Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Allah'tan Vahiy Kullardan İbadet

 Allah İle Birlikte Yaşamak 

    Yaratan ile yaratılan. Biri Halik, diğeri mahluk. Mahlûk olanların içinden Allah'a söz verenler kul, diğerleri yine mahlûk. Allah'a vermiş olduğu sözü tutup, emerlerini Onu görüyormuş gibi yaşayanlar sâlih kul. Bütün peygamberlerin müşterek hususiyeti: Sâlih kullar olması...
    Allah ile kul arasında sıkı bir bağ. Ruhundan üfurmesi. Ona müslüman ismini vermesi, ölürken de müslümanca can vermenin yolunu bildirmesi. Bütün bunlar Allah ile kulu arasında cereyan eden hikmetli, müjdeli, ibretli şeylerdir.
    Allah (c c) kulu ile devamlı irtibatlı olmasını istediğinden Kur'an'ı indirmiştir. Böylece şu şaşmaz ölçü ortaya kokuştur: Kur'an ile birlikte hayat; Allah ile birlikte yaşamakur.
    Allah ile birlikte yaşayan bir kulun, sının aşması düşünülemez. Yeter ki o Kur'an ile birlikte bir hayati benimsemiş bulunsun.
    Eğer kul Kur'an'ı hayatından uzaklaştırırsa, bunun sonucu olarak kendisi de hayattan uzaklaşmış olur. Hayattan
uzaklaşmak demek, iman ve cihattan uzaklaşmak demektir. İman ve cihaddan uzaklaşanlar ise kulluk makamından düşer, mahlûk olur ve dört ayaklı hayvanlar ile birlikte aynı kefeye konur.
    Kur'an ile birlikte olacak hayatı kazanmak her kulun vazifesidir. Ancak:
    -İlim ehli, Kur'an'dan, yaşanan pratik bir hayat nizamı çıkaracaklarına, onun yalnız dil ve üslub özellikleri üzerinde durdular.
    -Kur'anın tilavetine önem verenler, tecvid ve makamı güzel ses ve gramerini gördüler, fakat bir türlü onun hayatinin içine giremediler. Hafız oldular amma Kur'an'ın hayatını muhafaza edemediler. İstisnalar mevzu dışı.
    -Bir takım müfessirler Kur'an'ı metin çözümlemesi için malzeme olarak kullandılar. İlmi tarafını ortaya koyalım derken, ona yaklaşmaya cesaret bulanların cesaretini kırdılar.
    -Fâkihlerimizden bazıları ise, Kur'an'ın hayata uygulanması için bildiğimiz fıkhı, teferruata boğdular ve teferruat içinde kaybolup gittiler. Halbuki Kur'an, müslümana bir hayat tarzı sunmuştur. Fakat müslümanların çoğu ne Kur'an'ı anlayabilmişler, ne de Kur'an'ın takdim ettiği hayat tarzını.
    Kur'an'ı anlamak, onun canlı bir tercümanı olması gereken gerçek müslümanı anlamaktır.
    Kur'an'ı anlamak, bugünkü müslümanlar ile gerçek müslümanlar arasındaki farkı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, hayati anlamaktır. Kur'an hayatı ile birlikte olmayanların, Allah ile birlikte yaşamaları çok zordur. Bu zoru aşmak, Kur'an'ı anlama ile ilgili bir hadisedir.
    Acaba onu anlamak için arapçayı bilmek mi gerekir? Arapça bilmeyenler Kur'an'ı anlayamadan mı öleceklerdir?
    Nice nice ümmî mürşidler, dervişler, şairler gelmiş geçmiş. Bunların çoğunun arapçayı bilmediklerini biliyoruz. Öyle ise Kur'anı anlamanın bir başka yolu mu vardır?
    Kur'an her yönü ile bir mucizedir. Anlaşılması yönü ile de bir mucizedir. Kur'an'a âlim de yaklaşsa, câhil de yaklaşsa mutlaka bir şeyler alır. Kur'an bu açıdan da mucizedir. Avam dediğimiz kesimin anlayamayacağı şeyler, umumiyetle ahkam ile alakalı bazı mes'elelerdir. Ya diğer bölümler?
    Tam yeri gelmişken, bu satırları okuyan kadın-erkek, genç ihtiyar hepsinin Kur'an'ı anlamaları için pratik bazı tavsiyelerde bulunacağız. Bu tavsiyelere uyarsak, inşaallah kendimizi o hayatın içinde bulacak ve böylece Allah ile birlikte yaşamaya başlayacağız:
    1. Kur'an okumadan önce şöyle düşüneceğiz: Kur'an sanki bize bugün iniyor muş. Bütün dikkatimizi bu yöne toplayacağız.
    2. Okuduğumuz Kur'an'ın, bütün mes'elelerimize çözüm getireceğine inanarak okuyacağız. Demokrat bir kafa ile Kur'an'ı defalarca okusak, faydasını göremeyiz.
    3. Önümüzde duran Kur'an'ın, yegane bir hayat nizamı olduğuna iman edeceğiz. Bu hayat nizamının, tüm sistemlerin üstünde olması gerektiğine inanacağız.
    4. Mizan başındaki hesaplaşmada, ancak Kur'an'dan hesaba çekileceğimize yakinen inanacağız. Kur'an'ın dışında olan şeyler, ancak Kur'an'ı yaşamak için bir takviyedir. Yani sorular-sualler Kur'an'dan çıkacaktır, başka şeylerden değil.
    5. Kur'an'ın emirleri dairesinde kalmanın ve o emirleri yaşamanın, Allah ile birlikte bir yaşama olduğuna da inanacağız.
    Yukarıda beş madde olarak sıraladığımız şartlar, her müs-lüman kulun hakkından gelebileceği sarflardır. Ve bu şartların içinde Arapçayı bilmek diye bir şart yoktur. Fakat onu bilmek, arapçaya vakıf olmak İslamın ilmine vakıf olmaktır. Bunu da hesaba katacağız.
    Sözün özü şudur: Kur'an'ın okunmamasını tavsiye edenler, koyu bir cehaletin içindedirler. Kur'an'sız bir hayatın, meşru bir hayat olamayacağını bilmek, her müslüman kulun vazifesidir. Müslümanların dünya ve âhiret ile alakalı her şey Kur'an'da mevcuttur.
    Buyurunuz, onu kabirlere alet olmasından, mevlitlere, yarışmalara, makam ve güzel seslere alet olmasından kurtarmaya çalışalım. Ve Kur'an'ın bir hayat nizamı olduğunu bütün dünyaya yaşayışlarımız ile ilan edelim, ve böylece Allah ile birlikte yaşamanın hazzını ve feyzini tadalım.
    "İşittik ve itaat ettik." (Bakara suresi: 285)
    "Ey iman edenler. Allah'a ve Resulüne itaat edin. İşittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin" (Enfâl Suresi: 20)
    "(Bazı insanlar) "Allah'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik" diyorlar, ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir." (Nur suresi: 47)
    Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün:
    -Eyvah bize. Keşke Allah'a itaat etseydik, peygambere de itaat etseydik, derler.
    -Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler.
    -Rabbimiz. Onlara iki kat azâb ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzâb suresi: 66-67-68)
    "Ve, şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık' diye ilave ederler." (Mülk suresi: 10)

Abdullah Büyük


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın