Kalbin Sesi - Allah'tan Vahiy Kullardan İbadet
Kâfirûn
Suresi 
(Sıra yol ayrımında)
Surenin Meali:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
De ki: Ey Kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmayacağım. Siz de benim kulluk
ettiğime kulluk edici değilsiniz. Ben asla sizin taptıklarınıza tapıcı değilim.
Siz de benim kulluk ettiğime kulluk ediciler değilsiniz. Sizin dininiz size,
benim dinim de banadır.
Surenin Sunduğu Mesaj:
Kul "De ki" emrinin ilk muhatabı Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) ve tüm mü'minlerdir.
Yine bu ayetin muhatabı sadece Kureyş de değildir. Arabistan'da yaşayan kâfir ve
müşrikler de değildir. Peki kimdir? Dünyadaki tüm kâfir ve müşriklerdir.
Kur'an-ı Kerime geçen bu Hak talimatı, Rabbimizin buyruğu, müslümanlar için
kıyamete kadar geçerlidir. Yeter ki Kur'anımıza kulluk kitabı olarak bakalım ve
onu okurken "Rabbim bana da diyor" inancıyla okuyalım.
Îman ile küfrün uzlaşmayacağı kesindir. Mü'min ile
kâfirin de uzlaşması caiz değildir. Dikkat edilirse ayetlerde isimlerden ziyade
sıfatlar zikredilmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) kafirlerin küfründen,
müşriklerin şirkinden uzak durmuş, lakin tebliğ ve davetini Hakka kavuşuncaya
kadar sürdürmüştür.
Ne Ebu Cehil'den Ne de Ebu Süfyan'dan uzak kalmıştır. Sadece onların benimsediği
dinden (hayat tarzından) uzak kalmış ve kararını vermiştir. "Sizin dininiz
(hayat tarzınız) sizin olsun, benim dinim (hayat tarzım) da benimdir."
AHah-İnsan İrtibatı:
Bu surede müslümanın Kevserine (İmanına-İslamına-Kur'amna-Peygamberlerine) engel
olmak isteyenlere kesin bir cevap vardır. Müslümanın kulluğuna (ister ferdi
isterse toplumsal) mani olmak isteyenlere kesin cevap vardır.
Müslüman sadece namazı ile, haccı ile, zekatı ve orucu ile ayrı değildir
kafirlerden. Hayatı ile, yaşantısı ile, yani hayatının tamamına ölçüler koyan
dini ile, islamı ile ayrıdır.
Bu sure 1400 küsur senedir tilavet ediliyor ve kıyamete kadar da tilavet
edilecektir. "Ey kâfirler" tabirini, müslümanlar talimatla söylüyor. Önemli olan
nokta burasıdır. Bir belde valisi konuşmasında "Cumhurbaşkanı diyor ki"
dediğinde tüm dikkatler valiye değil, Cumhurbaşkanına yönelir. Rabbimiz burada
kuluna "De ki" diye bir talimat vermiş, kul da bu talimatı yerine getiriyor.
Sık sık kullanılan "Bize kafir diyorlar, ben kafir miyim? Hoşgörü yılında bu
radikalcilik de nedir" gibi sözler boştur.
Burada onurlu, şahsiyetli bir ilan vardır. Hor ve hakir görülen müslümanlann
kendilerinden güçlü ve kuvvetli olanlara böyle hitap etmesi, kulların Allah'a
olan iman ve tevekkülleridir.
"La" edatı gelecek zaman için olan müzârinin (şimdiki zamanın) başına gelir ki,
gelecekte, istikbalde boyun eğmeyeceğim demektir.
Ayrıca "Kul" de ki emri, müslümanları kâfirler tarafından muhtemel eza ve
cefalara karşı korumak içindir. Çünkü insanlar kendilerine emsal (eş) saydıktan
kimselerden sevmedikleri sözü işitmek istemezler. Buna tahammülleri yoktur.
Bunun için "De ki" emrini yerine getiren mü'min, bir noktada Rabbimizin
dediklerini muhatabına aktarıyor ve hangi inancı da taşıdığını bildiriyor.
Kimseyi küstürmeyelim, ürkütmeyelim mantığından hareketle, dini kendi arzusu
istikametinde yorumlamak isteyen insanlar, büyük bir vebal altına girerler.
Böyleleri için Merhum Şehit Seyyid Kutub'un yorumunu sunuyor ve kesin karar
vererek Allah'ın yardımına mazhar olan mü'minin yapacağı işleri Nasr suresinde
öğrenmeye davet ediyoruz.
"Bu kesin ayrılık hem davet edenler için, hem de davet olunanlar için zaruri
idi. Çünkü özellikle daha önce doğru bir inanca bağlanıp ta sonra sapıtmış olan
topluluklarda, iman düşüncesiyle cahiliyet düşüncesi birbirine karışır. Bu tip
topluluklar mücerred olarak her türlü sapıklıklardan, karanlıklardan ve
dönekliklerden uzak olan iman esasları için daha azılı topluluklardır. Bunlar
hiç inanç sahibi olmamış topluluklardan daha azgın olurlar. Çünkü sapıklık ve
döneklik içerisinde bocalayıp dururken kendilerinin doğru yolda olduklarını
sanırlar. İnançlarıyla yaptıkları karmakarışık olduğundan sağlamla bozuğu
ayırmak mümkün olmaz. Hatta bazı zaman dava adamları bile, onların iyi yönlerini
benimseme ve bozuk yönlerini düzeltmeye çalışma halinde kendi yoluna
geleceklerini düşünebilirler. Halbuki bu yanlıştır. Ve bu yanılma, son derece
tehlikelidir.
Şurası muhakkak ki; cahiliyet cahiliyettir, İslam İslam'dır. Aralarında çok
büyük farklar vardır. Gidilecek yol, bütünüyle cahiliyetten çıkıp ve yine
bütünüyle İslam'a girmektir. Ta'kib edilecek metod, bütün şekilleriyle
cahiliyetten sıyrılıp çıkmak ve bütün emirleriyle gelip İslam'a sığınmaktır.
Yolda atılacak ilk adım, dava adamının cahiliyet sisteminden, nizamından ve
hareketlerinden tam olarak sıyrılıp ayrılması ve bunun şuuruna ermesidir. Yolun
ortasında buluşma imkanı bırakmayacak kadar ayrılmak. Cahiliyet ehlinin ancak
tamamen cahiliyetlerinden çıkıp bütünüyle İslam'a girmeleri halinde
yardımlaşabileceklerini kabul ederek bunun dışında bir dayanışma imkanı
bırakmayacak kadar ayrılmaktır. Yama yok. Taviz vermek yok. Yolun ortasında
buluşma yok, cahiliyet ne kadar İslam kılığına bürünürse burunsun ve müslüman
olduğunu ne kadar iddia ederse etsin anlaşma yok. Bu şeklin, dava adamının
şuurunda kesin olarak yer etmesi, konulması gereken ilk temel olduğunu kabul
etmelidir. Onların kendilerine göre dinleri, kendinin de kendine göre dini
olduğunun, onların kendilerine göre yolları kendinin de kendine göre yolu
olduğunun şuuruna ererek anlamalıdır. Gittikleri yolda, birlikte tek bir adım
dahi atmayacaklarını kabul etmelidir. Onun vazifesi kendi yolunda yürümektir.
Hiç taviz vermeden ve kendi dininden az veya çok fire vermeden... Tam olarak
uzaklaşmak, kesin olarak ayrılmak ve açıkça kestirip atmak.. Yapılacak iş...
"Sizin dininiz size benim dinim banadır."
Abdullah Büyük
|