Üç Yıl Müslümanların Muhasara Altında Bırakılması

        Mekke devrinin yedinci yılı, senebaşındaydı. (Muharrem 616): Mekkeli müşrikler, müslümanlarla her türlü münasebetleri kesmeğe karar vermişlerdi. Altı yıldanberi (610-616) müslümanlık nûrunu söndürmek için uğraşan müşrikler, "alay etmek, hakarette bulunmak, işkencenin çeşitli şekillerini tatbik eylemek gibi" müslümanlara karşı her türlü kötülükleri yaptıkları halde, maksatlarına erişememişlerdi. Halbuki, günler geçiyor, müslümanlık, hak, bâtıla üstün geliyordu. Hamza gibi, Ömer gibi nüfûzlu zâtlar müslüman olmuştu ve Ebûtâlib de yeğeni Rasûl-i Ekremi himâyede devam ediyordu.
        Artık, bir sonuca varabilmek için, Ebûcehilin başkanlığında toplanan müşrikler, "Hâşimoğulları" ile, her çeşit alışveriş gibi "ticarî", kız alıp vermek gibi "medenî" muamelelere son vermeği kararlaştırdılar. Kureyşin ileri gelenlerinden kırk kişi bu karara katıldı. Hattâ, bu karara aykırı hiçbir harekette bulunmamağa da yemin ettiler. Kararlarını "Ahidnâme" şeklinde bir sahifeye yazarak mühürlediler. Bir beze sararak Kâ'benin içine astılar (156). Ahıdnâmeyi ikrime oğlu Mansur yazmıştı.
        Ötede beride, perakende bir surette oturmakta olan bütün müslümanlar, "Şi'b-i Ebîtâlib" denilen Ebûtâlib mahallesinde, Hâşimîlerle birleşti. Rasûl-i Ekrem de Erkam'ın evinden çıktı. Ebûtâlib mahallesine taşındı. Burası, kendisinin doğum mahallesiydi. Evvelce bu mahalleye "Şi'b-i Hâşim", "Şi'b-i Abdilmuttalib" denirdi. Peygamberimiz, Erkam'ın evinde üç yıl, Mekke devrinin dördüncü yılından - yedinci yılına kadar kalmışlardı.
        Hazreti Peygamberin amcası Ebûleheb Hâşimîlerdendi. İslâmın düşmanı bulunduğu için, müşriklerle birleşti. Diğer amcası Ebûtâlib ise, müslüman olmadığı halde, müslümanların başına geçti. Hattâ, müşriklerin, İslâm mahallesine ansızın baskın yapmaları ihtimalini düşünerek, geceleri bizzat nöbet bekliyordu.
        Ebûcehil, mühürledikleri (imzaladıkları) kararnâmenin hükmünü yürütebilmek için, gece ve gündüz uğraşıyor, müslümanların mahallesine gireni, çıkanı kontrol ediyor, hususiyle, kaçak erzakın sokulmasına meydan vermiyordu (157).
        Müslümanlar, Ebûtâlib mahallesinde üç yıl muhasara altında kaldı (616-619). Müşriklerin, müslümanlara karşı yaptıkları kötülüklerin dördüncü safhası bu "mahrûmiyyet safhası" oldu. Üç yıl süren mahrûmiyyet devresi, müslümanlara çok ağır geldi. Corci Zeydana göre, "Hâşimoğulları bu tazyik yüzünden dağlara sığındılar. Üç sene dağ aralarında yaşamaya mecbur oldular. Mekke'ye gizli olarak girerlerdi." (158).
        Bu muhasara, devresinde, müslümanlar pek çok zahmet çektiler. Açıktan açığa erzak gelemiyordu. Bu sebepten müslümanlar, ağaç yapraklarıyla geçindiler. Çocuklar, açlıktan kırılıyordu. ibn-i Sa'de göre: "Çocukların feryadı mahalle dışından bile duyuluyordu."
        Ashâbın, Hamza gibi, Ömer gibi cesur olanlarından başka kimse pazara gidemiyor, alış-veriş yapamıyordu. Yalnız müslümanlar, bir senelik ihtiyaçlarını Hacc mevsiminde, her savaşı yasaklayan aylarda tedarik edebiliyorlardı. Rasûl-i Ekrem de "İslâm dinini yayma" vazifesini ancak o zaman yapabiliyordu.
        Medeniyyet-i İslâmiyye Tarihini Türkçeye çevirmiş olan Zeki Meğâmiz müslümanların ikinci Habeş hicretinin bu muhasara devresi başında yapıldığını, not halinde kaydetmektedir (159).
        Müşriklerin, müslümanlara karşı tatbik ettikleri kötülüklerin dördüncüsü, olan bu mahrumiyyet safhasına "her türlü ticarî ve medenî münasebetleri kesme devri" denildiği gibi, İslâm tarihçileri de "Katîa-i Rahm" (hısımlığın kesilmesi) adını vermişlerdi.
        Müşriklerin bu muhasaradan maksadı şuydu: Hazreti Peygamberi kendilerine teslim edinceye kadar. müslümanları muhasara altında bulundurarak aç bırakmak, bu suretle. Rasûl-i Ekremi öldürebilmek için fırsat kazanmaktı. Halbuki Hâşimoğullarıyle birleşmiş bulunan bütün müslümanlar, Peygamberlerini koruyabilmek için, kanlarını son damlasına kadar akıtmakta kararlıydı.
        Ancak, üç sene süren bu muhasara ve aç bırakma devri, müslümanlara olduğu kadar, müşriklere de dokunuyordu. Bu kararı bozdurmak için, beş arkadaş (Hişâm, Züheyr, Mut'im, Ebülbahterî, Zem'a) gizlice sözleştiler. Kureyşin toplu bulunduğu yere gittiler. içlerinden Züheyr:
        - Ey Mekkeliler! diye söze başladı. Lâyık mıdır, biz refah içinde yaşayalım, lezzetli yemekler yiyelim, güzel giyinelim de Hâşimoğulları, sefalet içinde çırpınsın? Açlıktan ölecek hale gelsin! Yemin ederim ki, bu zâlim vesika yırtılmadıkça, buradan ayrılmam! deyince, Ebûcehil, hemen karşı durmak istedi. Fakat, diğer dört arkadaşı Züheyri destekledi ve Ebûcehile hücum ettiler. Bu durum karşısında Ebûcehil geriledi: - Anlaşıldı, bu iş geceden pişirilmiş! diyebildi. Bu suretle, müşriklerin ittifakı bozulmuş oldu. Aynı zamanda, Kâ'bede asılmış olan ahidnâmenin güve (ağaç kurdu veya karınca)ler tarafından yenilerek mahvedildiği Rasûl-i Ekrem tarafından bildirildi (160). Ebûtâlib bu ilâhi işareti Kureyşe haber verdi. Ahidnâmeye muhalif olanlar da silâhlanarak Ebûtâlib mahallesine koşmuşlar, müslümanları bu kapalı mahalleden çıkarmışlardı.
        Mekke devrinin onuncu senesi bütün müslümanlarla birlikte Rasûl-i Ekrem de, üç yıllık cehennemî muhasaradan kurtulmuş oldu.
        Bu muhasara esnasında, Mekke devrinin sekizinci yılında, Rasûlüllahın "İnşikak-ı Kamer" denilen mucizesi vukua gelmişti:
Mehtaplı bir gecede, kamerin ikiye ayrıldığı, bir parçası Hirâ dağının bir tarafında, diğer parçası da diğer tarafında olarak görüldü. Fakat, müşrikler, buna da inanmadılar. Hele Ebûcehil, bu mucizeye de "sihirbazlık" dedi.
        Prof. İsmail Hakkı İzmirli bunu şöyle açıklamaktadır:
        - Kıyamet yaklaştı. ay yarıldı.
        (yani iş apaşikâr oldu veya ay kıyâmette yarılacaktır).
        Meşhur olan mânaya göre: "Ay, mucize olmak üzere fiilen yarılmıştır." (161)
        - Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır der ki:
        - Peygamberimizin en parlak mucizelerinden olan "İnşikâk-ı Kamer" mucizesi vâki oldu. Sahâbeden bir hayli zevât rivayet etmiştir." (162)
        - Asr-ı Saadetten şu satırları alıyoruz:(163).
        - Şakk-ı Kamer hâdisesi: Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbn-i Hanbel, Hâkim, Beyhekî, Ebû Nuaym tarafından en açık olarak yazılmaktadır."
        - Abdullah İbn-i Mes'ûd diyor ki:
        - Biz, Peygamberle birlikte Minâ'da iken kamer inşikak etti. Hazreti Peygamber de bize: - Şâhid olunuz! dedi."
        Sahîh-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'in diğer rivayetine göre: Kamer, Hazreti Peygamber devrinde iki parçaya ayrıldı. Ayın bir parçası dağın bir tarafında, diğer bir parçası diğer tarafındaydı. Rasûl-i Ekrem de bize: - Şâhid olunuz!" dedi.
        Sahîh-i Müslimde şu rivayet var:
        Mekke ahalisi, Peygamberden kendilerine bir âyet gösterilmesini istedi. Peygamberimiz de onlara kameri iki parça olarak gösterdi."
        - Câmi-i Tirmizideki rivayet şu şekildedir:
        Mekke ahalisi Peygamberden bir âyet istediler. Kamer Mekke'de iki parçaya ayrıldı. Bunun üzerine: (Kıyâmet yaklaştı, kamer bölündü) âyet-i kerîmesi nâzil oldu."
        Tirmizinin câmiinde, İbn-i Hanbelin Müsned'inde Cübeyr İbni mut'im in rivayeti şu merkezdedir:
        - Müşrikler, bu mucizeyi gördükten sonra, Muhammed bizi büyüledi. Fakat, herkesi büyüleyemez, dediler."
        Ebû Dâvud ile Beyhekînin anlattıklarına göre; müşrikler, bu sözleri söylemişlerdir. Muhammed, bütün dünyayı büyüleyemez. Dışarıdan gelecek yolcuların bu hâdıse hakkında ne diyeceklerini dinliyelim. Bunun üzerine en uzak yerlerden gelen seyyahlara ne gördükleri sorulmuş, onlar da Mekkelilerin gördüklerini görmüşlerdi."
        Hâsılı bu hâdise, geceleyin, Peygamberin Minâda bulunduğu sırada vukua gelmiştir."
        - Meşhur astronomi âlimi Fransız Lalande, kamerin geçmiş hareketlerini incelerken "inşikak-ı Kamer" mucizesinin doğruluğunu kabûl etmek zorunda kalmıştır (164).


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz