|
Kalbin Sesi - Allah'tan Vahiy Kullardan İbadet
İnandıkları
Halde Niçin Müşrik Kaldılar? 
Müşrik düşüncenin aslında, özünde şu hakikat vardır: Onlar her ne kadar Allah'a,
Allah'tan gelen rızka, yağdırma gücüne, öldürme ve diriltme gücüne inansalar
bile, yine onlar, Allah'ı tedbir ve nizam va'z etmede yetkili saymazlar.
Hükmetme, idare etme, yaratma hususunda Allah'a istenilen yetkiyi vermek
istemezler. İşte onları müşriklikte tutan sebep budur.
"La ilahe İllallah yani tevhid, Allah'a hiç bir iş ve hükümde, yaratmada ve emir
koymada, ortak koşmamak, Allah'ı, otoritenin, siyasi hakimiyetin, sosyal,
ekonomik ve ahlaki sistemin kaynağı, va'z edeni kabul ve tasdik etmektir.
Şimdi, bir insan namaz kılsa, oruç tutsa, Kur'an'ın, meleklerin, peygamberlerin,
âhiretin varlığına inansa fakat, hakimiyet konusunda, yaratma ve idare etme
hususunda, sosyal, ekonomik ve ahlaki hususlarda Allah'ı yetkili kabul etmese .
veya bu yetkiyi Allah'tan başkalarına verse bu insan müşriktir, Namaz kılan
müşrik, oruç tutan müşrik, meleklere inanan müşrik, fakire fukaraya yardım eden
bir müşrik...
Ortaya konulan bu hakikatin yalan veya yanlış olduğunu söyleyenler delil
getirerek isbat etsinler. "Susturun konuşturmayın" sloganı çağdaş insanların aydınlık ve ilericilik sıfatlarına pek
yakışmıyor artık. 72 yıllık komünistlik saltanatı bile zelzeleye uğradığına
göre, gerçekçi olmak lazımdır.
Şimdi yine düşünelim. Mekke müşriklerini tarihi bir bilgi olarak değerlendirip,
bu gün Allah'a ait olan yetkiyi ellerinde tutmak isteyenlerin, her hadiseyi
tabiata, doğaya yaslandırmaları, cin, şeytan, ruh, melek gibi varlıkları hepten
inkar etmeleri, İslamın esasları ile aley etmeleri ve çağ dışı ilan etmeleri,
islam inancına göre nereye konacaktır? Allah ile kulları arasına girmek
isteyenler, İslam ile müslümanlar arasına engel koyanlar, günlük okuduğu
gazeteye vakit ayırdığı kadar Peygamberimizin sözlerine vakit bulamayanlar,
üstelik onların hayat ve inançları ile alay eden bu iğreti lambaları tartacak
terazi kimlerin elindedir? Bunların kimliği nedir? Senelerce müs-lümanların
kanlarını, mallarını, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini vampir gibi emen bu
iğreti lambaların ışığını hala savunan ve uğurlarına ölmeyi devrim şehitliği ile
nitelendiren insanların dindeki hüviyetlerini su yüzüne çıkarmak müslüman bir
kimsenin hakkı değil midir?
Peki netice ne oldu? Tabiatı meydana getiren her şey insandan şikayetçi olmaya
başladı. Önce şikayetçi oldu, daha sonra insana isyan etti. Ağaçlar, böcekler,
otlar, tarlalar, meyveler, denizler, ırmaklar, barajlar hepsi hepsi insandan
şikayetçi olmaya başladı.
İnsanoğlu kötülüğü o kadar çok yönlü işliyor ki, elini gök yüzüne uzattı ve
nihayet ozon tabakasını da deldi. Şimdi şikayete gökyüzü de katıldı. Bütün
bunlar, bir manada tabiatın tabii teşbihini insanoğlunun sekteye uğrattığının
belirtisidir.
Sonuç ise hiç de iyi olmadı. "Yaptığınızı bulursunuz" hadisinden hareket edecek
olursak, insanoğlu eştiği kuyuya kendisi düştü. Anamız gibi bizleri seve seve
besleyen tabiat anamız, karnımızın doymasına vesile olan toprak anamız,
rahimlerdeki çocukların beslendiği gibi, bizleri besleyen anamız
şimdi bize dargın ve kırgın...
Faizli, kredili ilaçlarla, gübrelerle, tohumlarla kendisini tahrip ettiğimiz
toprak anamız, oğullan durumunda olan bizlerden bezgin.
Faizli ve kredili yemlerle tahrip ettiğimiz ineklerimiz, danalarımız,
tavuklarımız bizden şikayetçi.
İştahla yemek istediğimiz yumurtalar yok artık. Kokusu bir kilometreden
burnumuza gelen mis gibi etler yok artık. O lezzetli yağlar, sütler, domatesler,
patatesler, kavunlar, karpuzlar yok artık. Mevsimine uygun olarak insanlık için
nimet olan soğuklarımız, sıcaklarımız nerede? O güzelim karlar, rahmet müjdecisi
yağmurlar nerede? İnsanoğlunu seven dağlar, boy boy selviler, ılık ılık esen
rüzgarlar, insanla konuşan çiçekler nerede?
Söz sultanı buyurmuştu ki "Şu dağı görür müsünüz? Bu dağ bizi sever biz de bu
dağı severiz". Dağlarımız, tepelerimiz •' nerede? İnsanoğlunun teşbihine eşlik
eden dağlarımızda, insanoğlunun haksız yere akıtılan kanları var, artık. O
dağlarda anarşistler geziyor. Yakıyor, yıkıyor.
Peygamberimizin hutbe irad ederken üzerine çıktığı bir kütük vardı. Ağaçtan bir
kütük. Marangozun biri, üç-beş basamaklı bir minber yaptı. Ve mescide koydu.
Peygamberimiz o minberin üzerine çıkıp hutbesini irad ederken kenara atılan
küçük çocuklar gibi ağlamaya başladı. Sevgili Resulümüz hutbesini kesti ve
şefkatli bir annenin ağlayan çocuğunu kucağına aldığı gibi, kütüğü kucakladı ve
iniltisini dindirdi.
- Neron adına, Sezar adına, falan adına, filan adına diye işe koyulmuşlardır.
Bir müslümanın cezalandırılması yine falan adına, filan adına olmuştur. Bir
müslümanın ibadetine engel olunması falan adına, filan adına olmuştur.
Bir milyarı geçtiği söylenen müslümanların rehberleri, kılavuzları, 1400 sene
evvel Hz. Peygamberin kılıç çektiği insanların aynısıdır. Peygamberin
savaştıkları ile biz barışık haldeyiz. Peygamberi yurdundan kovanları biz.
başlarımıza taç kılmaktayız. Peygamberin "olmaz" dedikleri insanlara biz alkış
tutmaktayız. Semadaki yıldızları bırakarak, sönmesi kesin olan iğreti lambaların
ışığına muhtaç olmuşuz.
Müslümanlar gerçeği anlıyor, gerçeği kavrıyor. İzzet ve şahsiyet kazandıran
amellere önem veriyor. Dünya üzerindeki değişik cephelerde olan hamleler ve
hadiseler müslümanların varlığını bir kez daha ortaya koymuştur. Allah katından
gelen İslama inanan müslümanlar ile, geleneksel bir inançtan kaynaklanan dinler
arasında mücadele vardır. İki zıt kutbun birisi semadaki yıldızlan, diğeri
iğreti lambaları tercih etmiştir. Hafif bir rüzgarla sönmesi an meselesi olan
iğreti lambaları, müslümanların önüne koymak, onların kılavuzluklarını kabul
etmek kulluk sıfatı ile hiç mi hiç bağdaşmaz.
"Ey İnsanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz."
(Bakara suresi: 21)
"Ey İman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın. Rabbinize ibadet edin. Hayır
işleyin ki kurtuluşa efesiniz. " (Hac suresi: 77)
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana
vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi, Allah size de
din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu din, Allah'a ortak koşanlara ağır
gelir. (Şûra Suresi: 13)
Abdullah Büyük
|