![]() |
Hazreti Hamza -radıyallahu anh-
Resûl-i Ekrem'in amcası ve süt kardeşiydi. Peygamberimizden iki yaş büyüktü.
Mekkeli, Kureyş kabilesinden ve Hâşimi kolundandı. Medine'ye göç eden Mekkeli
muhâcirlerdendi. Resûlüllah tarafından, Hamza'ya "Esedullah - Allah'ın Arslanı"
adı verilmişti. Peygamberimizin Medine devrinde (622-632) ilk olarak hazırlanan
üç seriyye (çete) den birincisi, Hamza'nın seriyyesi oldu. Bedir Gazvesinde
müşrikler tarafından mübâreze (düello) meydanına çıkan Utbe. Şeybe, Velide
karşı, Resûl-i Ekrem'in emriyle, Ubeyde, Hamza, Ali çıkmışlar, Hamza ile Alî,
rakiplerinin işini ilk hamlede bitirivermişlerdi.
Uhud Gazvesinde (3/625) ise Hazreti
Hamza: "Seyyidüşşühedâ-Şehîdlerin Etendisi" oldu: (27 Mart 625). Hamzanın
katili, Habeşli Vahşî adında siyah bir köleydi. Vahşî, Hamzayı öldürdüğü
takdirde hem kölelikten kurtulacak, hem de Ebû Süfyanın karısı Hindden büyük
mükâfat görecekti. Uhud savaşının en nazik devresinde gizlendiği yerden
harbesini attı. Allah'ın arslanı Hamzayı iki uyluğu üstünden vurarak öldürdü.
Hazreti Hamza şehîd edildiği zaman elliyedi yaşındaydı. Azası yetmiş parça
edilmişti.
Resûl-i Ekrem, Uhud şehîdlerini kanlı
elbiseleriyle ikişer ikişer gömdürdü. Sekiz sene sonra da cenaze namazlarını
kıldı. (Tecrid Tercemesi, C: 1O, s.:224}
Hicretin sekizinci senesi (11 Ocak
630) Mekke, müslümanlar tarafından fethedilmiş, yirmi yıldanberi devam eden
"Müslümanlık - puta tapıcılık" mücadelesi sona ermişti. Rasûl-i Ekrem,
müşrikleri affetmek suretiyle insanlığın en yüksek şâhikasına yükselmiş oldu.
Hamza'nın katili Vahşî de sonradan
affedilenler arasındaydı. Ancak, Vahşîyi affeden Rasûl-i Ekrem; "Gözüme
görünme"! diyerek kendisinin yaralı kalbini tesellîye çalışmıştı.
Hazreti Ebûbekir, ilk zamanlarda
yalancı peygamberler ve irticâ hâdiseleriyle uğraşıyordu. Bunlardan Müseyleme
üzerine de Velîd oğlu Hâlidi göndermişti. Müseyleme ordusu bozuldu. Yalancı
peygamber Müseyleme de Habeşli Vahşî tarafından öldürüldü. (Muhammed Ebülfadl
ibrahim, Eyyâmül-Arab S; 169)
Hamzanın katili Vahşî şöyle dermiş: -
Müşrik iken müslümanların en büyüğünü öldürdüm. Büyük bir cinayet işledim.
Islama girdim. Müslümanlığın en büyük düşmanını öldürdüm. Büyük sevap kazandım."
der, kendisini tesellî edermiş.
Hamza cesurdu. İslâm oluşu,
müşrikleri telâşa düşürmüştü. Çünkü müslümanlar, artık kuvvetleniyordu.
Hamza'nın İslâma gelişi üzerine
Kureyşın ileri gelenleri Dârünnedve denilen hükümet konağında toplandı.
Ebûcehılın teklifi üzerine Ömer ayağa kalktı. Sılâhlanarak yola çıktı. Rasûl-i
Ekremi öldürmeğe gidiyordu. Maksadı: "Muhammedi -sallallahu aleyhi ve sellem-
ortadan kaldırarak Kureyşin parçalanan birliğini yeniden yaşatmak"tı. Yolda,
Abdullah oğlu Nuaym'e rastladı. Hemşiresi ile eniştesinin müslümanlığını
Nuaymden öğrenince, önce, eniştesı Saîdin evine uğradı. Bu sırada, hemşiresi
Fâtıma ile eniştesi Sâidin evinde Kur'ân okunuyordu. Ömer'in geldiği duyulunca,
hemen Kur'ân sahifeleri saklanmıştı. Fakat, Ömer içeri girince ne okunduğunu
sormuş, derhal eniştesini ayağının altına almıştı. Bunları ayırmak isteyen
hemşiresi Fâtıma'yı da tokatlamıştı. O zaman hemşiresi kendisine karşı sert
çıkış yaptı:
"- Yâ Ömer! dedi. Ne yaparsan yap!
Müslümanlıktan vazgeçmeyiz!.." Kız kardeşine bakan Ömer şaşırmıştı. Onun
yüzünden kan aktığını görünce, yaptığına pişman oldu. Hiddeti yatıştı. Okunan
sûreyi istdi ve getirtti. Okumağa başladı. Ömer'in okuduğu âyetler "Hadîd"
sûresinin ilk âyetleriydi:(149)
- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbib ve tenzih eder. Aziz 0. Hakîm
O! Göklerin ve yerin hâkimiyyeti Onundur. Hem diriltir. hem öldürür ve her şeye
kadirdir. İlk O'dur. son O'dur, âşikârdır, gizlidir. Her şeyi hakkıyla bilen
O'dur. Gökleri ve yeri altı devirde yaratan, sonra Arş'ından idare eden O'dur.
Yere gireni. yerden çıkanı. gökten ineni ve Ona yükseleni bilir. Nerede olsanız,
0. sizinle beraberdir. Allah. bütün yaptıklarınızı görür. Bütün göklerin ve
yerin mülkü O'nundur ve her şey O'na döner. Geceyi gündüze. gündüzü geceye
katar. Sînelerde gizli olsun her şeyi hakkıyla bilir. Allah'a ve Peygamberine
îman ediniz!" (150)
Ömer, bu âyetleri okuduğu zaman
donakaldı. Kur'ân'ın fesâhatine hayran oldu. Hemen şehadet getirdi. (Eşhedü enlâ
ilâhe illellah ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlüllah) dedi. Peygamberin yanına
götürülmesini istedi
O zaman, Rasûl-i Ekrem, Safâ'da
Erkam'ın evinde ashâbiyle bulunuyordu. Ömer içeri girdi.
Müslüman olmağa geldim, diye cevap
verebildi. Rasûl-i Ekrem: "Allahüekber!" deyince bütün ashâb yüksek sesle tekbir
getirdiler. Dağlar bile bu tekbirlerle inledi (Üsdülgâbe ibn-i Esîr). Ömer'in
teklifi üzerine bütün müslümanlar, toplu olarak "Erkam"ın evinden çıktılar.
Kâ'beye doğru yürüdüler.
Hazreti Ömer, Kureyş ulularına hitap
etti: "Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin! Ben, Hattâb oğlu Ömerim!" dedi.
Şehâdet kelimesini tekrarladı. Şaşkına dönmüş olan Kureyşîler oradan savuştular.
Müslümanlar da o gün, Harem-i Şerîfte ilk olarak cemaatle namaz kıldılar (ibni
Hişâm). İbn-i Mes'ud der ki. "Hazreti Ömer, İslâmiyeti kabûl edince, Kureyş ile
dövüşerek Kâ'bede namaz kıldı, biz de beraber kıldık."
O zamana kadar müslümanlar,
ibâdetlerini açıkça yapamıyorlar, Kâbe'de namazlarını kılamıyorlardı. Hazreti
Ömerin müslümanlığı kabûl etmesiyle herşey değişmiş oldu f152).
Hamza ile Ömerin arka arkaya İslâma
girişleri, tarihte ehemmiyetli bir hâdise oldu. Müslümanların müşriklere karşı
büyük bir zaferiydi. Derin izler bıraktı. Mühim neticeler verdi. Çünkü, Mekke
devrinin altıncı senesi müslüman olmuş bulunan "Hamza",
ashâbın otuzdokuzuncusu, "Ömer" kırkıncısıydı. Bir sene sonra, İkinci Habeş
Hicretine katılan müslümanların doksan olduğuna bakılırsa, Mekke devrinin
yedinci senesi, Rasûl-i Ekrem'in yüzünü görmüş olan ashâbın sayısı üçyüzü
bulmuştu.(151) (Hazreti Ömer) - Radıyallahu anh-
Resûl-i Ekrem'in Mekke devrinde, altıncı Peygamberlik yılında İslâma girmiş
bulunan "Hattâb oğlu Ömer", Mekkeli müslümanların kırkıncısı oldu. Künyesi: "Ebû
Hafsa" idi. Doğruyu eğriden ayırdetmekte son derece âdil olduğu için,
Peygamberimiz tarafından kendisine "Faruk" denilmişti. Sülâlesi dokuzuncu
babada;
(Kâ'b), Peygamberimizin soyu ile birleşir. Rasûlüllahtan onüç yaş küçüktü. Onüç
yıl sonra vefat etti. Müslüman olduğu zaman 33 yaşında bulunuyordu. Öldüğü zaman
da, Resûlüllah gibi, 63 yaşındaydı, Müslümanlıktan önce, Kureyşin siyasî
işlerine bakardı. Kureyş kabilesiyle diğer kabileler arasında çıkan politika
meselelerini çözmek için Kureyşin son elçisi Ömer oldu. (Mediniyyet-i İslâmiyye
Tarihi, C: 1, S: 22)
Müşrikler, müslümanlara karşı kötülüklerini artırdıkları halde, Ömerin yanına
sokulamazlardı. Habeşe ve Medine'ye göç eden müslümanlar, Mekke'den gizli
çıkarlardı. Fakat Ömer, Medine'ye hicret ederken Kâ'beyi ziyaret ettikten sonra,
müşriklere karşı:
- Beni bilen bilsin, bilmeyen de öğrensin. Ben Hattâb oğlu Ömer'im! İşte,
Medine'ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim
bırakmak isteyen arkama düşsün!" sözleriyle meydan okumuştu.
Bütün gazalarda, Resûl-i Ekrem'le beraber bulundu. Uhud Gazvesinde ordu
dağıldığı sırada, Resûl-i Ekrem'in yanından ayrılmıyanların biri de Hz. Ömer'di
(Arabça Taberîibn-i Hişâm). Peygamberimizin sağ kolu Hz. Ebûbekr, sol kolu da Hz.
Ömer'di. Resûlüllah, önce bunların reylerini alırdı. Oniki meselede, ilâhî vahy,
Ömerin reyine uygun düşmüştü. Hazreti Peygambere karşı bile olsa, görüşünü
açıkça söylemekten çekinmezdi. Aşere-i Mübeşşereden oldu.
Rasûl-i Ekrem'in vefatından sonra, Hz. Ebûbekrin yanından ayrılmadı. Ona ilk
bey'at edenlerdendi. Onun halifeliğme büyük yardımı oldu. İslâm birliğinin
sağlanmasında büyük hizmeti görüldü. Kur'ân-ı Kerîmin toplanma işini, halife
Ebûbekre hatırlatan da Ömerdi.
Hz. Ebûbekr. sağlığında Hz. Ömeri halife namzedi göstermişti. Ölümünden sonra Hz.
Ömer, ikinci halife oldu. Halifeliği esnasında söylediği nutuklardan birinde:
- "Ey Nâs! Ben haktan, adaletten ayrılırsam ne yaparsınız?" diye sormuştu.
Ahaliden biri: "Yâ Ömer: Seni kılıcımızla doğru yola sokarız!" diye cevap
verince, Ömer:
- Elhamdülillâh, zamanımda hatamı kılıçla düzeltecek arkadaşım varmış! sözüyle
memnunluğunu açıklamıştı.
Ömer -radıyallahu anh-ın halifeliği zamanında; Suriye, Filistin, Mısır gibi,
kıt'alar, Bizans denilen Doğu Roma imparatorluğunun elinden alındı. İran'a hâkim
olan Sâsânî saltanatı yıkıldı. Mecûsîlik denilen ateşe tapma mezhebi kaldırıldı.
İran toprakları, baştanbaşa İslâm sınırları içine katıldı. Rasûl-i Ekrem'in
hicret hâdisesi, müslümanlarca takvimbaşı olarak kabul edildi: (17/638).
Peygamberimizin ashâbına derecelerine göre maaşlar bağlandı.
İranın ve Bizansın hazineleri, İslâm dünyasının merkezi "Medine'ye aktığı,
ashâbın refah içinde yaşadığı bir sırada, müslümanların halifesi Ömer, sıkıntı
içindeydi. Hazineden aldığı "kifâf miktarı" tahsisatla zor geçiniyordu.
Ashâbın ileri gelenleri bu hali gördüler. Dayanamadılar. Halifenin nafakasını
artırmayı düşündüler. Ömerın kızı Hafsa'ya başvurdular. isimlerini vermeyerek,
babasına tekliflerinin yapılmasını istediler. içlerinde "Osman, Ali, Talha,
Zübeyr" gibi zâtlar da vardı. Rasûl-i Ekrem'in zevcesi Hafsa, ashâbın bu
teklifini babası Ömere açınca, Halife Ömer:
- Rasûlüllahın, yemede, içmede, giyimde hali nasıldı? diye sordu.
- Kifâf miktarı (yeter derece) idi. cevabını alınca, sözüne şöyle devam etti:
- İki arkadaşın (Peygamberle, Ebübekir) ve ben, üçümüzün hali, aynı yolda giden
üç yolcuya benzeriz. Biri (Peygamber), makamına vardı. Diğeri (Ebûbekr) aynı
yolda giderek birinciye erişti. Üçûncüsü (ben) de arkadaşlarına ulaşmak ister.
Fazla yükle gidersem, onlara yetişemem! dedi. (Şehbenderzâde Ahmed Hilmî, Tarihi
İslâm, c:1, s: 367).
Fetihlerin çokluğuna, hazinenin zenginliğine bakmayarak, yaşadığı müddetçe,
yeter dereceden fazla hiçbir şeyi kabul etmemişti.
Oniki yerinden yamalı elbisesiyle hutbe okuması, borçlu olarak ölmesi, dünya
servetine tenezzül etmediğine delil sayılmaktadır.
Aynı zamanda Medine Hükümeti, Bizans imparatorluğuyla İran saltanatına karşı,
harb halinde bulunuyordu. "Kudüs" patriği (Sofroniyos), şehri bizzat halifeye
teslim edeceğini söyleyince, derhal arzusu, Medine'de Ömere bildirilmişti.
Hazreti Ömer, kan dökülmesinı önlemek için, Medine'den Kudüs'e kadar uzun bir
yolculuk yapmak zorunda kaldı. Büyük Ömer, yolda kölesi "Muğîre" ile bir deveye
nöbetleşe biniyorlardı. Hattâ, Kudüs'e girecekleri zaman, binmek nöbeti kölesine
geldiği için, kendisi yürüyerek, devenin yuları yedeğinde olarak, şehre girmek
istemişti. Fakat, ashâb bırakmadı, bin müşkülâtla mâni olabilmişlerdi.
Hz. Ömer, Kudüs patriği ile serbest olarak görüşmüş, din bakımından
hristiyanlara imtiyazlar vermiş, hattâ patrikle muahede bile yapmıştı.
Hazreti Ömer zamanında alınan Mısırın fâtihi Amr ibni Âs idi. Gûya, Amr ibni Âs,
halife Ömerin emriyle İskenderiye'de Batlamyoslardan kalma kitaplığı ve içindeki
yediyüzbin cild kitabı yakmış imiş!!! Tarihî hakikate hiç uymayan bu iftirayı,
bazı Avrupa tarihçileri gibi, Medeniyyeti İslâmiyye Tarihi sahibi Corci Zeydan
da maalesef yazmış bulunmaktadır. Ömer Rıza Doğrul der ki:
- Bu sonradan uydurulmuş bir iftiradır. Çünkü, Batlamyosların kütüphanesinin Jül
Sezarın bir seferi esnasında yakıldığı malûmdur. Bundan başka, Hazreti Ömerin
İskenderiye kütüphanesini yaktırdığı rivâyetini bildiren Ebülferec, bu mühim
vak'adan altıyüz sene sonra yaşamıştır. Halbuki, daha evvel hristiyan ve Mısırlı
tarihçiler bu meseleden bahsetmemişlerdir. (John Davenport, Hazreti Muhammed ve
Kur'ân-ı Kerîm, Ömer Rıza Tercemesi, S: 94). Diyarbekirli Saîd Paşa da şu mühim
bilgiyi vermektedir: - İskenderiye kütüphanesi, Jül Sezarın Mısır seferi
esnasında yapdı. "Diyokletiyen" İskenderiye şehrini yağmalattı. Teodosyüs
zamanında "Serapeum" mektebi yıkıldı. Amr ibni Âs'ın Mısır fethinden evvel, eski
eserlerden kırk cild kitap kalmıştı. İskenderiye'de kütüphane ve kitap
yakılmasına dair esas kitaplarda hiç bir bahse rastlamadım. Sonraki bazı
müverrihlerin verdikleri malûmatın hiç biri ana kaynaklardan değildir. Bütün bu
rivâyetler, ibnül-İbrî'nin eserine dayanmaktadır. İbnül-İbrî Fransızlarca "Ebülferec"
olarak tanınmıştır. Halbuki Ebülferec, Anadolu'da bir yahudinin oğluydy. Asıl
ismi "Margrigoros" idi. Hicretin 622 (1226) tarihinde doğmuştu. (Mir'âtül'İber,
C:
6, S: 116).
Hazreti Ömer, müslümanlığa diğer dinlerden hurafelerin girmesine, puta tapıcılık
âdetlerinin sokulmasına hiç dayanamazdı.
Peygamberimiz, Hudeybiye barışından önce, Mekke'lilere karşı harb açabilmek
için, bir ağaç altında ashâbdan bey'at almış ve bu hâdiseye "Bey'atürridvân"
denilmişti. Sonraları, bu ağaç halk arasında mukaddes sayılmaya başlanmış, puta
tapıcılığa gidilmesi ihtimalin! düşünen Ömer, derhal o ağacı kestirmişti. (İbn-i
Sa'd, Tabakât)
Suriye'de Gassânî hükümdarı Cebele müslüman olmuş, parlak bir alayla Medine'ye
gelmiş, Hazreti Ömer de bunun müslüman oluşundan memnun olmuştu. Ancak, Hacc
zamanı, Kâ'be ziyaret edilirken, yüzbinlerce hacı arasında bir köle, Gassânî
hükümdarının eteğine dikkatsizlikle basıvermiş. Cebele dayanamamış, hemen bir
yumruk vurarak zavallının burnunu kırmıştı: Köle, Halifeye şikâyet edince, Ömer
de Cebeleyi sorguya çekti:
- Köle, eteğime bastı. Saygısızlık gösterdi. Ziyaret yeri olmasaydı, başını
kılıçla ikiye ayıracaktım!.. diye cevap verince, Halife Ömer:
- Sen suçunu itiraf ettin. Şimdi, onu memnun etmeye çalış! Yoksa, aynı muameleyi
sana yapmasını emredeceğim, dedi. Cebele:
- Yâ Emîr! Bu nasıl olur? Ben hükümdarım. O, âdi bir köle değil mi? Ömer:
- Müslümanlıkta hükümdarlık, kölelik yok. Eşitlik var. Bir müslüman
diğerlerinden iki şey ile ayrılır: Takvâ (Allah korkusu), sağlık. (Medeniyyet-i
İslâmiyye Tarihi, C: 1, S: 50).
Cebele, Halife Ömer'in adaletinden korktu. Bizans'a kaçtı. Tekrar hıristiyanlığa
döndü.
Hazreti Ömer, görünüşe aldanmaz, her meseleyi inceden inceye derinleştirirdi:
- Bir adamın şöhretine, görünüşüne aldanmayınız. Namazına kapılmayınız! Aklına,
doğruluğuna bakınız! derdi. (Asr-ı Saâdet, C: 7, S: 499).
Hazreti Ömer, halife olduğu zaman, hareketlerini aşırı saydığı Velîd oğlu Hâlidi
hemen başkumandanlıktan azletmiş, Suriye ordusu kumandanı Ebû Ubeydenin
maiyyetine vermişti. Bu olayı anlatırken:
- "Hâlidi kumandanlıktan azledişim, kendisinin namus borcu bir hareketi
bulunmasından veya kendisini sevmediğimden değildir. Bu iş, halkın Hâlide karşı
pek fazla teveccüh göstermesinden ve onu her şeyde başarılı saymasından ileri
gelmiştir. Maksadım: Bir insanın, yalnız başına, her şeyi başaramayacağını
göstermekti." demişti (Taberî).
Hazreti Ömer, istikbal için endişeliydi. Ebûbekr, kendisini halife namzedi
göstermişti. Fakat, Ömer bu namzedi bulamıyor, bir fitne zuhurundan ürküyordu.
"Abdullah ibn-i Abbâs", bir gün, bu mesele hakkında Ömerin fikrini öğrenmek
istemiş, Aşere-ı Mübeşşereden "Abdurrahman bin Avf" için, düşüncesini sormuştu.
Ömerden:
- "Ne iyi adamdır. Fakat, vücutça zayıf, yaşça ihtiyardır." cevabını aldı. Sonra
Talha hakkında Ömer:
- Zengindir. Güzel giyinir, süslü gezer, dedi Namzetliğini hoş görmedi. Zübeyr
için:
Ticaretle uğraşır. Zengindir. Kileden. ölçekten bahseder, diye cevap verdi. İran
fâtihlerinden "Kâdısiyye" muharebesi kahramanı, büyük kumandan Ebü Ubeydeden
Sa'd İbni Vakkas hakkında da fikrini sordu:
iyi bir kumandan, cesur bir asker, değerli bir harb adamıdır. Ancak, askerlik
başka şey, devlet reisliği başka şeydir. Tarzında cevap verdi. Osman için de:
-Zengindir, halîmdir. Ümeyye oğullarındandır. Kabilesi başına üşüşür. Diğer
kabilelerin kıskançlığına yol açar. Fitne çıkar, dedi. Hazreti Ali hakkında da:
- Âlimdir. Âbiddir. Zâhiddir. Mücâhiddir. Bir lokma, bir hırkaya kanaatkârdır.
Halifeliğe lâyıktır. Ancak, lâtifeyi, mizahı sever, mütalâasında bulundu.
(Kısas-ı Enbiyâ, C: 5, S: 597).
Ne yazık ki Hz. Ömer, kimseyi namzet gösteremeden, Ebû lü'lü'adlı bir İranlı
köle tarafından şehîd edildi. Katil, sabah namazında Ömeri, zehirli hançerle
altı yerinden yaralamış, tutulduğu zaman, intihar atmıştı. Hazreti Ömer, ancak
üç gün yaşayabilmişti. (Fezleke-i Tarıh-i Düvel-i İslâmiyye, S: 80). Katilin
İranlı olması, intihar etmesi, cinayetin âdî olmadığını göstermektedir. Oğlunu
namzed göstermesini isteyenlere, Büyük Ömer: - Bir evden bir kurban yeter: diye
cevap vermiş, halifelik işini altı kişilik şûraya bırakmıştı. (Zübdetülkısas, C:
1, S: 143). Ebûbekr gibi, Ömer de Medine Mescidine bitişik, Resûl-i Ekrem'in
"Hücre-i Seâdet" denilen türbesi yanına gömüldü. -radiyallahu anh- Mezarının
yerini Hazreti Âişeden istemiş. Âişe de: - O yeri kendim için ayırmıştım.
Memnunlukla Ömer'e bırakıyorum, demişti. (27 Zilhıcce 23/645).
(152) (Hazreti Ömerin İslâmiyyeti kabul ettiği sırada müslümanlar şunlardı: (Ebûbekr,
Osman, Ali, Zeyd, Talha, Sa'd, Abdurrahman. Saîd, Ebû Ubeyde, Hamza. Ubeydetübnü
Hâris, Ca'fer, Musâb ibn-i Umeyr, ibn-i Mes'üd, lyas ibn-i Ebî Rabia, Ebûzer,
Ebû Selmân ibn-i Abdül'eseö, Osman ibn-i Maz'un, Zeyd ibn-i Hârise, Bilâl,
Habbâb, Mikdâd, Suheyb, Ammâr, Âmir İbn-i Füheyre, Ömer ibn-i Anbese, Nuaym,
Hâtıb ibn-i Ebil Hâris, Hâlid ibn-i Saîd, Hâlid ibn-i Bekir, Abdurrahmân ibn-i
Cahş, Erkam, Üneys, Vâkıd, Sâib, Âmir ibn-i Rabia, Âmir ibn-i Bekir, Ebû Ahmed
ibn-i Cahş) -radıyallahu anhüm- (Asr-ı Seâdet, c: 7, S: 44).
M.Zekâ Konrapa
![]() |