![]() |
Üç Yıl Dâvetin Gizli Yapılması
Vaktâ ki, Rasûllük âyeti olan "Müddessir"
Sûresi geldi. Peygamber Efendimizin "Mekke Devri"
başlamış oldu (61O Milâdî).
Rasûl-i Ekrem'in Peygamberlik vazifesi, kendinden önce gelmiş bulunan
diğer Peygamberlerin ilâhî vazifelerine benzemiyordu. Mısır'da doğan Hazreti
Mûsâ'nın vazifesi, Mısırlılar arasında korkunç bir esaret hayatı yaşamakta
bulunan isrâîloğullarını yalnız o zehirli muhitten kurtarmak, Filistin bölgesine
götürmekti. Yine Filistin bölgesinde doğan, Mısırda yetişen Hazreti İsâ'nın
vazifesi de, Filistinde Peygamberliğini gizlice yaymaktan ibaretti.
Halbuki Rasûl-i
Ekrem Efendimiz "Hâtemül'Enbiyâ" idi. "Rahmetün lil'âlemin" idi.
Vazifesi, mühimdi ve müşküldü. Yalnız Arabistanın hayatını kurtarmak değildi.
Peygamberimizin büyük vazifesi, bütün insanlığı sefalet-ten kurtarmak saâdete
ulaştırmaktı. Bu sebepten, Rasûl-i Ekrem'in gayet ihtiyatlı hareket etmesi,
tedbirli bulunması gerekiyordu. Mekke devrinin ilk üç yılı içinde dâvetini gayet
gizli yapması, işte bundan ileri geliyordu. Önce kal-bini yakın akrabasına,
samimi dostlarına açmıştı.
Müddesir
Sûresi nâzil olunca, Rasûl-i Ekrem Efendimiz, istirahat etmekte
olduğu yerinden hemen fırladı. Zevcesi Hadîce -radıyallahu
anha- nın:
- Niçin
kalktınız, dinlenmediniz? sorusuna:
- Artık
dinlenmek, istirahat etmek geçti! diye cevap verdi.
Yeni gelen
vahyi ona bildirdi. İnsanları, Allah yoluna çağıracağını açıkladı. Fakat, ben bu
hakîkati kime söyleyebilirim? Beni kim tasdik eder? diye de endişesini
saklıyamadı. İşte o zaman, o büyük kadın, Rasûl-i Ekremi şöyle karşıladı:
- Ey Allah'ın
Elçisi! Seni ben kabûl eder, tasdik eylerim. Önce, bu Allah yoluna beni çağır!
sözleriyle zevcinin endişesini gidermeye çalıştı. Hazreti
Peygamberi mânevî sevinç içinde bıraktı.
Görülüyor ki,
İslâm Tarihinde, Rasûl-i Ekrem'e en evvel inanan, îmanını bildiren ilk
müslüman, Hazreti Hadîce -radıyallahu anhâ- vâlidemiz oldu.
Hazreti Peygamberle, ilk defa namaz kılan da Hadîce idi.
Hadîce'den
sonra, en eski dostu: Ebûbekir, amcazadesli: Ali azadlı
kölesi ve evlâtlığı: Zeyd, İslâm Dinini kâbul ettiler. Daha sonra, Hazreti
Ebûbekrin -radıyallahu anh-
irşadıyla, beş Mekkeli daha müslüman oldu. Bu surette, ilk Mekkeli müslümanların
sayısı: Hadîce ile birlikte dokuza çıktı.
Meğâzîehlinin
reisi İbn-i İshâkın rivayetine göre, Hadîce'den sonra, Mekkeli sekiz müslümanın
isimleri, sırayla şöyleydi: Ali, Zeyd, Ebûbekr, Osman, Zübeyr, Abdurrahman, Sa'd,
Talha -radıyallahu anhüm-
Mekkeli bu ilk müslümanlara: "Sâbikun-i İslâm" denir.
Vahy geldiği
zaman, Rasûl-i Ekrem'in Peygamberliğini hemen tasdik ettiği için, Hazreti
Hadîce'nin ilk müslüman olduğunda şüphe yoktur. Yalnız ulema arasında ihtilâfa
sebep olan, Ebûbekir, Ali veya Zeyd'den hangisinin ilk olarak İslâma girişi
meselesiydi. Çoğunluğun kanaatine göre, Hazreti Hadîce'den sonra, ilk müslüman:
Ebûbekir, sonra Alî, daha sonra Zeyd idi. Bununla beraber, bütün rivayetler şu
suretle birleştirilmişti: Kadınlardan ilk müslüman: Hadîce, erkeklerden: Ebûbekr,
çocuklardan: Ali, azadlı kölelerden: Zeyd idi: (120).
Siyer
kitaplarından bazıları Rasûl-i Ekrem'e "Alâk"
Sûresi âyetlerinin gelişi üzerine, "varaka"nın
müslüman oluşundan bahsetmişlerse de doğru değildir. Çünkü Varaka, daha evvel
vefat ettiği için, Peygamber Efendimizin İslâma
dâvetine erişememişti.
Hulâsa:
Rasûl-i Ekrem'in ilk ümmeti, Hadîce'den başka sekiz müslümandı. İlk
yardımcıları da bunlar oldu.
M.Zekâ Konrapa
![]() |