Kalbin Sesi - 21. Yüzyıl Tevhid Asrı
|
HİDÂYET ALLAH'TANDIR |
Şimdi bizim de Allah rızası için çalışmamız lâzım! Konrad Adenaur Almanya için
çalışmış, Helmut Kohl Almanya için çalışmış; bizim de kendi ülkemiz, kendi
ülkümüz, kendi istikbalimiz, kendi çocuklarımız için çalışmamız gerekiyor.
Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teàlâ Hazretleri buyuruyor ki, bismillâhir-rahmânir-rahîm:
(Vellezîne câhedû fînâ) "Bizim uğrumuzda mücâhede edenleri, (lenehdiyennehüm
sübülenâ) muhakkak ve muhakkak rızamızın yollarına, sevdiğimiz, razı olduğumuz
yollara götürürüz. O yollara hidayet ederiz. (Ve innallàhe lemeal-muhsinîn) Hiç
şüphe yok ki Allah, iyilik yapan kullarla, muhsin kullarla beraberdir."
Çocukluğumuzdan beri namaz kılıyoruz, Fâtiha'yı ezbere biliyorsunuz. Ne diyoruz:
(İhdinas-sırâtal-müstakîm. Sırâtallezîne en'amte aleyhim, gayril-mağdubi aleyhim
ve led-dàllîn.) Fâtiha Sûresi okuyarak, günde kırk defa Allah'tan, "Yâ Rabbi
bizi sevdiğin, razı olduğun kulların yoluna sok! Kendilerine ikramda, in'amda
bulunduğun kullarının yoluna sok!.. Kendilerine gazab ettiğin, veya yolunu
sapıtmış, şaşırmış, sapık yollara sapmış kimselerin yollarına bizi kaydırma,
bizi razı olduğun yolda yürüt!" diye dua ediyoruz. Bu duayı bize, böyle dua edin
diye Allah öğretiyor. Biz de böyle dua ediyoruz.
Demek ki, Allah'ın rızasını kazanacak yollara girmemiz lâzım! Allah'ın rahmetine
erecek yolları arayıp, oraya girmemiz lâzım!.. "Yâ Rabbi, sen bizi sevk et!"
diyoruz. Ordan da anlaşılıyor ki, hidayet Allah'tan... Zâten başka ayet-i
kerimeden de biliyoruz:
(Leyse aleyke hüdâhüm velâkinnallàhe yehdî men yeşâ') "Ey Rasûlüm, sen
istediğini hidayete sokamazsın, doğru yola alamazsın; Allah istediğini doğru
yola sokar."
Bu ayet Ebû Tàlib için inmiştir. Peygamber Efendimiz Ebû Tàlib'in müslüman
olmasını istedi. "Bana gençliğimde yardım etti. Peygamberlik bana geldiği zaman,
Kureyşliler bana zulüm yapmak isterken, o bana çok yardım eti." diye onun İslâm
olmasını istedi. "Kelime-i şehadet getir, 'Eşhedü en lâ ilâhe illallah, ve
eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlühû' de amcacığım, ben de sana şefaat
edeyim; Rabbimin huzurunda, müslümandır yâ Rabbi bu diyeyim!" diye yalvardı. O
da demedi. "Ölümden korktu derler." dedi, demedi. Onun üzerine bu ayet indi.
Yâni, "Sen istediğini doğru yola sokamazsın, Allah istediğini doğru yola sokar."
diye.
Hidayet Allah'tan olduğundan, Allah'tan hidayet istiyoruz. Demek ki biz, doğru
yola kendimiz giremiyoruz. Neden?.. Allah nasib etmediği için. Hidâyet cennete
giriş belgesi demek, çok önemli bir şey. Hidayete erdi mi insan cennete girer.
Allah kimlere nasib etmez?.. Üç zümreye Allah hidayeti vermez:
(Vallàhu lâ yehdil-kavmez-zàlimîn.) "Allah zalimlere hidayet vermez." Zâlim
olmayacak insan, başkasına zulmetmeyecek. Zâlim sıfatını edinmeyecek, zâlimler
zümresinden olmayacak. Zâlimlere hidayet etmez.
(Vallàhu lâ yehdil-kavmel-fâsıkîn) "Allah fâsıklara da hidayet etmez." Fâsık ne
demek?.. Allah'ın emrini dinlemeyip raydan çıkan, günah işleyen insan demek...
Hà, bir insan günah işlemeye başladı mı, "Nereye gidersen git bakalım!" diye
Allah onun ipini salıverir. Ona da hidayet etmez.
(Vallàhu lâ yehdil-kavmel-kâfirîn) "Allah kâfirlere de hidayet etmez." Çok iyi
insanmış da bilmem neymiş de... Kâfir... Kâfir oldu mu hidâyet etmez, fâsık
olunca hidayet etmez, zâlim olunca hidayet etmez.
Kâfir değiliz, mü'miniz; "Eşhedü en lâ ilâhe illallah, ve eşhedü enne muhammeden
abdühû ve rasûlüh." Amma fâsıklıktan kurtulmak lâzım!.. Fâsık ne demek; Allah'ın
emri yolundan çıkıp isyan eden, günahlara bulaşan demek... Fâsık oldu mu bir
insan, o zaman Allah sevmediğinden, "Sapıtsın yolu, hidayeti vermiyorum, ne
yaparsa yapsın!" diye ona hidayeti vermez. O fenâ, çok fenâ... Cennetin yolunu
bulamaz adam. Neden?.. Fâsık da ondan... Allah'ın emrinden dışarı çıktı.
Allah'ın emrini tutmağa çalışacak, namazı kılmağa çalışacak.
Bana soru soranlara her zaman söylüyorum: "Bak namaz kılmazsan, Allah'ın
ibadetlerini yapmazsan, ben sana bir şey yapamam!" diyorum.
Gelmiş bana soruyor:
"--Ben Allah'a ulaşmak istiyorum, Allah'ı tanımak istiyorum, Allah'a ermek
istiyorum?" diyor.
Bakıyorum, halinden anlıyorum. soruyorum:
"--Namaz kılar mısın?"
"--Namaz kılmam, öyle bir alışkanlığım yok..."
"--Namaz kılmazsan Allah'a eremezsin!"
Neden?.. İsyanla Allah'a erişilmez, itaatle, ibadetle Allah'a erişilir.
İbadetlerin, itaatlerin hepsi, Allah'a erişmek için birer vasıtadır, birer
vesîledir.
….
Başka, hidayet hususunda bir incelik nedir?.. Bir incelik daha var muhterem
kardeşlerim, ben onun üstüne bastırarak söylemek istiyorum; bismillâhir-rahmânir-rahîm:
(Vellezîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ, ve innallàhe lemeal-muhsinîn.)
"Kim bizim dinimiz için çalışırsa, kim bizim uğrumuzda emek sarfederse, ter
dökerse, masraf ederse, uğraşırsa, zaman harcarsa, koşturursa, onu biz hidâyet
yolumuza sevkederiz, rızamızı ona buldururuz. Ona dünyada, ahirette iyilikleri
lütfederiz, ihsân ederiz."
Burdan neyi anlıyoruz: Allah'ın istediğine verdiği, istemediğine vermediği en
kıymetli belge olan hidayetin kazanılması için, Allah'ın dinine yardımcı olmamız
gerektiğini öğreniyoruz. Allah'ın dinine yardımcı olacağız. Eğer biz Allah'ın
dinine yardımcı olursak, faydalı olursak; Allah'ın dinini yaymak için, Allah'ın
dini sönmesin, "Lâ ilâhe illallah" bayrağı burçtan aşağı düşmesin, ayak altında
çiğnenmesin diye gayret sarfedersek, Allah bize hidayet edecek, rızasına
erdirecek demek... Bu çok önemli!..
Bu işi yapan insanlar var dünyada... Diyar diyar dolaşıp Allah'ın dinine yardım
eden insanlar var. Yabancı diyarlara vize alıp, pasaport çıkartıp, gidip,
oralarda İslâm'ı yaymak için çalışanlar var... Ve başarı kazananlar var. Hiç
ummadığın yerde gidiyorsun, bir cami ile karşılaşıyorsun. Camiyi yapmış olanlar
var...
Ben meselâ dünyanın bir çok yerini gezdim; Kanada'ya gittim, Ottava'ya gittim,
Montreal'e gittim... Her gittiğim yerde baktım, İslâm için çalışan Pakistanlı,
Hindistanlı, Arap gruplar var. Çalışıyorlar. Neden çalışıyorlar? Allah'ın dini
için çalışırsak, Allah da bize lütfedecek diye çalışıyorlar.
Hani biz, günde kırk defa "İhdinas-sırâtal-müstakîm" diyoruz ama, o duanın kabul
olması için yapmamız gereken iş, Allah'ın dinine yardım etmektir. Bakın
hristiyanlar hristiyanlık dinine yardım ediyorlar. Hangi kasabaya gitseniz, kaç
tane kilise görüyorsunuz; en büyük binalar, en büyük tesisler, okullar,
hastaneler, çeşitli gençlik teşekkülleri, çeşitli hayır ve hasenat müesseseleri
kilisenin malı...
Hattâ diyebilirim ki, Alman tarihinin derinlikleri incelenirse, Almanya'yı
kilise idare etmiş. Hàlen de siyasetinde son derece etkili... Münih, rahibler
şehri demek. Mönh, rahib demek... Halen Münih'in emlâkinin üçtebirinin kiliseye
ait olduğunu bir kitapta okumuştum. Şehrin sembolünde de, papaz cübbesi giymiş
bir rahib var.
Meselâ biz geçtiğimiz pazartesi günü bir yerlere gittik. Orada bir çok piskopos
o bölgenin derebeyi gibi, yâni hakimi imiş. Sarayını gördük, kalesini, burcunu
filân gördük.
Şimdi, hristiyanlar dinlerine hizmet ediyorlar. Burda bunu çok güzel
görüyorsunuz. O halde bizim de Allah'ın rızasına ermemiz için, ahirette Allah'ın
lütfuna mazhar olmamız için, cennetine girmemiz için, Allah'ın dinine hizmet
etmemiz lâzım!.. Onun için 21. Yüzyıl'a girerken ben sizlere âcizâne soruyorum,
veyahut da şu soru üzerinde düşünmenizi ve düşündükten sonra da ne aklınıza
geldiyse onu yapmanızı hatırlatıyorum:
|
|
Derleyen:
Talip Öz |
|