<

Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Allah'tan Vahiy Kullardan İbadet

 Tebbet Suresi 

    (Elleri kuruyacak olanlar,
    Surenin Meali:
    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
    Ebu Leheb'in elleri kurusun, zaten kurudu ya. Ne malı, ne kazandığı, onu kurtaramadı. Ateşli bir aleve girecektir. Karısı da odun hamalı olarak. Boynunda hurma lifinden bir ip olacaktır.

    Surenin Sunduğu Mesaj:
    Bir önceki sure olan Nasr suresinde İslama girenler anlatılmıştı. Leheb suresinde ise İslama girmeyenlerden iki örnek gösterilerek helak oluşları anlatılmaktadır.
    Amca yeğen arasındaki tevhid-şirk mücadelesinin en çarpıcı şekli ibret olarak kıyamet kopuncaya kadar gelecek tüm insanlığa anlatılmıştır. Akraba bağlarının kuvvetli olmasını emreden Kur'anımız, iş akide noktasına geldiğinde kan bağının hiç bir mana ifade etmediğini, babanın oğula, karının kocasına, yeğeninin amcasına alacağı kesin tavır net bir şekilde ortaya konulmuştur.
    Peşpeşe gelen şu iki sureye baktığımızda önemli bir konu dikkatimizi çekmektedir. Nasr suresi Medine'de inen en son nazil olan suredir. Tebbet ise Mekke'de inen, ilk nazil olan suredir. Sureler arasındaki şu uyum bize gösteriyor ki Kur'an-ı Kerim'deki sureler Allah tarafından ve O'nun emriyle tertip edilmiştir.

    Allah-İnsan İrtibatı:
    Ebu Leheb'in iki elinin kuruması ile başlayan sure, yine karısının cehennem kimliği ile sona ermektedir. Allah'ın yardımına kavuşan İslam toplumunun kurduğu dünyada, kabul ettiği nizamda Ebu Leheblerin söz hakkı yoktur. Böyle olan insanlar İslama savaş açmadıkları müddetçe İslam devletine vergi (Haraç-cizye) vererek yaşayabilirler. İslam Devleti ise onu korumaya alır. Can, mal, nesil, din, akıl emniyetini sağlamak devletin temel vazifesidir.
    Acaba Ebu Leheb yeğenine niçin bu kadar düşmandı? Bunun sebebi, yapısındaki kibirden, büyük servetiyle gururlanmasından, insanların üstünlüğünün takvada olup, hepsinin eşit olduğunu söyleyen Hz. Peygambere düşmanlığındandı.
    Kafir amca, mü'min yeğenine hakaret etmişti. Kendisini Allah'a ve ahiret gününe imana çağıran yeğenine: "Kahrolası bunun için mi bizi topladın" demişti. Bir de "kahrolası din, beni başkaları ile eşit mi kılıyor?" demişti.
    Müslümanlar hiç bir kişiye "Sen Ebu Lehebsin" demez. Ancak der ki "Sen Ebu leheb gibisin, onun gibi davranıyor, onun gibi konuşuyorsun".
    İnsanları İslama davet eden Peygamberimizi adım adım takib eden Ebu Leheb, aynı topluluğa diyordu ki: "Ey topluluk! Bu kişi sizi Lat ve Uzza'dan döndürerek, getirdiği bid'at ve sapıklığa sürüklemek istiyor. Dediklerine kesinlikle kulak vermeyin, onu kabul etmeyin."
    Günümüzün çağdaş zihniyeti ise görüş ve kanaatlarını süslü ambalajlarla halka götürüyor ve kendisinin gerçek niyetini belli etmemeye çalışıyor. Hatta müslüman halkımız asırlardır böyle tipleri tanımada zorlanmış veya tanıyamamıştır.
    Rabbimiz Tevbe suresinin l0l.ci ayetinde mealen buyurur ki:
    "Münafıklıkta uzmanlaşmış kimseler vardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları." Görülüyor ki profesyönelleşmiş nice insanları o sakladıkları gizli hüviyeti ile tanımak zordur.
    Biz gelelim mevzumuza.
    Ebu Leheb Peygamberimizi yenebilmek için varınıyoğunu ortaya dökmüştü. 200 okka altını harcadı. Yanındaki en yakın yardakçısı ise karısı idi. Leheb suresi kadından bahsediyor, ancak ismini vermiyor. Sebebi ise kendi aklını ve iradesini kullanmayarak, batıl kocasına uymakla yok olacağına işaret içindir. Müslüman insan aklını birilerinin cebine koymamalı, itiraz ve tenkid hasletlerini yerli yerince kullanmayı bilmelidir.
    Ebu Leheb'in iki eli kurusun, deniyor.- Yani iflas etsin, elinde avucunda bir şey kalmasın, tutacağını tutamasın, her tuttuğu boşa çıksın. Bu bedduaya İslama sırtını dönmüş her fikri, her yapıyı, her sistemi sokmak icab eder ki öyle de olmuştur.
    Bir başka husus ise, Hz. Peygamber ile amcası arasındaki savaşın idaresini Rabbimizin kendi üzerine almış olması.
Netice ise belli. Birisi teşbih, hamda ve istiğfar ile Allah'a giden bir tevhid eri, diğeri, hüsran ve aşağılanma ile ateşe giren cehennem kütüğü. Güzel bir sona ermek ve Ebu Leheb gibi helaktan kurtulmanın tek çaresi, tek yolu vardır. O da Allah'a sarılmaktır. Tebbet suresinin hemen peşinden gelen İhlâs suresi, kurtuluş reçetesi olarak insana sunulacak ve insan "Huvallahü ehad" dediği zaman kurtulacaktır.

Abdullah Büyük


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın