![]() |
Kâinat ve İnsan
Gözle
şu görülen ve görülemeyen bütün varlıklar, (kanunlarıyla birlikte), bir
"Allah" tarafından yaratılmıştır. İnsanın yaratılışı ise, "Kâinat"
denilen varlıklardan çok sonra olmuştur.
Ezelde yalnız tek "Allah" vardı.
Allah’tan başka, hiçbir varlık yoktu. Cenâbı Hak, varlığını bildirmek büyüklüğünü
göstermek, kudretini de tanıtmak istedi. Yüksek hikmeti gereğince-, çeşitli
devirlerde gökleri, yeri ve içinde bulunan (nebatlar ve hayvanlar gibi) varlıkları
yoktan var etti. En sonra, insanın yaratılışına sıra geldi.
Dünyamızın "kışr" denilen kabuğunu
inceleyen jeoloji bilginleri, dünya üzerindeki hayat devirlerini başlıca dörde ayırmışlardır.
Bu bilginlere göre, dünya üzerinde, ilk insan iskeleti, üçüncü jeoloji devrinin
sonlarına doğru, Güney Asya'da bulunmuştur.
İnsanın doğuşu hakkında, doğu ve batı
bilginleri arasında görüş ve düşünüş ayrılıkları vardır. Fakat, insan
nev'inin bir esastan koptuğu, bir asıldan türediği, bir ana ile bir babadan meydana
geldiği, artık ilmî bir hakikat halini almıştır (6). Kur'ân-ı Kerimde:
- Ey insanlar! Hakikat, biz sizi bir erkekle
bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasınız diye, sizi büyük cemiyetlere, küçük
küçük kabilelere ayırdık. Allah’ın katında en şerefliniz, takvâca en ileride
olanınızdır. Allah, her şeyi hakkıyla bilir. Her şeyden haberdardır. (7)
buyrulmaktadır.
Cenâbı Hak, insanların babası "Âdem"i
topraktan yarattı. Ona secde etmeleri için meleklere emretti. Bütün melekler, Allah’ın
emrine uydular, Âdeme secde ettiler. Yalnız "Şeytan" kibirlendi, secde
etmedi. Bu yüzden mel'ûn oldu. Hak Teâlâ, Âdeme akıl verdi. Konuşmak kudretini
ihsan eyledi. Bu suretle, hayvanlardan ayırdetti. Her şeyin adını öğretti
- Hani Rabbin meleklere demişti ki: --
Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife (hâkim) yaratacağım. Onlar (melekler) da: -
Biz sana hamdederek,seni tesbîh ve takdîs
edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kanlar dökecek bir kimse mi yaratacaksın?
dediler. Allah Teâlâ (onlara): Sizin bilemeyeceğinizi ben bilirim, buyurdu. "Âdem"e
bütün isimleri (eşyanın hassalarını) öğretti.(8) Kur’ân-ı Kerimde Âdemin ne
zaman yaratılmış olduğu açıklanmamış, yalnız, birçok Kur'an sûrelerinde "Âdemin
yaratılışı ve Âdem kıssası" çeşitli şekillerde bildirilmiştir.
Kur'an ayetlerini açıklayan âlimler (müfessirler),
bu konu hakkında şöyle bir açıklamada bulunuyorlar:
--- "Allah, Ademe bütün isimleri, eşyayı
öğretti. "
Âyetinde, Âdeme verilen bilginin hudutsuz
olduğuna işaret vardır. Âdemoğlu (yani insan), tecrübe ile herşeyi anlamak ve bilgi
kuvvetiyle bütün varlıklara hâkim olmak üzere yaratılmıştır. Âdemin bilgisinin,
meleklerin bilgisinden çok üstün olduğu gösterilmiştir.
Ancak insan bir anda yaratılmamış, önce
toprak#an başlayarak devir devir terbiye edile edile yetiştirilmiştir (9). Meleklerin
Âdeme secdesi, bir "ibâdet" değil, Âdeme bir saygı insan nev'ine bir şereftir.
Çünkü, Allah’tan başkasına secde edilmez. İlim ile imtiyâzlanan insan, bu suretle
meleklerin üstünde bir mevki kazanmıştır.
Yine müslüman âlimler derler ki: Kur'an’da
"Âdem", umumiyetle "insan"ı temsil eder. Kur’an-ı Kerim, birçok
yerlerinde insanın topraktan yaratılmış olduğunu haber veriyor. Âdem, bizim babamızdır.
"Âdem Hikâyesi", yalnız insanların babası ilk Peygamber Hazreti Âdemin değil,
hakikatte her insanın hikâyesi demektir.
İslâm alimlerinden bir takımı, "Âdem"i,
hem insanların ilk babası, hem de İlâhî Peygamberlerin birincisi sayar. Bir kısmı
da Hazreti Âdemi, yalnız ilk peygamber olarak kabul eder.
Hazreti Kur’an’ın bildirdiğine göre: Âdemin,
yeryüzünde bir halife (hâkim) olarak yaratılmış olması; insan cinsinin bütün
tabiat kuvvetlerine hâkim olacağına işaret sayılmaktadır.
Âdem kıssasına karışan"yılan
meselesi", açıktan açığa bir yalandır. Bu mesele, Kur'an’da bulunmadığı
gibi, sahih hadîslerde de yoktur.
Ehli Sünnet itikadına göre, "cennet ve
cehennem el'an vardır, yaratılmıştır, bâkidir. Âhirette cennet, mü'minlere mükâfat
yeri, cehennem de kafirler için mücâzat yeridir."
İnsanlar, önce, dünyanın en büyük parçası
bulunan Asya kıt'asında yaşamışlar, sonra diğer kıt'alara hep Asya'dan yayılmışlardır.
Bu sebepten Asya, insanların ilk doğuş yeri olduğu gibi, ilk medeniyetin kaynağı,
dinin de çıktığı saha olarak kabul edilmiştir.
Arkeoloji bilginleriyle tarihçilere göre,
insanlar önce vahşi idi. Sonra, derece derece yükselerek bugünkü medeniyete ulaşmışlardı:
(işlerini çakmak taşı baltasıyla görürlerken, demir kılıç kullanmaya başlamışlar,
ayı dişi gerdanlığı takarlarken, pırlantalara gömülüvermişlerdi.) Bu suretle,
insanlar, iki devir geçirmiş oldu: Vahşet devri, medeniyet devri.
Ancak, "Dinler Tarihi" ile uğraşan
âlimler arkeolojinin ortaya koyduğu ilk insan devrinin vahşilik olması fikrini kabul
edemiyorlar; bunlar diyorlar ki: İnsanların ilk devri, vahşet değil, belki ilk
medeniyetti. Bu ilk medeniyet dersini de insanlara İlâhî peygamberler vermişti. İnsanlara
ilk din fikrini verenler yani tek Tanrı inancını öğretenler, nasıl İlâhî
peygamberler olduysa, ilk medeniyet dersini de insanlara, İlâhî peygamberler vermişlerdi.
Şu kadar var ki, İlâhî peygamberlerden bu ilk medeniyet dersini almış bulunan
insanlar, sonra bu medeniyetten uzaklaşa uzaklaşa ilk dersi unutarak vahşi olmuşlar,
daha sonra tekrar medeniyete girmişlerdir. Şu halde insanlar, vahşet devri, medeniyet
devri olmak üzere iki medeniyet safhası değil, belki ilk medeniyet, vahşet, ikinci
medeniyet olarak üç devir geçirmişler; vahşilik, insanlar için ilk devir değil, iki
medeniyet arasında geçici bir basamak sayılmıştır..
M.Zekâ Konrapa
![]() |