Kalbin Sesi - Üç Aylar ve Faziletleri
|
a. Mevlîd-i Nebî |
Allah Teâlâ buyuruyor:
"Andolsun, size içinizden bir peygamber geldi ki, zahmet çekmeniz onu incitir ve
üzer. Size çok düşkündür; mü'minlere çok merhametlidir, onlara hayır diler.
Ey Resulüm, eğer senden yüz çevirirlerse (sana imân etmezler ve emirlerini
dinlemezlerse), de ki:
-Bana Allah yeter, O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben, ancak O'na güvendim ve
O, büyük Arş'ın sahibidir. "(Tevbe Sûresi 9/128-129)
"Yemîn olsun ki, size hakîkaten bir resul geldi. Öyle bir resul ki, sizden biri,
kendi içinizden, kendi cinsinizden, melek değil, beşer cinsinden, aslı ve nesebi
belli, Arabî ve Kureyşî, harem ehlinden; sizin sıkılmanız O'na ağır gelir,
gücüne gider. Yani azâb görmeniz şöyle dursun, bir takım zahmete, sıkıntıya
uğramanız bile O'nu üzer, son derece rahatsız eder.
Bir resuldür ki, azîzdir, büyük izzeti vardır.. Üzerinize düşkündür, size karşı
pek hırslıdır. «(Ey Muhammed) sen onların yola gelmelerini ne kadar istesen
de....» (Nahi 16/37) âyetinde de işaret buyurulduğu üzere hidâyet ve
iyiliğinize, faydanıza, hayrınıza hırslıdır. Üzerinize toz kondurmak istemediği
gibi, sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selâmete çıkarmak, Cennet'e ve
Rıdvan'a kavuşturmak için bütün hırsıyla ve vargücüyle uğraşır. Üstelik O'nun
merhameti yalnızca Kureyş'e, Arab'a, şu veya bu kavme değil, hangi kavimden
olursa olsun bütün mü'minleredir ki, O, Rauf'tur: Re'feti çok fazladır, yani
gayet ince bir şefkati ve derin bir merhameti vardır. Rahimdir. Fıtraten,
doğuştan, yaratılıştan, Allah tarafından pek ziyâde merhametlidir. Günahkârlara
bile acır...."
"Görülüyor ki, burada Rasûlüllah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e Allah'ın güzel
isimlerinden Rauf ve Rahîm isimleri verilmiştir.
Hasen bin Fadl demiştir ki:
-Allah Teâlâ hiçbir peygambere, güzel isimlerinden iki isim birden vermedi,
ancak bizim Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hakkında "raûf" ve
"rahîm" buyurdu. Kendi zât-ı sübhânîsi hakkında da, «Muhakkak ki Allah,
insanlara raûf ve rahimdir.» (Bakara 2/143; Hac 22 / 65) buyurmuştu." (Hak Dîni,
Kur'an Dili 4 / 433-434)
Allah Teâlâ buyuruyor:
"Gerçekten Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler (şeref ve sânını
yüceltirler). Ey imân edenler! Siz de O'na salât edin (Allâhümme salli alâ
Muhammed, deyin) ve gönülden teslîm Olun." (Ahzab Suresi 33 / 56)
Allah Teâlâ buyuruyor:
"Muhammed -aleyhissalât ü vesselam- (sizden olma Zeyd gibi) erkeklerinizden hiç
birinin babası değildir; fakat O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin
sonuncusudur. Allah her
şeyi bilendir." (Ahzab Suresi, 33/40)
Allah Teâlâ buyuruyor:
"O'dur ki, peygamberini hidâyet ve hak din ile gönderdi; Onu bütün dinlere üstün
kılmak için... Buna şâhid olarak da Allah yeter. Muhammed -aleyhisselâm-
Allah'ın peygamberidir..." (Fetih Suresi, 48/28-29)
Fahr-i Kâinat, hâtemü'l-Enbiyâ, Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
Efendimiz, Rebîü'l-evvel ayının 12. gecesi dünyâyı teşrîf buyurmuşlardır. Bu
kutlu doğum, her yıl bütün İslâm âleminde büyük bir heyecan ve sevinçle
kutlanır.
"Câbir bin Abdillah el-Ensârî -radıyallâhu anh- demiştir ki:
-Ya Rasûlâllâh! Anam babam sana feda olsun. Allah Teâlâ hazretlerinin cümle
eşyadan evvel halk ettiği ne nesnedir ?
dedim.
Buyurdu ki:
"-Yâ Câbir! Tahkîkan Allah Tebâreke ve Teâlâ hazretleri ce-mî' eşyadan evvel,
senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı. Dahî şöyle eyledi ki; O nûr
Allah Teâlâ'nın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh,
ne kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne
cin, ne de ins (insanlar) vardı. Hâsılı mahlûkattan bir nesne yaratılmamıştı."
Ondan sonra buyurdular ki:
"Hak Teâlâ hazretleri mahlûkatı yaratmak dilediği zamanda o nuru taksîm edip,
dört cüz kıldı: Evvelki cüzden kalemi halk etti, ikinci cüzden levhi halk etti,
üçüncü cüzden arşı halk etti, dördüncü cüzü taksîm edip dört cüz kıldı. Onun
dahî evvelki cüzünden, arşı yüklenen melekleri halk etti, ikincisinden kürsîyi
halk etti, üçüncüsünden geri kalan melekleri halk etti, dördüncü cüzünü yine
taksîm edip dört cüz kıldı. Evvelkisinden gökleri halk etti, ikincisinden
yerleri halk etti, Üçüncüsünden Cennet ile Cehennemi halk etti, dördüncü cüzünü
yine taksim edip dört cüz kıldı: Evvelkisinden müminlerin gözlerinin nurunu halk
etti, ikincisinden kalplerin nurunu halk etti ki o marifetullâhtır, üçüncüsünden
dillerin nurunu halk etti ki, o dahî tevhîd olup, Lâ ilahe illallah Mu-hammedün
Rasûlüllah, demektir."
İbn-i Merzûk -rahmetullâhi aleyh- naklinde, Hazret-i Hüseyin -radıyallâhu anh-,
Fahr-i Âlem -sallâllâhu aleyhi ve'sellem-hazretlerinden şöyle rivayet etmiştir:
"Âdem -aleyhisselâm-'ın halkından (yaratılmasından) ondört bin yıl evvel,
Rabbimin karşısında bir nûr idim." (Musâhabe-4 s:7-8)
Kısâs-ı Enbiyâ'da, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sel-lem- Efendimizin
doğumu şöyle anlatılır:
"Fil yılında ve Rûmî aylardan Nisan içinde, Rebîu'l-evvel ayının on ikinci
Pazartesi gecesi, sabaha doğru henüz tan yeri ağardığı vakit, âlem bir başka
âlem oldu. Yâni, Hâtemü'l-Enbiyâ Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
hazretleri doğdu. Ve gün doğmadan, âlem nur ile doldu.
Abdullah'dan Âmine'nin alnına geçmiş olan nûr-i melâhat O'nun alnına geçti. Devr-i
Âdem'den beri evlattan evlâda intikâl edegelen nûr-i hatemiyyet şimdi sahibini
buldu. Ve artık onda karar kıldı.
Ferdası Pazartesi günü sabahleyin hep putlar, yüzüstü düşmüş bulundu, görenler
hayrette kaldı.
Âmine'den mervîdir (rivayet olunmuştur). Dermiş ki:
"Ben, şâir hâtûnlar gibi gebelik zahmeti çekmedim, gebelere arız ağırlıkları
görmedim. Fakat gece rüyamda gördüm, bi» kimse gelip:
-Yâ Âmine! Muhakkak bilmelisin ki, sen hayru'l-âlemîn ile hamilesin. Doğduğu
vakit adını Muhammed koyasın, dedi. Fakat velâdet eriştikte, kulağıma bir büyük
ses geldi, ürktüm. He-'; men bir ak kuş geldi, kanadıyla arkamı sığadı. Benden
korkma ve ürkme halleri geçti. Bir yanıma baktım, bir beyaz kâse ile şerbet
sundular. Alıp içtiğim gibi her tarafımı nûr kapladı. O anda Muhammed -sallâllâhu
aleyhi ve sellem- dünyaya geldi. Etrafıma baktım, gördüm ki, Abdimenafk\z\arma
benzer, fakat gayet uzun boylu bir çok kızlar, beni tavaf ediyorlar. Taaccüb
(hayret) ettim, "Yâ Rabbi, bunlar kim ola?!.." dedim.
Vakt-ı velâdet-i Muhammediye'de Âmine'nin gözünden perde kaldırılıp, o veçhile
hûr-i cinânı (Cennet hurilerini) ve melâ-jke-i kiramı görmüş ve daha nice
harikulade haller temâşâ eyle-miş olduğu mervîdir.
O gece Abdü'l-Muttalib, Mescid-i Harâm'da Cenâb-ı Hakk'a teveccüh ve münâcaat
üzere iken, "Müjde, yâ Abde'l-Muttalib! Şimdi Âmine'den bir çocuk doğdu. Vücûdu,
âleme rahmettir." diye hatiften bir ses işitmiş ve hemen Âmine'nin yanına
gitmiş, orada dahî nice harikulade şeyler temâşâ etmiştir." (Kısâs-ı Enbiyâ 1 /
51-52)
Süleyman Çelebi, Mevlid'inde nazmen bunu şöyle ifâde eder:
Âmine hâtûn Muhammed ânesi Ol sadetten doğdu ol dür dânesi.
Çünkü Abdullah'dan oldu hâmile Vakt erişti hefteh ü eyyâmile
Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn Çok alâmetler belirdi gelmedîn
Ol Rebîü'l-evvel âyin nîcesi On ikinci gîce isneyn gîcesi
Dedi gördüm ol Habîbin ânesi Bir aceb nur kim güneş pervanesi
Berk urub çıktı evimden nâgehân Göklere dek nûr ile doldu cihan
Hem hevâ üzre döşendi bir döşek Adı sündüs döşeyen ânı melek
Uç alem dahî dikildi üç yere Her birisin îdeyim nerden nere
Mağrib ü meşrikta ikisi anın Biri damında dikildi Kabe'nin
Bildim anlardan ki ol halkın yeği Kim yakîn oldu cihâna gelmeği
İndiler gökten melekler saf saf Kabe gibi kıldılar evim tavaf
Yarılıp dıvar çıktı nâgehân Geldi üç huri bana oldu ayan
Çevre yanıma gelip oturdular Mustafâ'yı birbirine muştular
Bu senin oğlun gibi kadri cemîl Bir anaya vermemiştir ol Celîl
Ulu devlet buldun ey dildâre sen Toğiserdir senden ol hulk-i hasen
Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır Bu gelen tevhîd-i irfan kânıdır
Vasfını bu resme tertîb ettiler Ol mübarek nûrı tergîyb ettiler
Âmine eder çü vakt oldu tamam Kim vücûde gele ol hayrü'l-enâm
Susadım gayet hararetten katî Sundular bir cam dolusu şerbeti
Kardan ak idi ve hem soğuk idi Lezzeti dahî şekerde yoğ idi
İçtim ânı oldu cismim nura gark Edemezdim kendimi nurdan fark
Geldi bir ak kuş kanadıyla revân Arkamı sığadı kuvvetle hemân
Doğdu ol saatte ol sultân-ı dîn Nura gark oldu semâvât-u zemîn
Sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ Hattâ tenâlu cenneten ve neîmâ
Essalâtu vesselâmü aleyke ya Rasulâllâh !
Essalâtü vesselâmü aleyke ya Habîballâh !
Essalâtü vesselâmü aleyke ya Seyyide'l -evvelîyne ve'l-âhirîn !
Ve selâmün alelmürselîyn,
Velhamdülillâhi Rabbilâlemîyn!.... |
|
Yusuf Demireşik |
|