![]() |
Hazreti Ebûbekr -radiyallahu anh-
Mekke'de Kureyş kabilesinin "Teym"
kolundandı. Kureyş içinde yüksek mevkii vardı. Herkes, kendisini sever, sözü
tutulurdu. Babası: Osman (künyesi: Ebû Kuhâfe)
idi. Hem baba tarafından, hem de anası (Ümmülhayr)
tarafından sülâlesi: Peygamberin sülâlesiyle, "Mürre"de
birleşir. Rasûl-i Ekrem'den iki yaş küçüktü. iki sene fazla yaşadı.
Hazreti Peygamber gibi, altmışüç yaşında vefat etti: (13/634). Soy (neseb)
ilminde çok ileriydi. Cahiliyyet devrinde, kan dâvalarında hakem olur, herkes
Ebûbekrin verdiği hükümlere itaat ederdi. Ticaretle uğraşırdı. Bu sayede çok
zengin olmuştu. İslâmdan önce, Hazreti Peygamber de ticaretle iştigal ettikleri
için Ebûbekrle dostlukları bu ticaret devresinde başlamıştı.
Muhaddislerden ibn-i Sa'din
rivâyetine göre, Ebûbekr, İslâma girdiği zaman, kırk-bin dirhem sermayesi vardı.
Bu servetinin büyük bir kısmını, müslümanlık uğrunda sarfetti. Müslümanlığı
kabul ettikleri için, türlü işkenceler altında inleyen yedi tane (kadın ve
erkek) cariye ve köleyi sahiplerinden satın alarak azad etmiş olması unutulmaz
iyiliklerindendi. Buhâri'ye göre, bir iki defa da Rasûl-i Ekremi müşriklerin
elinden kurtarmıştı. Zekâsıyla, puta tapıcılığın kötülüğünü anlamış, putlara hiç
tapmamış, ağzına-bir damla bile içki koymamıştı.
Hazreti Ebûbekrin adı. Abdullah idi.
Bu ismi kendisine, Rasûl-i Ekrem vermişti. Fakat, müslümanlar arasında "Ebûbekr"
künyesiyle tanındığı için, "Abdullah" adı unutulmuştur. İlk evlâdına nisbetle "Ebûbekr"
künyesini aldığı gibi, İslâm dinini kabul ederken, hiç tereddüt göstermemiş ve
Rasûl-i Ekrem'in mi'racını duyar duymaz hemen tasdik eylemiş olduğu için,
kendisine "Sıddîk" denilmişti. Kızı Hazreti Âişeyi Rasûl-i Ekrem'e nikâhlayarak
akrabalık bağlarıyla bağlandığı gibi, Peygamberimize İslâm dâvasında yaptığı
yardım, insan gücünün üstündeydi.
Ebûbekr -radıyallahu
anh- Kur'ân'a aşıktı. Çok
güzel okur ve okurken ağlardı. Her âyeti anlar, anlamadığını da Râsûl-i Ekrem'e
sorardı. Büyük Hicret günü Hz. Ebûbekr, Medine'ye Rasûl-i Ekremle birlikte bir
deve üstünde, hicret etti. Medine devrinde: müşriklerle, yahudilerle,
hristiyanlarla yapılan bütün gazalarda Ashâbiyle istişareler yaparken Rasûl-i
Ekrem, Hz. Ebûbekri sağına, Hz. Ömer'i soluna alır, önce bunların reyini
sorardı. O hiç şüphesiz, ashâbın en âlimiydi. İslâmî hacc farz kılındığı zaman,
Rasûl-i Ekrem, onu Hacc Emîri yaptı, Mekke'ye gönderdi. Hastalığı zamanı, "Câmie
açılan, Ebübekrin kapısından başka bütün kapıları kapatınız!" emrini verdi.
Sıhhati sonraları müsaade etmediği için, câmie çıkamaz olunca, üç defa:
- Söyleyin Ebûbekre, cemaate namaz
kıldırsın! Emrini tekrarladı. Hz. Ebûbekr de, Peygamberin yerine üç gün (17
vakit) imamlık yaptı. Ashâba namaz
kıldırdı. Bir defasında, Rasûl-i Ekrem, oturduğu yerde Hz. Ebûbekrin arkasında
namaz bile kıldı. Resûlullahın vefatı münasebetiyle, münafıkların dedikoduları
Medine havasını bulandırmıştı. Böyle buhranlı bir sırada.soğukkanlılığını
muhafaza eden yalnız Ebûbekr oldu. Doğru kızı Âişenin odasına gitti. Rasûl-i
Ekrem'in yüzünü açtı. Ağlıyarak iki gözünün arasını hürmetle öptü. Ailesini
tesellî etti ve Mescide geldi; bir hutbe okudu:
- Ey Nâs: içinizde Muhammed'e
tapanlar varsa, iyi bilsin ki Muhammed ölmüş-tür. Allah'a ibâdet edenler varsa,
iyi bilsin ki Allah bâkîdir, aslâ ölmez!" dedi ve ashâbın heyecanını teskin
etti. Aynı gün, halife seçiminde pek ileri gitmiş olan "Ensâr"ı tehlikeli yoldan
çevirdiği gibi, İslâm birliğinin parçalanmasına da meydan vermedi. Kendisi de
ittifaklâ, müslümanların ilk halifesi seçildi. Hazreti Muhammedden sonra, "Sâbikûn-i
İslâm" denilen, Mekkeli ilk sekiz
müslümanın birincisiydi. "Aşere-i Mübeşşere" nin (yani dünyadayken, cennetlik
oldukları kendilerine müjdelenen on zâtın) de, "Hu0efâ-i Râşidîn"in (yani ilk
beş büyük halîfenin) de ilki oldu. Devlet reisi seçildiği zaman, müslümanlık
büyük bir buhran geçiriyordu. Arab yarımadasında yer yer yalancı peygamberler
türedi. Tehlikeli ayaklanmalar baş gösterdi. Fakat, bu tehlikeler karşısında
Ebûbekr, zerre kadar yılgınlık göstermemişti. Rasûl-i Ekrem'in ölümünden bir iki
ay sonra çıkan bütün irtica (İslâma karşı ayaklanma) ve irtidad (dinden çıkma)
hareketleri yıldırım sür'atiyle bastırıldı. İslâm birliği tekrar kuruldu.
Kur'ân-ı Kerîmin âyetlerini, ilk
olarak toplatan Hz. Ebûbekr "Câmiul Kur'ân = Kur'ânı toplatan" şerefini kazandı.
ilk defa kurduğu devlette "İslâmî siyaset"
güttü. Kur'ânı "Anayasa"
olarak tatbik eyledi. Bütün işlerinde adaleti hâkim kıldı. Halka yardımdan zevk
duyardı.
Son derece sade yaşardı. Devlet reisi
sıfatiyle Beytülmâl (mâliye)den kendisine verilen günde iki dirhem (gümüş)
nafakayla geçindiği için, öldüğü zaman hiç parası çıkmadı. Ebûbekr, ibâdet
ederken, namazını son derece hudû' ve huşû' ile kılar. daima Kur'ân okur, bütün
dînî farîzalarını tam bir hulûs ile yerine getirirdi. Hacı Zıhnî Efendi, merhûm,
"Elhakâik" adındaki kitabında Hz. Ebûbekrin, Rasûl-i Ekremden 142 hadîs
rivâyet etmiş olduğunu yazmaktadır. (C: 1, S: 71). Cenazesi, Rasûl-i Ekrem'in
"Hücre-i Saâdet"
denilen türbesine gömüldü.
M.Zekâ Konrapa
![]() |