|
Kalbin Sesi - Allah'tan Vahiy Kullardan İbadet
Bütün
Varlıklar Allah'a İbadet Eder 
İnsandan başka canlı ve cansız varlıkların tamamı mecburi olarak Allah'a ibadet
ve itaat ederler. Her varlığın kendisine has bir ibadet şekli ve usulü vardır.
Teşbih ederek, zikrederek, görevlerini yerine getirerek hepsi de kendilerini
yaratan Rablerine karşı vazifelerini aksatmazlar. Hiç bir varlık fıtratı dışına
çıkarak Allah'a isyan etmezken, insan istisna tutulmuştur. İnsanın ibadet etmesi
kendi ihtiyarına, seçeneğine bırakılmıştır. Allah'a isyan edecek imkana
sahiptir. Şayet isyanı bırakır da o da diğer varlıklar gibi ibadet edecek
olursa, mu-hakkakki Allah katında büyük bir mevki elde edecektir.
Ruh ile beden birleşince insan meydana gelir. İman ile ibadet birleşince de din
meydana gelir. Ruhun kendisini yaratan Allah'a yönelmesi iman, bedenin topyekün
bu yönelmeye iştirak etmesi ise ibadettir. Görülüyor ki iman ruha, ibadet de
bedene ait bir vazifedir. Allah'a yönelen ruhun bu hareketine beden seyirci
kalamaz. Bunun için namaz kılmakla oruç tutmakla, anne ve babaya ihsanda
bulunmakla bedenimiz hakkın emrine, Hakk'm buyruğuna girmiş olur. Uzuvların hep
birlikte ibadete iştirak etmesi, yapılacak ibadetin değerim, kıymetini ortaya kor. Ağız ile helal lokma yeyin, göz ile haram işlemeyin. Çünkü bu bedende
bir uyumsuzluğun alametidir.
İnsanın dışında kalan varlıklarda ise böyle bir durum söz konusu değildir.
"Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes O'nu teşbih eder. O'nu övgü ile
teşbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ne var ki siz, onların teşbihini
anlamazsınız. O, çok yumuşak ve bağışlayıcıdır." (İsra suresi: 44)
Herşey, herkes O'nu teşbih eder. Bu teşbih o varlıkların kendisine has şekliyle
Allah'a ibadetleridir. Bütün eşya atomlardan meydana gelmiştir. "Atom
çekirdeklerinin etrafındaki elektronlar, sürekli ve muazzam bir şekilde
çekirdeğin etrafında dönmektedirler. İşte muntazaman bu dönüşler Allah'ı
teşbihtir.
"Göklerde ve yerde bulunanlarla, dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'a
teşbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi teşbihini ve duasını bilmiştir.
Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir." (Nur suresi: 41)
Görülüyor ki tüm kâinat, yaratıcısı huzurunda bir nevi saygı, sevgi gösterisi
yapmakta, kendilerine has olan bir tarzda O'nu teşbih etmekte ve O'na dua
etmektedir.
İnsan dışındaki hiç bir varlık, Allah'a olan zikrini, teşbihini aksatmaz. Şayet
aksatmışsa, o ölmüştür. Peygamberimiz (s.a.v):
"Hayvanların eceli, teşbihlerinin bitimine bağlıdır"
buyurur.
Avcının hedef almış olduğu bir kuş kümesini ele alalım. O anda hangi kuş
teşbihten, zikirden uzak bulunuyorsa, namludan çıkan kurşun veya saçma ona
isabet eder. Göl ve denizlere atılan oltanın ve ağın içine girecek olan
balıklar, teşbihi bırakmaları ile ecelleri gelmiş olan balıklardır.
Materyalist bir mantığa bunlar ters gelse bile, realitedir, gerçektir. Sahabeden
Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) der ki: "Bizler Resulullah'ın sohbetlerinde öyle bir
mesafe katettik ki, ağzımıza aldığımız lokmaların teşbihini duyardık. Sofraya
uzattığımız ellerimizin şehadet parmağı üzerindeki damar atacak olursa,
alacağımız lokmanın şüpheli veya haram olduğuna inanırdık."
Bunlar bugün günümüz insanına bir hayal, bir masal gibi gelmektedir.
Hak aşıklarının: Dağlar ile taşlar ile çağırayım mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile çağırayım mevlâm seni,
Sözleri, inleyişleri bir gerçeği haykırır. O da insanın teşbihi ile tabiatın
teşbihinin birbirlerine eşlik etmesi gerçeği.
Arınnın teşbihi ve ibadeti bal yapmak, yılanın teşbih ve ibadeti ise zehir
üretmektir. Bunların yemeleri için önüne ne koysak, yiyecekleri herşeyi bal veya
zehire çevirirler.
Rabbimiz insana da "İbadet et" buyurmuştur. Bu buyruğa muhatap olan insanın
vazifesi, hayatını, her şeyini ibadete çevirmektir. Böyle bir hal bir müslüman
insanın devamlı ibadet halinde olduğunu bildirir.
İnsan-kainat ilişkisinde, araya giren vahiydir. İnsan Allah'ın buyruklarıyla
kainata açılır. Tabiatla insanın kucaklaşması en tabii olan bir şeydir. İnsanın
ruhu Allah'tan, bedeni ise topraktan gelmiştir. Bir manada tabiat, insanın anası
durumundadır. İnsan tabiatla iç içeydi. Tabiat ana, çocuğunun kamını cömertçe
doyuruyordu. Güzel bir uyum içinde devam eden insan-tabiat ilişkisinden vahyi (Kur'anı,
Sünneti) çekip alınca, insan tabiat anasına, toprak anasına kötülük etmeye
başladı. Annesine hakaret eden, onu döven, ona bağıran isyankar
evlad gibi, insan, toprak anasına aynı suçu işledi.
Şimdi düşünüyoruz da Tabiatla ne hale gelmişiz?
Karanlık çağ dedikleri, Osmanlı döneminde, eğer bir inek, haksız olarak
komşusunun otlağına uğrar ve bir tutam ot yerse, ineğin sahibi üç gün sağdığı
sütü yemez ve fakirlere dağıtırdı.
İlerlememize İslam mani oluyor diyen batının uyduları bunlardan ne anlayacak?
Komşusunun ekininin kenarından geçerken ineğinin,, eşeğinin ağzını bağlayan ve
kendi tarlasına varınca hayvanların ağzını çözen insanı, günümüzün insanı,
çağdaş insanı nereden anlayacak?
Atıcılığını güçlendirmek için hayvanları, kuşları, yollardaki trafik
işaretlerini nişan alan çağdaş insan bunlardaki hikmeti nasıl çözecek? Zevk için
hayvan öldüren, 20 santimlik bir fildişi için, 4 tonluk bir filin canına kıyan
vahşi insan, bunları nasıl çözecek?
Masum iki deveyi birbirine kızıştıran ve güreştirerek onlara zulmeden, iki
horozu birbiriyle döğüştürüp onların kan revan içinde kalmasına katıla katıla
gülen insanoğlu düştüğü çukurdan kendisini nasıl çıkaracak?
İşte bir kaç tane acı tablo. Vahiyden, ibadetten, teşbihten kopmuş olarak
yaşayan insandan, bugün herkes ve herşey şikayetçidir.
Hayvanlar alemi şikayetçi, bitkiler alemi şikayetçi. Topraklarımız, tarlalarımız
şikayetçi. Atmosfer, sema, gökyüzü, denizler, sular şikayetçi. Zulmen öldürülen
çocuklarımız, ihtiyarlanınız, namusları kirletilen dul bacılarımız, evleri
barklan yıkılan ve ezilenlerimiz hepsi hepsi şikayetçi.
"Haksız yere bir serçeyi öldürenden, Cenab-ı Hak kıyamet gününde hesap
soracaktır." Bu söz Peygamberimizindir.
"Hayvan sağanlar, kendi tırnaklarını kessinler. Sağım sırasında uzun tırnaklarla
hayvanların memelerini kanatmasınlar." Bu söz de Peygamberimizindir. "Bir kadın
bir kedi yüzünden cehenneme gitti. O kadın kediyi bir odaya hapsetti, ona
yiyecek vermedi. Kedi açlıktan öldü." Söz yine O'nun...
Bir kediye zulmeden bir kadın, bu zulmünden dolayı cehennemi boylarsa 70-80
senedir inanan insanın tesettürüne, ibadetine, sakalına, kıyafetine baskı
yapanlar, onlarla alay'edenler ilahî huzurda acaba hangi gerekçelerle
kendilerini savunacaklardır?
Allah'ın, göklerle, yağmurlarla, depremlerle ilişkili olduğunu normal görüp,
sosyal hayatla, iktisadi hayattaki ilişkisine "karanlık" diyen insan, ahirette
ne yüzle huzura varacak?
"İşte böylece sana da EMRİMİZLE KUR'AN-l VAHYETTİK. Sen, kitap nedir, iman nedir
bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola
eriştirdiğimiz bir nûr kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin."
(Şûra suresi: 52)
"(Resulüm) şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir Peygamber gönderirdik. (Fakat
evrensel uyarıcılık görevini sana verdik) O halde, kâfirlere boyun eğme. Ve
bununla (Kur'anla) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver." (Furkan
Suresi: 51-52)
Abdullah Büyük
|