Ana Sayfa

Mübaek Ay, Gün ve Geceler

Geri
Kalbin Sesi - Üç Aylar ve Faziletleri
Receb Ayında Duâların Makbul Olduğu

    Bilesin ki.
    Receb ayı, duâların makbul olduğu bir aydır.
    Receb ayında hatalar bağışlanır.
    Bundan başka, receb ayında durmadan günah işleyenlerin cezası dahi kat kat artar.
    Bu manâda gelen rivayet, bize şu raviler yolu ile ulaşmıştır:
    Hibetüllah.
    Kadı Henad b. İbrahim Nesefî.
    Abdülkadir b. Ömer Cezerî.
    Hibetüllah.
    Muhammed b. Ferhan.
    Muhammed b. İbrahim b. Yakub.
    Ahmed b. Hüseyin b. Said Enbarî.
    İbrahim b.Feraş.
    Amr b. Semûre.
    Musab. Abbas.
    Asbağ.
    Benate.
    Bu râviler, rivayetlerini Hazreti Ali'nin r.a. oğlu Hazreti Hasan'a ulaştırıp şöyle dediğini anlatmaktadır:
    - Biz, tavafta idik. Bir ara, bir ses duyduk. Biri şöyle diyordu:
    Ey darda karanlıkta kalanın duâsını kabul eden; Belâya düşen hastaların sıkıntısını gideren. Cemaatın, Kâbe ve Harem çevresinde geceledi; Allah'ın gözünde uyku olmaz, duâdır bize düşen. Şayet affın, mücrimler üzerinde geçersiz olursa; Kim olabilir asilere gayrı bolca nimet veren.
    Hazreti Ali'nin r.a. oğlu Hazreti Hüseyin r.a. şöyle dedi:
    - Babam Hazreti Ali b. Ebi Talib bana şöyle dedi:
    - Ya Hüseyin! Rabbına niyazda bulunan ve ona sitem eden kimseyi duydun. Onun peşine koş; yetişirsin, al bana] getir.
    O böyle derken, yukarıdaki beytleri sıralayan kimseyi anlatmak istiyordu.
    Hemen onun peşinden koştum; yetiştim. Bir de baktım ki, bir adam.
    Güzel yüzlü, temiz görünüşlü, iyi giyimli, kokusu güzel bir kimse idi.
    Ancak onun sağ yanı kurumuştu; o kısmın canı çekilmişti.
    Ona şöyle dedim:
    - Emirülmüminin Ali b. Ebi Talib r.a. seni davet ediyor. Onun çağrısını kabul et.
    Sonra, Hazreti Ali'nin r.a. yanına, huzuruna geldi. Gelir gelmez Hazreti Ali r.a. ona sordu:
    - Sen kimsin, neyin var? Buna karşılık şöyle dedi:
    - Ey Müminlerin Emiri, haklan yerine getirmediği için cezaya tutulan kimsenin durumu neyse öyle.
    Hazreti Ali r.a. tekrar sordu:
    - Senin adın nedir? Şöyle dedi:
    - Münâzilb. Lahık. Hazreti Ali r.a. tekrar sordu:
    - Başından geçenleri anlat.
    Şöyle anlattı:
    - Ben Arab kabileleri arasında meşhurdum. Amma, çalgı ve oyun işleri ile.Hep oyunla oynaşla gezer dururdum.
    Gaflet hâlimden hiç ayrılmadım.
    Şu anda tevbe edecek olsam, tevbem makbul olmaz.
    Hatalarımın kaldırılmasını dilesem, makbul olmaz.
    Anlatılan isyan halimi, receb ve Şâban ayında dahi devam ettirdim.
    Benim pek şefkatli bir babam vardı. Daima, beni cahilce işler yapmaktan, masiyete dalıp şekavete düşmekten sakındınrdı. Daima şöyle derdi:
    - Yavrucuğum! Yüce Allah'ın kuvveti kudreti vardır; hatalara ceza vermesi vardır. Cehennem azabına sokan Yüce Allah'a asi gelip onun cezasına çarpılma.
    Mübarek geceler senden daha nekadar şikâyet edecekler. Melâike-i kiram, mübarek günler ve geceler senden hep şikâyet etmektedirler.
    O, bana bu sözleri ısrarla söyledikçe, ben onu dövmeye kalkardım.
    Bir gün ona, daha fazla sert davranınca, bana şöyle dedi:
    - Allah adına yemin ederim ki, artık ben, hiç bozmadan oruç tutacağım. Uyumadan namaz kılacağım.
    Bir hafta oruç tuttu. Sonra bir deveye binip hacc-ı ekber günü Mekke-i Mükerreme'ye gitti.
    Giderken de şöyle dedi:
    - Allah'ın beytine gideceğim. Senin için, Allah'tan yardım dileyeceğim. Ve, hacc-ı ekber günü, Mekke-i Mü-kerreme'ye gitti; Kâbe'nin örtüsüne sarıldı, bana şöyle bedduâ etti:
    Ey Yüce, sana gelir hacılar uzak illerden; Üstün lüftunu ister, daim, sen Vahid Samed'den. Babalık hakkımın alındığı makam burası; Babalık hakkımı alırsın ya Rahman bebemden. Kurut artık onun bir yanını sen kereminle;
    Ey pek Mukaddes doğmaktan ve çocuk edinmeden.
    Daha sonra durumunu şöyle anlattı:
    - Semayı yükselten, yerden su kaynatan Yüce Allah hakkı için yemin ederim ki; babam daha sözünü bitirmeden benim sağ yanım kurudu. Harem-i Şerifin bir köşesine bırakılan bir ağaç gibi kaldım.
    Sabah akşam, halk benim yanımdan geçerler ve birbirlerine şöyle derlerdi:
    - İşbu kimse, babasının bedduâsına uğrayan kimsedir. Hazreti Ali r.a. ona tekrar sordu:
    - Seni bu durumunda gördükten sonra, baban ne yaptı? Şöyle anlattı:
    - Ey Müminlerin Emiri, sonra benden hoşnut oldu. Bunun üzerine, kendisine şöyle dedim:
    - Bana bedduâ ettiğin yerde, duâ et; Allah beni iyi etsin.
    Benim bu dileğimi kabul etti. Kabul edince, onu bir deveye bindirdim. Yola çıktık Erâk vadisine geldiğimiz zaman, ağacın birinden bir kuş uçtu. Uçan bu kuş deveyi ürküttü; babam da ürken deveden düşüp yolda iken öldü.
    Bunun üzerine, Hazreti Ali r.a. ona şöyle dedi:
    - Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizden duyduğum bazı duâlar var; onları sana öğretmemi ister misin? Derde düşen her kim o duâları okusa derdinden kurtulur. Sıkıntıda olan her kim o duâları okusa, Allah sıkıntısını giderir.
    Bu kere o kimse:
    - Olur; öğret.
    Deyince, Hazreti Ali r.a. duâları kendisine öğretti. O da, o duâları okuyunca, hastalığından kurtuldu. Ertesi gün, sağlam olarak yanımıza geldi.
    Sonra ben o kimseye sordum:
    - O duâyı nasıl okudun, okuyunca neler oldu; anlatır mısın?
    Şöyle anlattı:
    - Gözler uykuya daldıktan sonra; ayık kimse görmedikten sonra o duâyı birinci, ikinci ve üçüncü kere okudum.
    Üçüncüden sonra bana şu nida geldi:
    - Allah sana yetişir; sen Yüce Allah'a en büyük ismini vesile ederek duâ ettin. Kim o ismi vesile edip duâ etse, makbul olur. Kim o duâları vesile edip bir şey istese kendisine verilir.
    Bundan sonra, beni bir ağırlık bastı; uyudum. Rüyamda Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizi gördüm. O duâyı, kendisine arz ettim, bana şöyle buyurdu:
    - Emmim oğlu Ali doğru söylemiş. Zira, o duâda, Yüce Allah'ın en büyük ismi vardır. Onunla kim duâ etse, duâsı makbul olur. Onu okuyup kim bir dilekte bulunsa, dileği verilir.
    Daha sonra, beni bir daha uyku bastırdı. Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizi ikinci kere gördüm.
    Şöyle dedim:
    - Ya Rasûleliah, o duâyı bir de senden dinlemek isterim.
    Bunun üzerine, bana şöyle okuyacağımı anlattı:
    - Allahım, ey gizlileri bilen, ey semayı kudreti ile kuran, ey izzeti ile yeri döşeyen, ey güneş ve ay celâl nuru ile aydınlanıp her yanı nura boğan, ey her temiz, pâk inanan nefsi kabul buyuran, ey zatından korkanları ve çekinenleri sakinleştiren, ey ihtiyaçlar katında yerine getirilen, ey Yusuf'u kölelikten kurtaran, ey zatından başka çalınacak kapı bulunmayan, sığınılan arkadaş, bir şey veren vezir zatından başka duâ edilecek Rabb bulunmayan sana dileklerimi bildiririm.
    Onun katına arz edilen ihtiyaçlar nekadar artsa, o kadar kerem ve cömertlik gelir.
    Allah'ü Teâlâ Muhammed'e ve âline salât eylesin. Benim dileğimi yerine getir; sen her şeye kâdirsin.
    Ve, uykudan uyandığım zaman, her bakımdan kurtulmuştum; tutukluğum geçmişti.
    Hazreti Ali r.a. şöyle demiştir:
    - Bu duâyı bırakmayınız. Zira o duâ, arş hazinelerinden bir hazinedir.
    Bunun gibi bir rivayet, Hazreti Ömer r.a. zamanında dahi olmuştur ki: Anlatılacak olsa şerhi uzun olur.
    Hâsılı: Hiç bir akıl sahibi; masiyetleıi, zulüm yollu edilen haksızlığı, mazlumun bedduâsını küçümsememelidir.
    Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:
    - "Zulüm, kıyamet günü zulmetler olarak meydana gelir."
    Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu:
    - "Bir kul, iki elini açıp Allah'a duâ ettiği zaman, onları boş çevirmekten utanır. Onun isteklerini dünyada peşin olarak vereceği gibi; onun için âhirette bol sevab vermesi için erteleyebilir."
    Bazıları bu manâda şöyle bir şiir söylemiştir: Dinlersin duâyı hiçe sayarsın; Sonra sana neler eder bakarsın. Gece oku hedeften şaşmaz lâkin; Az yol alır, hedefe varır bakın.
Abdülkadir Geylanî
Tercüme: Abdülkadir Akçiçek
Alperen Yayınları
 

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın