ümmetlere oruç nasıl farz kılınmış ise (fenalıktan) sakınasınız diye. size de farz edildi.
Ramazan öyle bir avdır ki: onda: insanları hidayete ulaştırıcı. doğru yola götürücü, hakkı hatıldan ayırd edici burhan halinde Kuran gönderildi. Sizden her kim. Ramazan ayına erişirse, orucunu tutsun.


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz