Kalbin Sesi - 21. Yüzyıl Tevhid Asrı
|
21. YÜZYIL'A HAZIRLANALIM! |
Şimdi …biz ikibin yılına, Yirmibirinci Yüzyıl'a gidiyoruz. Az bir zaman kaldı,
bu sene bitiyor, 1998, 1999 var. 1999'un son günü bittiği zaman, Yirmibirinci
Yüzyıl'a gireceğiz. Ben bu toplantıyı Avrupa'daki kardeşlerimizin Yirmibirinci
Yüzyıl'a hazırlanması için uyarılması toplantısı olarak görüyorum. "Dikkat
dikkat, Yirmibirinci Yüzyıl'a giriyoruz!" mânasına geliyor bu toplantı...
Yirmibirinci Yüzyıl'a girmek için bütün toplulukların hazırlık yapması lâzım!
Çağımız çok büyük gelişmelerin olduğu bir çağ ve biz bu çağın içinde yaşıyoruz.
Ama çok gelişmiş bir ülkede yaşamıyoruz. Almanya kadar bile gelişmiş olmayan bir
ülkede yaşıyoruz. Almanya'nın bile kendisine göre sıkıntıları var. Çağı
yakalamak, çağda geride kalmamak için, rakiplerinden ileri gitmek için var
gücüyle çalışmak zorunda ise, biz de ondan çok daha geride isek, tabii bize çok
daha büyük görevler düştüğünü düşünüyorum.
O bakımdan hem Türkiye'de hem burada, "Dikkat dikkat 21. Yüzyıl'a giriyoruz, ona
göre hazırlanalım!" toplantıları yapma niyetindeyim. İnşaallah buradan
Amerika'ya geçeceğim, Amerika'da aynı şeyleri konuşacağımızı tahmin ediyorum.
Şimdi sizin göreviniz üzerinde durmak istiyorum. Sizin Almanya'da yaşamanız
önemli bir olay... Çünkü Almanya Türkiye'den daha gelişmiş bir ülke…
Ayrıca burada alet edevat, cihaz zenginliği vardır, ulaşım ve iletişim imkânları
vardır. Yaşam kolaylığı ve yaşam rahatlığı vardır. Biz 21. Yüzyıl'a girerken,
böyle hazır bir toplumda daha iyi hazırlanarak girebiliriz. Ama hazırlanmamış
bir toplumda, geri kalmış olan toplumun sıkıntıları dolayısıyla intibakta zorluk
çekebiliriz. Toplumu alıp kendi seviyenize çekemiyorsunuz, siz toplumdan daha
ileriyseniz...
…
Ben şimdiki Almanya başbakanı Helmuth Kohl'un papaz olduğunu duymuştum. Demin
arkadaşlarımızla sohbet ederken, arkadaşlarımdan öğrendim ki, Konrad Adenaur da
bir papazmış, yâni papaz mektebinden mezun bir kimseymiş. Şimdi bunu niçin
söylüyorum? Hristiyan Demokrat Partisi'nin kurucuları ve Almanya'nın
çalışmalarında, siyasetinde etkili kimseler. Nasıl etkili oluyorlar?..
Papazlıklarıyla hristiyanlığa faydalı olalım diye düşünerek siyasete girmişler,
siyasette de Almanya'yı bu amaçlara uygun doğrultuda büyük ülkülere doğru
yöneltmişler. Yâni, "Katolikler arasında bir birlik kuralım, Avrupa'daki bütün
katolikleri birleştirelim!" diye bir çalışmaya girmişler.
Sonunda Avrupa Birliği dediğimiz 15 veya 16 ülkeden müteşekkil bir birlik haline
geldiler şu sırada... Bazıları da kapıda bekliyorlar, "Bizi de alın, bizi de
alın içeriye!" diye dışarıda bağırışıyorlar. Bu büyük başarının mimarının bir
papaz olması önemli; hristiyanlık idealleriyle, katolikleri birleştirme
ülküsüyle hareket etmeleri önemli...
Burdan şunu çıkartıyoruz: Herkes inancı doğrultusunda bir çalışma yapıyor.
Meselâ, yahudiler de kendi inançları doğrultusunda bir çalışma yapıyor.
Hristiyanlar da yapıyor. Peki, biz Allah'ın sevgili kulları, mübarek kulları,
cennetlik kulları, biz ne diye İslâm için çalışma yapmayalım?.. Bizim de İslâm
için çalışmalar yapmamız lâzım!
…
Pazar günü arkadaşlarım bana:
"--Seni gezdirelim hocam!" dediler.
Münih'den yola çıktık, İsviçre hududundan geçtik, İsviçre hududunda kır sefası
yaptık. Avusturya'ya geçtik, Avusturya'dan Almanya'ya döndük. Bir gün içinde, ne
pasaport, ne vize soruldu bize... Bunlar kendi aralarında bu işi sağlamışlar.
Şimdi Danimarka'dan İspanya'ya kadar, İtilaya'ya, Sicilya'ya kadar, her tarafa
rahat gidip gelebiliyorlar. Pasaport dahi sorulmadan. E niye ben, eski
eyâletlerim olan Suriye'ye, Irak'a, Ürdün'e, Suudî Arabistan'a, Bahreyn'e,
Kuveyt'e, Mısır'a vizeyle gideyim?.. Niye arabama atladığım zaman Kahire'ye
gidemeyim?..
Kışın soğuklar fazla oldu, damdan buzlar akıyor, camı parmak gibi buz kaplamış,
damlardan bacak gibi buzlar sarkıyor. "Ben sıcak seviyorum, Kahire'de
geçireceğim zamanımı... Mekke'ye gideceğim, Kâbe'ye gideceğim, bir umre
yapacağım!" niye diyemiyoruz, niye zorluklar oluyor?.. Yakın halbuki... Halep,
elimizi uzatsak dokunacağımız kadar yakın bir yer... Şam, dünyanın en güzel
yeri...
Bu çalışmaları henüz geliştirememişiz. Ne gümrük birliği, ne ticârî birlik, ne
seyahat kolaylığı, ne ticaret kolaylığı... Demek ki henüz çok daha gerideyiz.
Meselâ İran'ın %45'i Türk, Türkçe konuşuyor. Biz Tahran'a gittiğimiz zaman
sıkıntı çekmeden, Farsça konuşmaya lüzum kalmadan orda her işimizi hallettik.
Ama İran'la çok zor hudutlar var aramızda...
Kafkasya öyle, Bulgaristan, Batı Trakya öyle, Yugoslavya öyle... Yâni çok
çalışmamız lâzım, bu kesin! Biz de etkin çalışmayı henüz yapabilmiş durumda
değiliz. Ama yapabilecek kıratta insanlarız. Yüksek kırattayız ve tahsillerimiz
dolayısıyla, arkadaşlarımızla bir kaç tane üniversite kurabilecek ilmî
seviyedeyiz. Yüzlerce fakülte kuracak durumdayız. Bazı arkadaşlarımız muhtelif
yerlere fabrikalar kuruyorlar.
Yâni bir ülkeye yöneldik mi, o ülkenin idaresi bize yardımcı olursa, o ülkeyi
kalkındırabiliriz. Bazı isteğimiz ülkeler var, oraları sanayileştirebiliriz. O
imkânlara sahibiz.
|
|
Derleyen:
Talip Öz |
|