Hazreti Saîd -radiyallahu anh-

        Saîd, Ebû Ubeyde ile müslüman olanlardan ve Aşere-i Mübeşşeredendi. Babası Zeyd'dir. Adevıoqulıarına andı. Saîdin dedesi, İslâmdan önce Mekke'de bulunan hanîflerdendi. Hazreti Said, Hattâb kızı Fâtıme ile evlenmiş, Hazreti Ömer'in eniştesi olmuştu. Fakat, eşi Fâtıme ile birlikte Hazreti Ömerden önce müslüman olmuşlar, yine birlikte Habeşistana göç etmişlerdi. Hazreti Saîd, Talha ile beraber Şam tarafın-da vazifeli bulunduğu için de Bedir Gazvesinde bulunamadı, fakat, ganimetlerden hissesi ayrıldı. Resûl-i Ekrem'in bütün diğer gazalarında bulundu. Halife Ebûbekr zamanında Şam muhasarasına katıldı. Aşere-i Mübeşşereden olmasına rağmen, eniştesi olduğu için Saîdi Hazreti Ömer, şûrâ meclisine almamıştı. Hazreti Saîd, ikramlı, ibâdete düşkün, takvâ sahibi, mücahid bir zâttı. Dünya işlerine ehemmiyet vermediği için, iş başına geçmemiş, hiçbir vazife almamıştı. Medine yanında "Akîk" denilen yerde vefat etti (51/671). Yaşı yetmişi geçkin idi. Namazını, Hazreti Ömerin oğlu: Abdullah kıldırdı. Hazreti Saîd, dört hadîs rivâyet etmişti.

        Rasûl-i Ekrem, Mekkelileri puta tapıcılıktan kurtarmak ve Tek Tanrı (Tevhîd) inancına sokabilmek için, üç sene gizli olarak, sükûnetle çalıştı. Yalnız güvendiği insanları, İslâma dâvet ediyor, Hazreti Ebûbekr de el altından ah-baplarını teşvik eyliyordu. Mekke ahalisi, birer birer puta tapıcılığı bırakıyor, hak dinine giriyor, girenler de tanıdıklarına haber veriyorlardı. Üç yıl içinde müslümanların sayısı, ancak otuzu bulabilmişti. Bunlar namazlarını Mescid-i Harâmda açıktan açığa kılamıyorlar, ibâdetlerini evlerinde yapıyorlar, sabah ve akşam kıldıkları iki vakit namazda Kur'ân-ı gizli okuyorlar, rnüslümanlığı gizli yayıyorlardı.
        Puta tapıcılık, Mekkelilerin rûhlarına işlemişti. Kureyşîler, kendi dinleri-ne birtakım menfaatlerle bağlı bulunuyorlar, Arabistandaki nüfûzlarının devamını da ancak eski dinlerinin yaşamasında görüyorlardı.
        Peygamberimiz, yalnız putatapıcılıkla uğraşmakla kalmamış, aynı zaman-da Kureyşîlere hâkim olan "aristokrasi" rûhunun muhalefetiyle de karşılaşmış, hurafelerle de mücadele mecburiyetinde bulunmuştu.
        İslâm nûrunun Mekke ufuklarında doğması üzerine, Mekkeliler, inanç bakımından ikiye ayrılmış oldu. Allah'ın birliğine ve Muhammed'in Peygamberliğine inananlara "Mü'min ve müslüman", inanmayanlara da: "müşrik ve kâfir" denildi.
        Müşrikler sayıca çoktu, zengindi, kuvvetliydi. Fakat, ahlâkları son derece bozuktu. Kendi dinlerine ve putlarına karşı da bağlılıkları yoktu, samimî değillerdi. Yalnız menfaatleri yüzünden puta tapıcıydılar.
        Müşriklere bakarak Müslümanlar azdı. Fakat, îmanları da, seciyyeleri (karakterleri) de çok yüksekti. Rasûl-i Ekrem'in Peygamberliğini kâbul etmiş olan müslümanların bu sarsılmaz bağlılıklarıdır ki, Peygamberimizin samîmiyyetine, İlâhî vazifeyi ifa yolunda nefsini bile fedadan çekinmediğine en büyük ve kuvvetli delili ve şahidi oldu.
        Onüç yıl süren Mekke devri boyunca birbirlerine karşı zıt bu iki zümrenin (müşriklerle müslümanların) münasebetleri de ayrı ayrıydı. Hele müşriklerin, müslümanlara karşı tatbikten çekinmedikleri kötülükler, beş çeşitte toplanmaktadır. Önce bu kötülükler bir "istihza" tarzında başladı. Sonra, "hareket" şeklini aldı. Daha sonra "işkence" haline girdi. Daha sonra da "her türlü ticarî ve medenî münasebetleri kesme devri" oldu. En son olarak "şiddet politikası" takip olunarak, başta Rasûl-i Ekrem olmak üzere, bütün müslümanların Mekke'den çıkarılmasına kadar vardı.
        Bu çeşitli kötülükler karşısında Rasûl-i Ekremle birlikte müslümanların durumları neydi? Kendilerini müdafaa etmek veya suikast hazırlamak gibi teşebbüslere geçemezler miydi? Kur'ân-ı Kerim "Sabır" ile hareket olunmasını tavsiye ettiği için, Rasûl-i Ekrem, "va'z ve nasîhat" yoluyla, Kureyşîleri İslâm'a çağırıyordu.
        - Rabbinin yoluna hikmet ile güzel öğütle dâvet et. Onlarla en güzel su-rette mücadele eyle! Nahl Sûresi 125
        O zaman, müslümanlara en ziyade kötülükleri dokunan Mekkeli müşriklerin başlıcaları şunlardı:
        (Abdülmuttalib oğlu Ebûleheb ve zevcesi - Ebûcehil ibni Hişâm ve oğulları - Hakem ibni Ebi-l-Âs - Ukbetübnü Ebî Muayyat - Ebû Buhterî - Esved ibni Abdiyeûs - Esved ibni Muttalib - Nedar ibni Hâris - Ümeyyetübnü Halef - Münebbih - Âs ibni Vâil - Esved ibni Abdil esed - Ebû Kays - Sâib - Âsım ibni Said - Hâris ibni Kays - Âs ibni Hişâm).
        Kureyşin ilk kötülüğü "alay devri" oldu. Rasûl-i Ekrem'in İslâma davetini gizli olarak yaptığı üç yıllık, ilk Peygamberlik zamanına rastlamaktadır. Başlangıçta Kureyşîler, Rasûl-i Ekrem'in Peygamberliğini büyük bir kayıtsızlıkla karşılamışlardı. İslâm dinini, Arabistan'da ötedenberi görüle gelen çeşitli dinler arasına yeni bir dinin daha katılması şeklinde telâkkî etmişler, önceleri, seslerini çıkarmamışlardı. Yalnız, rastladıkları zaman, Rasûl-i Ekrem için olsun, diğer müslümanlar için olsun, istihzalı bakışlardan da, alaylı sözlerden de kendilerini alamazlardı. Hattâ Rasûl-i Ekrem, kimin yanından geçse:
        - Gökten haber veren, kendisine esrar keşfolundu diyen Abdullah oğlu Muhammed, işte budur! derler, birbirlerine göstererek eğlenirlerdi. Müşriklerin bu alaylı hareketlerine Kur'ân-ı Kerîmde işaret olunmaktadır:
        - Günahkârlar yok mu, onlar müslümânlara gülerlerdi. Önlerinden geç-tikleri zaman, birbirlerine kaş göz işaretiyle onlarla eğlenirlerdi. Ailelerine döndükleri zaman, neşe içinde dönerlerdi. Mü'minleri gördükleri zaman "Bunlar sapık insanlar" derlerdi. (124)
        Hazreti Peygamber İslâm dinini yaymağa başladığı zaman, Mekkeli müşriklerin müslümanlarla ilk münasebetleri, işte böyle "istihza" şeklinde idi.


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz