Kalbin Sesi - Üç Aylar ve Faziletleri
|
- Cebrail ile Göğe Yolculuk |
Sahih-i Buharî'deki rivayete nazaran -sallâllâhu
aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurdular ki:
Şakk-ı sadr tamam olduktan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük beyaz bir
binek getirildi. (Râvî Enes bin Malik -ra-dıyallâhu anh- bunun adı Burak'tır
ki, adımını gözünün eriştiği yerin nihayetine atar idi, demiştir.) Ben bunun
üzerine bindirildim. Cibrîl de benimle yollandı, bana refakat etti. Sonra
ben Cebrail ile beraber Beyt-i Makdis'e vardım. Meleklerle birlikte namaz
kıldım. "Ve bir rivayette" ervâh-ı enbiyâ da benimle birlikte namaz
kıldılar. "Ba'de'l-Mirac da Kudüs'de tekrar
ervâh-ı enbiyâ ile namaz kıldığını Enes bin Malik -radıyallâhu anh- rivayet
etmiştir. Sonra âlî makamlara çıkılacak bir
miraç, bir merdiven kuruldu. Cibril ile bindirildim ve onunla beraber
yükseldim. Nihayet dünya semasına vardık. Cibrîl gök kapısını çaldı. Bekçi
(Hazîn) melek tarafından "Kimdir o?" denildi. Cebrail -aleyhisselâm-"Cibrîlim"
dedi. "Yanındaki kimdir?" diye soruldu. Cibrîl: "Muham-med -sallâllâhu
aleyhi ve sellem-" diye cevab verdi. Melek:
-Ya, O'na göğe çıkmak için mîrâç daveti gönderildi mi? diye sordu. Cibrîl:
"Evet gönderildi" diye tasdik etti. Hazin melek
tarafından: "Merhaba gelen zâta. Bu gelen kişi ne güzel yolcu," denildi. Ve
hemen gök kapısı açıldı. Ben birinci semaya varınca orada Adem -aleyhisseiam-
ile karşılaştım. Cibrîl bana "bu senin baban
Âdem'dir. Ona selam ver." dedi. Ben de selam verdim. Âdem selamıma mukabele
etti ve "Merhaba, hayırlı oğlum, salih peygamber" dedi.
Adem -aleyhisseiam- sağına bakıyor gülüyor ve soluna bakıyor ağlıyordu.
Sağında cennetlik olan evladlarının ruhları ve solunda da cehennemlik olan
evlatlarının ruhları var idi." Sonra Cibrîl,
benimle yukarı yükseldi. İkinci semaya geldi, kapısını çaldı. "Kimdir o?"
denildi. "Cibrilim" dedi. "Yanındaki kimdir?" denildi. "Muhammed -sallâllâhu
aleyhi ve sellem- dedi. Melek de: "Yâ, ona vahy
ve mîraç gönderildi mi?" dedi. Cibrîl: "Evet
gönderildi." dedi. Melek "Merhaba gelen zâta,
bu gelen kişi ne güzel yolcu" denildi. Ve hemen gök kapısı açıldı.
Ben ikinci semaya varınca orada Yahya ve İsa peygamberlerle karşılaştım.
Yahya ile İsa teyze oğullarıdır. Cibrîl bana "selam ver" dedi. Selam verdim.
Onlar da mukabele ettiler. "Merhaba hayırlı kardeş, sâlih peygamber."
dediler. Sonra Cibrîl ile üçüncü semaya
yükseldik. -Hadis-i sahîhde-birinci ve ikinci semadaki mükâleme böylece
aynen devam etti. Üçüncü semada Yûsuf -aleyhisseiam-, dördüncü semada İdris
-aleyhisseiam-, beşinci semada Harun -aleyhisseiam- ve semanın hâzini
(meleği) ile mülakat ve selamlaştıktan sonra altıncı kat semada Mûsâ -aleyhisseiam-
ile karşılaştı, ona selam verince Musa -aleyhisseiam- da mukabele etti.
Sonra "salih kardeş, salih peygamber merhaba" dedi. Ben Musa'yı bırakıp
geçince Mûsâ ağlamaya başladı. Musa'ya denildi ki "niye ağlıyorsun?"
-Benden sonra genç peygamberlere beyat olundu ki, onun ümmetinden cennete
girenler, benim ümmetimden girenlerden çoktur da ben ona ağlıyorum." dedi.
Sonra yedinci kat semaya yükseldik. Gök kapısı açıldı. "Kim 0?" denildi. "Cibrîlim"
dedi. "Yanındaki kimdir?" denildi. "Muhammed" -sallallâhu aleyhi ve sellem-
dedi. "Ona miraç daveti gönderildi mi?" denildi. Cibrîl de "gönderildi"
dedi. "Bu gelen zata merhaba, bu gelen kişi ne güzel misafir," denildi.
Yedinci kat gökte ibrahim aleyhisselam- bulunuyordu.
Cibrîl, "Bu gördüğün baban İbrahim'dir, ona selam ver" dedi. Ben de
İbrahim'e selam verdim. O da selamıma mukabele etti de:
-Ey hayırlı oğul! Ey salih peygamber, merhaba! dedi.
Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hazretleri buyurdu ki:
Bütün bu menâzil ve manzaralardan sonra Sidre-yi münte-hâya ref olundum.
Sidre-i Müntehâ sahası açıktı. Bir de gördüm ki, Sidre ağacının meyvesi
Yemenin Hecir karyesinin testileri gibi idi. Cibrîl bana: "işte burası Sidre-i
Müntehâdır" dedi. Sidre-i müntehânın kökünden
dört nehir akıyordu. İki nehir zahirî idi. ikisi de bâtınî idi.
"Ey Cibrîl! Bu dört nehir nedir? diye sordum.
Cibrîl: "Bâtın nehirler cennette iki nehirdir.
Zahirî olan nehirler Nil ile Fırat nehirleridir." dedi.
Sonra bana Beyt-i Mâmur keşf olundu, gösterildi. Gördüm ki, ona her gün
yetmiş bin melek ziyarete geliyor. Buyurdular
ki: Sonra bana bir kâse hamrden, yani şaraptan ve bir kâse sütten ve bir
kâse baldan üç bardak getirildi. Ben süt dolu bardağı aldım, yani sütü alıp
içtim. Cibrîl bana "İçtiğin süt senin ve
ümmetinin fıtratı, yani hilkat-ı islamiyyesidir" dedi. Yani, "sütü alıp
içtiğinize isabet ettiniz. Eğer şarabı içse idin ümmetin dalâlette
kalacaklar idi." demektir. Miracdan avdetimde
Musa'ya uğradığımda, Musa bana: "-Sana ne
emrolundu?" diye sual etti. Ben de cevaben:
"-Gece ve gündüz bana elli vakit namaz emir olundu" dedim.
Sonra Musa -aleyhisselam-: "-Senin ümmetin elli
vakit namaza takat getiremezler. Vallahi ben muhakkak olarak nâsı tecrübe
eyledim ve Benî İsraili şiddetli bir sıkıya tabî tuttum. (Benî israil'in
ahlâk-ı zemimelerinin izalesi için çok uğraştım.) Sen Rabbine rücû edip
ümmetin için tahfif buyurmasını Allah Teala'dan niyaz eyle." dedi.
Ben de müracaatla niyaz eyledim, on vakit namaz tenzil olundu."
Böyle böyle defaatle Mûsâ -aleyhisselam-'a rücû ve o da daha tenzilini taleb
etmesini çünkü ümmmetin bu namazı kılamaya-cağını ve buna tahammül
edemeyeceğini söylemesi üzerine -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz
tekrar Hak Sübhanehû ve Teâlâ hazretlerine rücû ve müracaat ve niyaz eyledi.
Her defasında on vakit tenzil buyuruldu. Her gün on vakit namazla emrolundu.
Yine buyurulur ki: Dönüp Musa'ya geldim. Musa bana evvelki mütalaasını
söyledi. Ben de Cenâb-ı Allah'a arz u niyaz eyledim de bu defa beş vakit
namazla emrolundum. Bunun üzerine Musa'ya dönüp
geldim. Musa -aleyhisselam- "Ümmetin her gün
beş vakit namaza muktedir olamaz. Muhakkak ki senden evvel ben nâsı tecrübe
eyledim. Rabbi'ne tekrar müracaat edip ümmetin için daha tahfîfini niyaz
eyle." dedi. Ben de cevaben: Rabbim tealaya çok
niyaz eyledim. Tâ ki bir daha arz u niyaz eylemekten utanırım. Bir daha
müracaat edemeyeceğim ve bu beş vakit namaza razı ve buna teslim olacağım,
dedim. Sonra ben Musa'nın bulunduğu mahalli
geçtiğimde bir mü-nâdî, yani Hak Sübhanehû ve Teâlâ Azze ve Celle
Hazretleri: "Ben beş vakit namazla farîzamı
imza ve irâde eyledim ve kullarımdan tahfîf eyledim" diye nida eyledi.
İşte beş vakit namazın ümmet-i Muhammed üzerine farz olmasına irade-i
Sübhâniye şeref-i tealluk eyledi. Cebrail -aleyhisselam-
Sidre'de kaldı. Çünkü Sidre'den öte bir parmak ucu yaklaşmış olsaydım
yanardım, demiştir. Sidre'yi, ilahi bir nûr kaplamıştı. Sidre'den ötesi
tasvir ve beyâna sığmayan bir âlemdi. En-Necm sûresinde:
"Sizin Rasûlünüze o vahyi kavî ve şedîd olan Cibrîl-i Emîn ta'lim etti."
"O Cibrîl-i emîn ki kuvvet ve akılda kemal, manzarada heybet ve azamet
sahibidir." (Necm, 5-6) buyurulur. Allah'ın
halkettiği hey'et-i asliyyesi üzere müstakîm ve memur olduğu işlere kuvvetle
müstevlî oldu. Cümle enbiyaya Cebrail vahiy ile
benî Adem suretinde geldiği kaviyyen mervîdir. Belki Fahr-i âlem -sallâllahu
aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretlerine iki defa, biri Hira dağında vahy-i
ilahi getirdiğinde ve bir de Mîrac-ı Nebîden avdetinde Sidre'de hey'et-i
asliyyesi ile görünmüştür. Cibrîl-i Emîn
kavîdir. Kuvvetine delil, Lût kavminin karyelerini emr-i ilâhî ile altüst
etmesidir ve Semûd kavmini bir sayha ile helak eylemesidir. (Musâhabe-3,
Mahmud Sami Ramazanoğlu, 31-37) |
|
Yusuf Demireşik |
|