Yedinci Yıl: İkinci Habeş Hicreti

        Mekke devrinin yedinci senesi (616) müslümanlar ikinci defa Habeş iline göç etmek zorunda kalmışlardı. Bu ikinci kafilenin sayısı doksandı:(153). Yetmişyedisi erkek, onüçü kadındı. Başlarında Hazreti Ali'nin büyük kardeşi "Ebûtâlib oğlu Ca'fer" vardı.
        Kureyşîler, müslümanların Habeş iline göç etmelerinden, Habeş diyarında yerleşmelerinden kuşkulandılar. Müslümanlığın etrafa yayılması ihtimalinden de telâşa düştüler. Habeş hükümdarlarından, muhâcirleri geri istemeğe karar verdiler. Bu iş için Abdullah bin Rabia ile Amr bin Âs'ı seçtiler. Bu iki kişilik heyeti, kıymetli hediyyelerle Habeşistana gönderdiler.
        Habeş Necâşisi (hükümdarı), Mekkeli muhâcirleri huzuruna getirtti. Bunları, resmî Mekke heyetiyle karşılaştırdı. Huzurunda yapılan duruşma, pek heyecanlı oldu. Pek büyük mânâlar taşıyordu.
        Necâşî (Adhame) ile muhâcirlerin başkanı "Ca'fer Tayyâr" arasında, dikkate şayan muhavere, şöyle cereyan etti. Necâşî:
        - Kureyşîler elçi göndermiş, sizin Mekke'ye dönmenizi istiyorlar? Ca'fer:
        - Ey hükümdar, sorunuz bunlara! Köle miyiz ki, bizi geri istiyorlar? Heyet adına konuşan Amr bin Âs cevap veriyordu:
        - Hayır! Hepsi de hür.
        - Sorunuz bunlara! Biz borçlu muyuz ki, istiyorlar?
        - Hayır! Hiçbirinin kimseye borcu yok.
        - Sorunuz, bunlara! Biz katil miyiz ki, kısas için çağırıyorlar?
        - Hayır! Böyle bir isteğimiz de yok.
        - O halde, bizleri ne diye istiyorlar?.. O zaman Amr, şöyle bir konuşma yaptı:
        - Bunlar, dedelerimizin dininden ayrıldılar, ilâhlarımıza hakaret ediyorlar. Gençlerimizin itikatlarını bozdular. Halkımızın arasına ayrılık soktular. Mekke ahalisi ikiye bölündü."
        Necâşî bu yeni din hakkında bilgi edinmek istiyordu. Amr sözünü bitirir bitirmez, müslümanların başkanı Ca'fer sözü alarak İslâm dinini anlatabilmek için:
        -EyEmîr! diye müdafaaya başladı: Biz cahil bir kavim idik. Taştan ağaçtan yapılmış putlara "ilâh!" diye tapardık. Ölü hayvanların etlerini yer, kız çocuklarımızı diri diri gömerdik. Kumar oynar, fâizcilik (tefecilik) yapardık. Zinayı, bir kadının birkaç erkekle münasebette bulunmasını hoş görürdük. Akrabamıza karşı vazifelerimizi bilmezdik. Komşularımızın haklarını tanımazdık. Kavfler, zaffleri, ezer, zenginler, fakirlerin sırtından kazanırdı. Aramızda hak nedir, bilinmezdi.
        Allah-ü Azımüşşân, bizim ıslâhımızı diledi. İçimizden bir "Peygamber" çıktı. Asâleti vardı. Soyu temiz kabilesi temizdi. Kendisini doğrulukla tanıtmıştı. Bizi Allah'ın birliğine çağırdı. ibadet etmeyi gösterdi. Dedelerimizin putlarından ayırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Kan dökmeyi, kumar oynamayı, içkiyi, fâizciliği, yalancılığı, yetimlerin mallarına dokunmaya yasak eyledi. Bütün iyilikleri öğretti. Doğruluğu, sözünde durmayı. komşulara. akrabaya iyi muamele yapılmasını, kadınların şerefini, kız çocuklarının hayatını kurtarmayı emretti. Bizi vahşetten kurtardı. Medeniyyete soktu. iyi bir insan olmamızı sağladı. Biz de O'na inandık. Yolunda gidiyoruz. Bu sebepten, Kureyşılerin düşmanlığını kazandık. Çeşitli işkencelere uğradık. dayanamadık. Fakat dinimizden de dönmek istemedik. Peygamberimizden izin aldık. Hükümdarlar arasında sizi seçtik. Yurdunuzda zulme uğramayacağımızı umarak himayenize sığındık." diyerek sözünü bitirdi.Kur'ân-ı Kerîmden de bazı âyetler okudu.
        Ca'ferin bu ateşli konuşması, herkesi heyecana getirdi ve ağlattı. Bunları dikkatle dinleyen Habeş Hükümdarı da:
        - Allah'a yemin ederim ki, bu sözler. Hazreti Mûsâ'ya ve İsâ'ya inen vahylerin kaynağındandır" dedi ve Kureyş elçilerine dönerek;
        - Ben bu muhacirleri size teslim edemem!" cevabıyla Kureyşin resmî tekliflerini reddetti. Bir gün sonra yine Habeş hükümdarının huzuruna çıkan Amr:
        - Biliyor musunuz, müslümanlar, Hazreti İsâ hakkında neler söylüyorlar?" diyerek, Necâşî'yi muhâcirler aleyhine kışkırtmak istemişti. Çünkü, Habeş Necâşîsi Adhame hıristiyandı. Buna karşılık olarak da Ca'fer:
        - Kur'ân'da Cenâbı Hak, ne buyurmuş ise, biz de onu söyleriz!" demiş, Hazreti İsâ hakkındaki Kur'ân-ı Kerîm âyetini okumuştu
        - Mesîh, Meryemoğlu İsâ, ancak, Allah'ın Peygamberi ve Meryeme bıraktığı kelimesidir. O, Allah tarafından bir ruhtur.(155)
        Bunu duyan Necâşî, yüksek sesle haykırmış, yerden bir çöp alarak:
        - Bizim dinimizle sizin dininiz arasında, ancak şu çöp kadar bir fark var!" demişti. Kureyşin heyetini de hediyelerini de geri çevirmişti. Mekkeliler, bu teşebbüslerinde de muvaffak olamamışlardı.
        ikinci Habeş hicretine iştirak etmiş bulunan muhâcirlerin bir kısmı, Mekkelı müslümanların Medine hicretine kadar, orada kalmış (M/622) bir kısmı da Rasûl-i Ekrem'in Medine devrinde, müşriklerle yaptığı Hudeybiye barışına kadar ikametlerini uzatmışlardı (6/628). "Ca'fen Tayyâr" (154) ın kumandasında bulunan onaltı kışilik son kafilesı de Hayberin fethi sırasında Habeş hicretinden Medine'ye dönmüşler ve Rasûl-i Ekremi sevindirmişlerdi (6/628).


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz