Kalbin Sesi - 21. Yüzyıl Tevhid Asrı
|
MÜSLÜMANIN İKİ GÖREVİ |
İnsanın İslâm'da iki büyük görevi var... Belki ilmihal kitaplarında başka başka
sözler duymuşsunuzdur. Ama ben çok kolay hatırda kalacak bir şey söylemek
istiyorum: Müslüman olarak iki görevimiz var:
1. Hepimizin iyi insan olmamız gerekiyor. İyi insan nedir?.. Kur'an-ı Kerim'de
tarif edilen, hadis-i şeriflerde anlatılan, kitaplarda yazılan özellikler var.
Hattâ bizim neşriyatımız arasında da var: Mü'minlerin Vasıfları... Hadislerden
derlenmiş, küçük bir cep kitabı. Doğru sözlü olacak, adaletli olacak, ibadetini
ihmal etmeyecek, haram yemeyecek... vs. sıralanmış.
Bir vazifemiz iyi insan olmak... Eğer iyi insan olmamışsak, iyi müslüman
değiliz. Yâni ticareti hileli, sözünde dönek, sattığı mal kötü, evi, dükkânı
pis... Tamam, iyi müslüman değil bu. İyi müslüman temiz olacak, düzenli olacak,
verdiği söze sadık olacak, adaletli olacak, hakkàniyetli olacak, hazine bulsa
bile sahibine verecek.
İyi insan olacağız, iyi ahlâklı insan olacağız, iyi koca olacağız. Hanımsak, iyi
hanım olacağız eşimize... Anne isek, iyi anne olacağız çocuğumuza... Komşu isek,
iyi komşu olacağız arkadaşımıza... Bir vazifemiz bu...
……
2. Aklı başında her müslümana ikinci bir vazife yüklüyor: O da sâlihlikten öte
bir şey, muslih müslüman olmak... Muslih ne demek; islah edici, sadece kendisi
sâlih değil başkalarını da sâlih kimse yapıcı...
Bu başkası senin çocuğun olabilir. Kendi çocuğunu sâlih kimse yapabiliyorsan,
sen muslihsin. Eşin olabilir. Eşini iyi müslüman yapabiliyorsan, sen bir
muslihsin, islahatçısın, onu islah ediyorsun. Komşunu islâh edebiliyorsan,
ortağını islah edebiliyorsan, yol arkadaşını islâh edebiliyorsan...
İkinci vazifemiz de muslih olmak. İnsanlığa karşı görevimiz bu, topluma karşı
görevimiz bu... Onun için hepimiz, şahsen iyi olmakla yetinemeyiz, kendi başına
müslüman olmak kâfî değil. Başkalarına da iyiliği dokunan müslüman olmalıyız.
Bir ahlâk kitabının başında bir müslüman tarifi vardı. Diyor ki:
"--Falanca adam çok iyidir, etliye sütlüye karışmaz, evinden camiye, camiden
evine gider. Karınca ezmemeğe dikkat eder, kuşları ürkütmemeğe çalışır. Fincancı
katırlarını ürkütmez, kendi halinde melek gibi, tereyağı gibi, kaymak gibi bir
müslüman..."
Bu iyi müslüman değil... Neden?.. Sadece sâlih, başkasıyla ilgilenmiyor. Eğer
bu, çoluk çocuğunu böyle yapamamışsa, Allah ondan soracak. Yakasına yapışacak
melekler, mahkeme-i kübrâya getirecekler; önce o iyi yola sokamadığı evlâtları
ondan davacı olacak:
"--Yâ Rabbi, bu bana İslâm'ı iyi öğretmedi, bana babalık vazifesi yapmadı."
diyecek.
Çünkü;
Sûra üfürüldüğü zaman, aranızda neseb bağı kalmayacak. İsrâfil AS sûra üfürüp
de, herkes kabrinden kalkıp mahşer yerine gitti mi, ahbaplık kalmayacak muhterem
kardeşlerim! Annesini tanımayacak, babasını tanımayacak, annesinden babasından
dâvâcı olacak. Eşinden, karısından, kocasından, evlâdından dâvâcı olacak. Her
mazlum, mağdur, her zalimden, gadrediciden hakkını isteyecek.
Onun için ilk defa çocuğu kendisinden dâvâcı olacak. Çünkü Allah:
"Kendinizi de, çoluk ocuğunuzu da, ailenizi de cehenneme düşmekten koruyun!"
buyurmuş.
Koruyamamış, çocuk kötü yetişmiş, namazsız yetişmiş. Ondan sonra esrara alışmış,
okumamış, berduş olmuş, babası müslüman... Olmaz. Sâlih ama muslih değil.
Tereyağı gibi ama, mantar gibi... Ne yapacaktı?.. Çocuğunu yetiştirecekti.
Demek ki, sâlih müslüman olmak yetmiyor. Topluma ve etrafındaki kendisine bağlı
olan, kendisinin sorumluluğu altındaki insanlara karşı da görevlerini yapması
gerekiyor.
…
Onun için, her müslüman sâlih olduğu kadar muslih de olmak zorundadır. Bu yakın
çevreden başlar. Kendi ailesinden başlar, akrabalarına yayılır, çevresine
yayılır ve bütün insanlığa yönelebilir.
|
|
Derleyen:
Talip Öz |
|