Ana Sayfa

Mübaek Ay, Gün ve Geceler

Geri
Kalbin Sesi - Üç Aylar ve Faziletleri
b. Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in Dünyâ'yı Şereflendirmesi

      01 Seyyidü'l-kevneyn Muhammed Mustafâ'ya salevât!.. 01 Rasûlü's-sekaleyn Muhammed Mustafâ'ya salevât!.. 01 İmâmü'l-Haremeyn Muhammed Mustafâ'ya salevât!.. i 01 Ceddü'l-Haseneyn Muhammed Mustafâ'ya salevât!..
      Zaman, insanın en mühim sermayesidir. Zamanlar içinde bazı husûsî fırsatlar vardır ki, ihya edicidir. Günler, geceler, aylar arasında öyle kıymetli kazanç mevsimleri olur ki, onları gafletle geçirmek büyük zarardır. Acı kayıplara ve hasretlere sebep olur.
      Zîrâ bütün canlıları, istisnasız fânîliğe mahkûm eden Ce-nâb-ı Hakk, hayâtı "zaman" denilen varlığın bir parçası içine1 hapsetmiştir. "Zaman" beşer idrâkinin kavramaya muktedîr olamadığı en dehşetli muammalardan biridir.
      Ancak kolayca anlaşılır ki, "zaman"ın her parçası aynı kıyı met ve ehemmiyette değildir. Zamanlar içinde, yaratılışın başlanmdan âlemin yok olacağı âna kadar en mes'ûd ân, hiç şüphe-7 ahırzaman Peygamberi'nin Dünyâ'yı teşrif ânıdır... Zîrâ yara-, sta ilk olan O'nun nurudur. Kâinat, müstesna bir mücevheri tayan mûtenâ bir mahfaza gibi, hep O'nun şerefine halkedilmiş-? Ve O'nun teşrîfi ile Dünyâ şeref bulmuştur. Bu gerçek, hadîs-i kudsî olarak meşhur bir kelâmda:
      "(Ey Habîbim!) Sen olmasaydın, Sen olmasaydın; bu kâinatı yaratmazdım!.." şeklinde beyân buyurulmuştur.
      Şâir de, bu yaratılış sırrını ne güzel ifâde eder:
      Doğmazdı kalbe îman inmezdi arza Kur'ân Meçhul olurdu esma; Levlâke Yâ Muhammedi..
      Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- anlatıyor:
      Ashâb-ı Kiram hazarâtı Allâh Rasûlü'ne sordular:
      "Size peygamberlik ne zaman ihsan oldu?"
      Cevaben O -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:
      "-Adem, su ile toprak arasında iken..."buyurdular.
      Demek ki, nübüvvet-i Muhammedî, Âdem âilesi teşekkül etmeden, kudsî bir tecellî ile başlamıştır. Yâni, ilk parlayan varlık cevheri, "nûr-i Muhammedî"dir.
      Hazret-i Peygamber, nuru ile Hazret-i Âdem'den önce, cisaniyeti ile bütün peygamberlerden sonra zuhur etmekle, nübuvvet takvîminin ilk ve son yaprağı olmuştur. O, zaman îtibâriyle son, gâye itibariyle ilk peygamberdir. Zîrâ risâlet takvîmi, "nûr-i Muhammedî" ile başlamış, son yaprağı da "cismâniyet-i Muhamrnedî" ile nihayet bulmuştur. Bu îtibarla denilebilir ki;
      Meleklerin secdeye mecbur kılındığı Âdem -aleyhisselâm-
      Semavî hayranlığın esrarını taşıyan İdrîs -aleyhisselâm--
      Yeryüzünü tufanı ile küfürden temizleyen Nûh -aleyhisselâm-
      İnkâr yurtlarını fırtınalar ile alt-üst eden Hûd -aleyhisselâm-;
      Azgınlık ve taşkınlık yuvalarını zelzelelerle kökünden sarsan Salih -aleyhisselâm-;
      Nemrûd'un ateşlerini, tevekkül ve teslimiyeti ile gülistana çeviren İbrahim -aleyhisselâm-;
      İhlâs, sadâkat, tevekkül ve teslîmiyyeti ile sembolleşen, kıyamete kadar hac ibâdetinde bütün mü'minlere kıssaları hatırlatılan İsmail -aleyhisselâm-;
      Muhabbet ve hasretle kavrulan ve sabırda âbideleşen Ya'kûb -aleyhisselâm-;
      Bir müddet kölelik, sonra zindanda yalnızlık, gariplik, çile, iz-dırap, meşakkat, riyâzât ve nefs mücahedesini müteâkib Mısır'a ve gönüllere sultân olan ve mehtabları solduran nuru ile Yûsuf ? aleyhisselâm-;
      Derin tefekkürü ile sabrın biteyi taşı olan Eyyûb -aleyhisselâm-;
      Esrâr-ı ilâhiyyeyi Hazret-i Musa'ya tâlim eden Hızır -aleyhisselâm-;
      Tevhîd sancağını meşrıkdan mağribe taşıyan Zülkarneyn -aleyhisselâm-;
      Gönülleri saran hitabeti ile Şuayb -aleyhisselâm-;
      Fir'avn'ın saltanatını alt-üst eden, Kızıldeniz'den mucizevi asası ile yollar açan Mûsâ -aleyhisselâm-;
      Büyük bir vecd hâlinde, istiğfar, duâ ve zikrin hakikatinde derinleşerek karanlıkları aşan Yûnus -aleyhisselâm-;
      Zikri ile; dağları, taşları, vahşî hayvanları, istiğrak hâline ge-tiren Dâvûd -aleyhisselâm-;
      Muazzam saltanatını, kalbinin dışında taşıyabilen Süleyman -aleyhisselâm-;
      Yüz senelik bir ölümden sonra tekrar diriltilerek, kıyametteki yeniden yaradılışa misâl olan Üzeyir -aleyhisselâm-;
      Testere ile ikiye bölünürken dahî "aahi" demeden, tevekkül ve teslîmiyyetini muhafaza eden mazlum peygamber Zekeriyyâ -aleyhisselâm-;
      Babası gibi ölümü şehîdlikle karşılayan Yahya -aleyhisselâm-;
      Ölülere hayat veren nefesleri ile îsâ -aleyhisselâm-;
      Ve hulâsa, yüz yirmi bin küsur peygamber ve onlardaki tecellîler, âlemlerin sultânı Hazret-i Muhammed Mustafâ'nın zuhura gelmesinin adetâ birer müjdesi idi... (Rahmet Peygambeıfnden Rahmet Esintileri s: 9-13)
      Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimizin Doğumunu Sevinçle Karşılamalıyız
      Mevâhib-ü Ledünniye'de açıklandığı üzere,
      'Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin unyayı teşriflerini, cariyesi Süveybe, Ebû Leheb'e haber ver-
      lârfn-EfendİmİZİn y°llarına dikenler döken bu Allâh ve Rasûlul-uŞmanı, o zaman kardeşinin oğlunun dünyaya gelişini müjdeleyen cariyesi Süveybe'yi âzâd etmişti. Kardeşinin oğlu Mu-hammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e karısıyla birlikte yapmadıkları ezâ kalmayan ve hakkında Ebû Leheb (Tebbet) sûresi nazil olan bu elleri kuruyasıcanın, bu hareketi sebebiyle Pazartesi gecelerinde azabının hafiflediği yine kendisinden öğrenilmiştir. Şöyle ki ;
      Ölümünden sonra, kendisini bir gece rüyada gördüler ve sordular:
      -Yâ Ebâ Leheb, hâlin nasıl?
      -Cehennemdeyim! Ama Pazartesi geceleri azabım hafifletiliyor. O gecelerde parmaklarımın arasını emiyorum, oralardan su çıkartıyor, su içiyorum ve serinliyorum. Şu sebeple ki, Pazartesi günü, Süveybe koşup, o sabah Muhammed'in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- doğduğunu müjdelemişti, ben de onu bu yüzden âzâd etmiştim. Bunun karşılığı olarak Allah, Pazartesi geceleri bana azabımı hafifletmek gibi bir ihsanda bulunuyor."
      Bilindiği gibi, Ebû Leheb hakkında müstakil bir sûre nazil olmuş ve o sûrede:
      "Elleri kurusun Ebû Leheb'in! Zaten kurudu, mahvoldu
      o.. (Çünkü Peygamber kendisini, imâna davet ettiği zaman, Allah'ın peygamberine beddua etmişti o..)
      Ne malı fayda verdi ona, ne kazandığı...
      O bir alevli ateşe girecek!..
      (Peygamber'e eziyet ve düşmanlık eden) karısı da (Cehennemde) odun hamalı olarak (oraya girecek) ;
      Boynunda bükülmüş bir ip (zincir) olduğu halde..." (Tebbet Sûresi 111/1-5)
      İbn-i Cezerî:
      "Ebû Lehep gibi bir kâfir, Allah Resulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- 'in doğduğu güne gösterdiği şuursuz bir sevinç hareketiyle Cehennem içinde faydalanırken, kıyâs etmeli ki, bir mümin o geceye hürmet gösterip, kâinatın fahri aşkına, sofrasını ve kesesini açacak olursa, Hak Teâlâ tarafından ne türlü lütuf ve keremlere nail olur?"
      Layık olan, Allah Resulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in doğdukları ayda toplantılar yapıp, ziyafetler vermek, fakirleri her türlü iyilik ve sadakalarla sevindirmek ve mevlîd okutmaktır.
      Tecrübe edilmiştir ki, bir kimse Allah Resulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in doğdukları ayda toplantılar tertipleyip, ziyafetler verse ve mevlid okutsa, o yıl içinde belâdan emîn ve muradına nail olur."
      SEN OLMASAYDIN !
      Doğmazdı kalbe îmân, İnmezdi arza Kur'ân, Meçhul olurdu esma, Levlâke Yâ Muhammedi
      Matem tutardı gökler, Gülmezdi hiç melekler, Mahzundu arş-ı a'lâ, Levlâke Yâ Muhammedi
      Gün görmeden baharlar, Sislerle örtülürdü, Zindan olurdu dünya, Levlâke Yâ Muhammedi
      Feyzinle güldü âlem, Gufrana erdi Âdem, Ağlardı belki hâlâ, Levlâke Yâ Muhammed!
      Sayende erdi insan, Tevhîde, yoksa putlar, Ma'bûd olurdu -hâşâ-Levlâke Ya Muhammed!
      Geldin de "Rabb"i bildik, Sayende Hakka erdik, Mechûl idi Mâverâ, Levlâke Yâ Muhammed!
      A.Ulvi Kurucu
Yusuf Demireşik

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın

 


f