Hazreti Ebû Ubeyde -radiyallahu anh-

        ilk Mekkeli sekiz müslümandan sonra, İslâma girenlerin birincisi: "Cerrâhoğlu Ebû Ubeyde" idi. Adı: Âmir'di. Kureyş kabilesinden Fihroğullarındandı. Sülâlesi yedinci babada (Fihr) Resûl-i Ekrem'in sülâlesiyle birleşmektedir. Önce Habeşistana, sonra Medineye olmak üzere iki defa hicret etmişti. Medine'de Resûl-i Ekrem, muhâcirlerle ensârı kardeş yaptığı zaman Ebû Ubeydenin Medinelılerden kardeşi "Sa'd İbni Muâz" idi. Ebû Ubeyde, Resûl-i Ekrem'in bütün gazalarında bulundu. İslâm tarihinde şecî ve kahraman bir mücahid, büyük bir kumandan, âdil bir insan olarak tanınmıştı. Babası Bedir Gazvesinde, Mekkeli müşriklerle birlik olarak müslüman ordusuna karşı yürümüştü. Oğlu Ebû Ubeydeyi öldürmeye kasdetmiş, onu devamlı olarak takip ediyordu. Fakat Ebû Ubeyde, müslümanlık dâvası uğrunda, Bedirdeki hareketi yüzünden, babasını fedaetmekten çekinmemişti: (Asr-ı Seâdet, C: 1, S: 313). Ebû Ubeyde, Uhud Gazvesinde Rasûl-i Ekrem'in yanından ayrılmamıştı. Hattâ bu savaşta, Hazreti Peygamberin mübârek yüzüne batan zırh halkalarını dişleriyle çıkarırken Ebû Ubeydenin iki ön dişi kırılmıştı. 1O uncu Hicret yılında Necran hıristiyanları yıllık cizyelerini ödemek üzere emin bir zâtın gönderilmesini istemişlerdi. Resûl-i Ekrem: - Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini de Ebû Ubeydedir, sözleriyle Ebû Ubeydeyi tâyin etmişti. Resûlüllahın vefatı günü, ensâr, Beni Sâide sofasında toplanmış, reisleri Sa'd'e bey'at etmek üzereydi. Ebûbekr, Ömer ve Ebû Ubeyde birleşerek toplantı yerine koştular. Hararetli münakaşalar oldu. Sonunda Ebûbekr (Ömerle Ebû Ubeydeyi göstererek) bu iki zâttan birine bey'at ediniz! teklifinde bulundu. Fa-kat, her ikisi de teklifi kabûl etmeyince, Ömer (Ebûbekre hitap ederek):
        - Elini uzat, sana bey'at edeyim! dedi. Orada bey'at merasimi bu suretle yapılmış oldu (11/632). Hazreti Âişeye, Resûl-i Ekrem, kendisine bir halife nasbedecek olsaydı kimi yapardı? diye sorulmuş, Âişe'de:
        - Önce Ebûbekri, sonra Ömeri, daha sonra da Ebû Ubeydeyi tâyin ederdi." diye cevap vermişti.
        Hazreti Ebûbekr, Üsâme ordusu döndükten sonra, Suriyeye Ebû Ubeydeyi göndermişti. Velîd oğlu Hâlid de Iraktan Suriye'ye geçti. Umum serdarlık (başkumandanlık) Hazreti Hâlidde birleşmişti. Şam muhasara altına alındı. Yetmiş gün dayandıktan sonra Ebû Ubeydeye teslim oldu. Diğer taraftan Hazreti Hâlid de şehre harben girmiş, Hâlid ordusuyla Ebû Ubeyde ordusu Şamın ortasında birleşmişlerdi. Hazreti Ömer halife seçilince, başkumandanlığı Ebû Ubeydeye verdi. Hâlid sert ve şiddetli idi. Ebû Ubeyde ise âdil, şefkatli ve halîm bir zâttı. Bu hal, mağlûplar üzerine iyi tesir yapmış, Suriye şehirlerinin harbsiz olarak alınmasına sebep olmuştu. Hicretin onsekizinci (639) senesi Suriyede şiddetli bir hastalık zuhur etmişti. Arablar buna "Tâûn-i amvâs" derlerdi. Hastalık ilk defa, Filistinde "Amvâs" köyünde çıkmıştı. Bu hastalıktan bir ay içinde yirmibeşbin İslâm kahramanı vefat etmişti. Ubeyde de bu hastalığın kurbanı oldu. Hazreti Ebû Ubeydenin namazını "Muâz ibni Cebel" kılmıştı. Vefatında Ürdün nahiyesinde bulunuyordu (Mezarı: Şerîa nehri batısında, Amyâ köyündedir).
        Öldüğü zaman Hazreti Ebû Ubeydenin bıraktığı eşya: Birtakım silâh, bir koyun postu ve bir su testisinden ibaretti.
        Hazreti Ömer, kendisinden sonra, halife namzedi olarak, Aşere-i Mübeşşereden Hazreti Ebû Ubeydeyi münasip görüyordu. Tâûn hastalığından Ebû Ubeyde ölünce, halifeliğe başka namzed bulamamış bu işi altı zâta bırakmıştı.


Dipnot

M.Zekâ Konrapa

Peygamberimiz