![]() |
Rasûl-i Ekrem'in Sireti
Peygamberlikten Önceki Safha
Peygamberimizin siyreti demek, altmışüç yıllık
hayatının tarihi demektir. Rasûl-i Ekrem'in (ay senesi hesabıyla 63, güneş yılı
olarak 61 yıllık) hayatı: (571-632) ikiye ayrılır. Peygamberlikten önceki sahfa (571
- 610) Peygamberlik devri (610 - 632).
Hazreti Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-in peygamberlikten önceki hayat safhası kırk yıl sürdü. Resûl-i Ekrem'in
Mekkelileri İslâm’a çağırışından önceki safhaya "cahiliyyet devri"
denildiği gibi, peygamberlik devrine de "Asr-ı Saâdet" adı verilir. Asr-ı
Saâdet devri de yirmi üç yıl devam etti.
Resûl-i Ekrem'in siyretine; O'nun soyuyla başlanır.
Hazreti Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- in babası Abdullah, annesi ı4mine'dir.
Soyu, Adnân'a kadar uzanır. Sıra ile dedeleri şunlardı:
Abdülmuttalib (Şeybe), Hâşim, Abdimenâf,
Kusayy, Hakîm (Kilâb), Mürre, Kâ'b, Lüvvey, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, Nadr, Kinâne,
Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Ma'ad, Adnân. Adnân da, Hazreti İsmâîl'in
oğlu: Kayzâr sülâlesindendi.
Âmine'nin babası: Vehb, dedeleri sırayla:
Nevfel, Abdül'uzzâ, Zühre, Hakîm'dir. Hakîm, hem Zühre'nin hem de Kusâyy'ın babası
olduğuna bakılırsa Peygamberimizin babası ile annesinin soyu Hakîm'de birleşmektedir.
Resûl-i Ekrem'in babası Abdullah, Kureyş
kabilesinin "Hâşimî" kolundan, annesi Âmine ise, Zühre soyundandır. Her
ikisi de "Mekke"li, her ikisi de Mekke'nin hâkimi ve Kâbe'nin muhafızı
bulunan "Kureyş" kabilesindendi (46)
Hazreti İsmâil'in babası Hazreti İbrâhim,
İlâhi peygamberlerin büyüklerindendi, Irak'ta Sümer şehirlerinden "Ur"
sitesinde doğmuştu. Mîlâddan, önce, tahminen 2000 senelerine doğru, "Bâbil"
hükümdarını. Allah'ın birliği inancına çağırdı.
O zaman, Bâbil ahalisi, beş gezici yıldıza,
aya ve güneşe taparlardı. Bu sebepten, tapınaklarını yedi
katlı yaparlar, haftayı "yedi" olarak sayarlardı.
Hazreti İbrâhim'in bu dâveti, Bâbil hükümdarı Nemrud'un;
Elmüncid) yakıcı ateşiyle karşılandı. Ateşe atılan İbrâhim Peygamber, mucize
olarak kurtuldu(47) Kendisine inanan "İbrânî" kabilesini aldı Iraktan çıktı.
Filistin’e göç etti. Bir aralık Mısır'a gitti. Orada da İlâhî dâvetine icabet
eden bulunmadı. Filistin’e dönmek zorunda kaldı.
Hazreti İbrâhim devrinde bütün dünya
karanlıklar içinde yüzüyor, hiç kimse hakkı göremiyordu. Bu büyük Peygamber, böylece,
Irak'ta. Suriye'de, Mısır'da ve Filistin'de "Hanîf dini" olan Tevhîd itikadını
yayamamıştı. En sonra, Hicaz'da bu itikadı yerleştirmek istedi.
Hazreti İbrâhim’in iki oğlu vardı. İlk oğlu
İsmâîl. diğer oğlu İshâk'dan ondört yaş büyüktü. İsmâîl’in annesi Hâcer,
İshak’ın annesi de Sâre idi. Hazreti İbrâhim, büyük oğlu İsmâil’i aldı.
Annesi Hâcerle birlikte Mekke ye götürdü. Orada yerleştirdi. Hazret-i İbrâhim'in İsmâil
ve Hâceri Mekke'ye götürmesi, Allah'tan aldığı emre göreydi. Sârenin ısrarıyla sürgün
edildiğine dair söylenen sözler doğru değildir (48) .
Hazreti İbrâhim’e Hâceri Mısır hükümdarı
hediye etmişti. İsmâil Peygamber soyundan "Hicaz" Arabları ve "Hâtemül'
Enbiyâ" Efendimiz zuhur etti. Hazreti İbrâhim’in küçük
oğlu İshak, Filistin’de büyüdü. İshakın oğlu Ya'kub Peygamberin soyadı: İsrâil
idi. Bu yüzden, Ya'kubun oniki oğluna "İsrâîl oğulları" denildi.
Bunlardan birinin adı "Yahuda" idi. "Yahudilik" bunun soyundan türemiştir.
Daha sonra gelen Hazreti Mûsâ'ya inananlara "Mûsevî", İsâ Peygambere
uyanlara da "İsevî" adı verıldi.
Hazreti İsmâil, Mekke'de yerleştiği zaman,
Hicaz'da "Cürhümîler" vardı. Cürhüm kabilesi, Yemen'den gelmiş, Mekke'nin
ilk ahalisi olan "Amâlika" kabilesinden sonra, Mekke'nin hâkimi olmuşlardı.
Cürhümîler, Yemen bölgesinde yaşayan "Âribe" Arablarındandı. Âribe (hâlis)
Arablarına "Kahtânîler" adı da verilirdi.
Hazreti İsmâîl Cürhümîlerden kız aldı.
Onlarla akraba oldu. Kendisi İbrânî idi. Arablarla karıştığı için, meydana gelen
İsmâîl oğullarına "Müsta'ribe" (Arablaşmış) veya "Hicaz"
Arabları denildi.
İsmâil oğulları içinden Adriânîler, Adnânîlerden:
Mudarîler, Mudarîlerden: Kureyşîler, Kureyşîlerden de: Hâşimîler şerefli sayıldı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, İsmâil oğullarından,
Adnânîlerden, Kureyşîlerden ve Hâşimlerdendi.
Hazreti İsmâil devrinde, Mekke'de
"Zemzem" (çok su) kuyusu çıkmış ve "Kâ'be" binası yapılmıştır.
Ötedenberi, Mekke, bir ticaret merkeziydi, Mîlâddan
tahminen yirmibeş asır önce, Yemen ile Suriye arasında işleyen kervanlar Mekke'ye uğrarlardı.
Mekke'nin şöhretini her tarafa yayan da "Kâ'be" oldu.
Kâ'be mabedi (ibadet yeri). Mekke'nin tam
ortasındadır. Kâ'beyi her taraftan çeviren büyük bir câmi var. Buna: Mescid-i Harâm
(Harem-i Şerîf) denir. Mescid-i Harâm içinde Kâ'be, büyük câmilerimizin avlusunda
bulunan şadırvanlara benzer: etrafı kubbeli, ortası açık, avlunun tam ortasında Kâ'be
bulunur. Fakat Kâ'be, şadırvanlardan daha büyük. daha yüksektir. Baştan ayağa
kadar siyah bir örtüyle örtülüdür t4g>.
Yapılışı itibarlyle Kâ'be, Mekke şehrinden
daha eskidir. "Beyt-i Şerîf" denilen Kâ'beyi ilk defa taştan yapan Hazreti
İbrâhim’dir (50). Kâ'benin etrafında Mekke şehrini kuran ise Peygamberimizin
dedelerinden "Kusayy" oldu.
Hazreti İbrâhim, Safâ ile Merve adındaki
basamaklı iki tepe arasında Mescid-i Harâm!n sınırlarını gösterdi. İlk tavâfı,
oğlu İsmâîl ile birlikte yaptı (51). Halk'a "Hanîf Dini" üzerine ilk hace
ibadetini öğretti. Yeryüzünde, Allah’a ibadet için yapılan ilk bina: Kâ'be oldu.
Kudüs'teki mabed (mescid-i Aksâ), Hazreti İbrahimden
çok sonra, Hazreti Dâvûd'un oğlu Hazreti Süleyman zamanında yapılmış olduğu için,
Mekke'deki Kâ'be, hem yeryüzünde, Allah’ın ilk evi (Beytullah) olmak şerefini
kazanmış, hem de "mubârek" sıfatıyla vasıflanmıştır .
— İnsanlar için ilk yapılan ev (ibâdet
evi) Mekke 'deki Beyttir. Bere*ketlidir Bütün insanlar için hidâyet kaynağıdır.
(52)
Yeryüzünde, Tek Tanrı inancının ilk mabedi olarak yapılmış bulunan Beytullah (Kâ'be),
Hazreti İbrâhim devrinden başlayarak, ziyaret yeri oldu. Fakat, zaman geçti; Tek Tanrı
inancı unutuldu. Yerini "puta tapıcılık" aldı. Büyük ev (Kâ'be) putlarla
doldu . Burada: büyük, küçük, bazıları insan, bir kısmı hayvan veya nebat şeklinde
360 put birikmişti (53) Her kabilenin bir putu vardı. Her put için senenin belirli bir
günü ayrılmıştı. Her taraftan Mekke'ye gelen kabileler, putlarını ziyaret
ederlerdi. Mekke, Arabların mühim bir ticaret merkezi olduğu kadar da din merkezi olmuştu.
Yemende "Seylül'arim" denilen sel
felâketi üzerine, buradan her tarafa göçler başlamış, Huzâa kabilesi de Yemenden
kalkarak Mekke'ye gelmişti. Huzâalılar, İsmâîl oğullarının yardımıyla, Cürhümîleri
Mekke'den çıkardılar. Çok geçmeden Mekke'nin hâkimliği ve Kâ'be muhafızlığını
da ellerine geçirdiler. Huzâalıların bu hâkimiyeti, Kureyşîler devrine kadar tam
üç asır sürdü.
Kureyşîlerin reisi: Kusayy, Huzâa
kabilesinin damadıydı. Bir tulum şarap karşılığı olarak "Kâ'be" muhafızlığını,
kayınbiraderinden satın aldı (54)
Hakîmin oğlu Kusayy, beşinci Mîlâd asrında
Kureyşîlerin başına geçti. Kâ'be anahtarlarını aldı. Huzâalıları Mekke'den
çıkararak Kâ'be muhafızlığına, Mekke hâkimliğini de ekledi. Kusayy ile başlayan
Kureyşîlerin bu hâkimiyeti, müslümanlığın doğuşuna kadar devam etti.
Arablar, Kâ'be civarındaki ağaçları
kesmeye, oralarda binalar yapmaya cesaret edemezler. Kâ'beye uzak yerlerde ayrı ayrı yaşarlardı.
Kusayy, Kureyşîleri topladı. harem-i Şerîfin etrafındaki ağaçları kestirdi.
Kendisi önayak oldu. Buralarda evler yapıldı. Kâ'benin yanında "Dârünnedve"
denilen hükümet konağı kuruldu. Bugünkü Mekke şehrinin kurucusu Kusayy oldu.
Kusayy'ın ölümünden sonra, oğlu Abdimenâf, Kureyşîlerin başına geçti. Kâ'benin
de muhafızı oldu. Abdimenâfın oğullarından Abdişems ile Hâşim ikiz kardeşti.
Birinin parmağı, diğerinin yüzüne bitişik doğmuşlardı. Cerrahlar bunları
birbirinden ayırırken kan akmış, bu hal, ileride iki kardeş soyları arasında çok
kan döküleceğine işaret sayılmış, Abdişems'in soyundan Emevîler, Hâşimin
kolundan da Hâşimîler gelmiştir.
Abdimenâf ölürken, Kâ'be muhafızlığını
oğlu Hâşime vasiyyet etti. O zaman Hâşimin ikiz eşi Abdişemsin oğlu "Ümeyye",
amcasının bu reisliğini kıskandı. Hâşimle müsabakaya kalktı. Fakat seçilen
hakem, şeref müsabakasında Hâşimi üstün ilân etti. Mağlûp sayılan Ümeyye de
elli deve vermeğe, on sene müddetle Mekke'den uzaklaşmaya mecbur tutuldu. Ancak, bu
olay, Hâşimîlerle Emevîler arasındaki tarihî düşmanlığa başlangıç oldu (55).
Hâşimden sonra, Kâ'be muhafızlığı, oğlu
"abdülmuttalib"e geçti. Meşhur "Fil Vak'ası" ile "Zemzem
Kuyusu"nun temizlenmesi, Abdülmuttalibin kabile reisliği zamanına rastlamıştır.
Resûl-i Ekrem de, dedesi Abdülmuttalibin "Mekke Hâkimliği ve Kâbe Muhafızlığı"
devrinde doğmuştu.
O zaman Mekke şehri, "aristokrat"
bir cumhuriyet şekline benziyordu. Kendine mahsus bir meşveret meclisi vardı. Bu
meclis, Dârunnedve (nedve, şûrâ evi) de toplanırdı. Buraya kırk yaşından aşağı
gençler giremezdi.
Kureyşîlerin diğer kabileler arasında bir
takım imtiyazları vardı. Bunlar vergi vermezler, bütün kabilelere hâkim olurlardı.
Kâ'benin hizmetleri çoktu. Bu vazifeleri, Kureyşin bütün kolları, kendi aralarında
paylaşmışlardı. Kureyşin on veya oniki kolundan her birinin, Resûl-i Ekrem sülâlesiyle,
uzaktan veya yakından ilgisi vardı.
Hazreti Peygamberin büyük dedesi Hâşim, Medîne'de
"Neccâroğulları"ndan "Selmâ" ile evlenmişti. Yalnız, Selmâ Medîneden
çıkmıyacak, orada kalacaktı. Hâşimin, Medînede Selmâdan bir oğlu oldu. Doğuşunda,
bu çocuğun saçları bembeyaz olduğu için, kendisine "Şeybe" denildi: Şeybe,
Medîne'de annesi Selmâ'nın yanında büyüdü, delikanlı oldu. Babası Hâşim öldükten
sonra, Hâşimin kardeşi ve Şeybe'nin amcası Muttalib, bu çocuğu Medîne'den almış,
Mekke'ye götürürken, kim olduğunu soranlara, lâtife olarak "Kölem" diye
cevap verdiği için, Mekke'de Şeybe'nin adı "Abdülmuttalib" (Muttalib'in kölesi)
halinde kalakaldı. Meşhur müsteşrık Cl. Huar, Şeybe'nin amcası Muttalib'in bu lâtifesini
hakikat gibi göstererek Abdülmuttalib'i, Hâşim'in hakikî oğlu olmayıp kölesi olduğunu
garazkârâne bir surette ileri sürmüş, Resûl-i Ekrem'in dedesi Abdülmuttalibi meçhul
bir soydan gelmiş gibi göstermeğe kalkmıştı. Halbuki, Kureyş kabilesinin kendi başlarına
Abdülmuttalib'i "kabile başkanı" olarak geçirmiş bulunması, bu iddiayı kökünden
çürütmektedir (56).
Abdülmuttalib'in ölümünden sonra, Mekke hâkimliği
"Emevîler"in eline geçti. Kureyşin büyük kollarından biri olan Emevîler,
diğer kolu olan Hâşimîlerden daha çok daha siyasî ve daha zengindi. Fakat, ahlâk ve
fazilet bakımından da Hâşimîler, Emevîlere üstün bir durumda bulunuyorlardı. Ne
yazık ki, aynı ailenin bu iki kolu arasında görülen korkunç kıskançlık İslâm
tarihinde pek feci olaylara sebebiyet vermiş oldu (57)..
M.Zekâ Konrapa
![]() |