Kalbin Sesi - 21. Yüzyıl Tevhid Asrı
|
DİN VE İNANCIN GERÇEĞİNİ BULMAK |
Gezdiğim tüm dış ülkelerde müşahedem şu oldu: Din, çok önemli ve çok canlı bir
kurum; insanoğlu için vazgeçilmez, yeri doldurulmaz, pek değerli bir varlık; ve
çok büyük bir ihtiyaç; toplumlar bu sahada milyarlık, trilyonluk masraflar
yapmış; halâ da yeni yatırımlar büyük meblağlar ayrılıyor.
Tarih boyunca her toplum dine büyük değer vermiş, yaşamını onun çevre ve
çerçevesinde düzenlemiş; modern toplumlarda bu durumun hemen hiç değişmediği
görülüyor. Asrımızın ilk yarısından beri, komünist ülkeler dine karşı çıkmış,
onu yok etmeğe çalışmış, bazı filozoflar dinî değerlerin yerine başka değerler
ikame etmeyi tasarlamış; fakat sonuç hüsran ve fiyasko! Şimdi geri dönme
çalışmaları başlıyor. Dinin yerini başka bir şey dolduramıyor. Çünkü onun
kendine mahsus özel bir yeri var; o bilimin ötesinde, insan aklının ve ruhunun
derinliklerinden doğal olarak kopup gelen soruları cevaplıyor; ihtiyaçları,
merakları tatmin ediyor, korku ve endişeleri dindiriyor, huzur ve mutluluğu
sağlıyor.
O halde dinin reddedilmemesi lâzım; aksine onun, çağımızın bilim düzeyine ve
verilerine uygun, insanın beden ve ruh sağlığına yararlı, topluma faydalı,
verimli ve olumlu bir yönde canlandırılması zorunlu. Ama doğa ile, toplumda,
hilkati hikmeti ile, bilimle, akılla, insanoğlunun ruh ve beden menfaatleri ile
zıt olmayacak, çatışmayacak bir biçimde olmak şartıyla... Ve elbette aklın,
vicdanın, bilimin sesini dinleyerek ve onları kendimize rehber edinerek!
Çünkü insanlık şu feza çağında dahi, din ve inanç yönünden tümüyle reşit hale
gelmiş değil, çok acınacak bir durumda. Bir çok gelişmiş ve modern ülke, din ve
inanç konusunda şaşılacak kadar ilkel ve geri seviyede. Mesela Japonlar güneşe
tapıyor, imparatorlarını güneşin oğlu sanarak kutsallaştırıyor; yüzlerce bâtıl
inancın görüldüğü Hindistan'da büyük kalabalıklar ineğe tapar; yahudiler ahirete
inanmaz; hristiyanlar Allah'ın bizim gibi bir kulu olan Hz. İsa'ya, Allah'ın
oğlu diye bakar, çarmıha çivili bir ceset sembolü karşısında haç çıkarır; bazı
geri toplumlarda kobra yılanı, ateşe, toteme, şeytana taparlar; ileri
toplumlarda uydurma yeni alim ve mezhepler ortaya atılır.
Bu acı durumda reaksiyon olarak birçok modern insan da dinden soğumuş,
inançsızlığa, inkara, ilhada sürüklemiş, nihilist, anarşist, komünist, hedonist,
epikürist, egzistansiyalist... v.s. olmuştur.
Doğru yol hangisidir, biz hangi kulpa yapışmalıyız? İnkâr yolu kapalıdır, aklın,
bilimin, vicdanın sesine kulak tıkamak, felsefeye sırt çevirmek, soruları
cevapsız bırakmak, gerçekleri görmemek için başını kuma sokmaktır.
Gerçek peygamberlerin getirdiği büyük semavi dinlerin aslî kaynakları, kitapları
iyi korunmuş, elimize otantik, sağlam, güvenilir bir biçimde bozulup tahrif
edilmeden ulaşabilmiş değildir. Bunu o dinlerin mütehassısları da belirtiyorlar.
O peygamberlerin hayatları, hatıraları, emanetleri de maalesef iyi muhafaza
edilmemiş, asırların geçmesiyle kaybolmuş tarihin karanlıklarına gömülmüştür.
Mezarlarının yerleri bile kesin bilinmemektedir.
Bunlara karşılık, İslam dinine dönülüp bakılınca görülüyor; dost ve düşmanca
itiraf ediliyor ki:
İslâm, akla, mantığa, bilime uygundur; insanın varlığına değer, ruh ve beden
sağlığına önem veriyor; Batı'da yeni yeni ulaşılmış temel hak ve hürriyetleri
asırlarca önceden belirtmiş ve benimsemiş; fert ve toplum hayatı için fevkalade
faydalı hükümler ihtiva ediyor; tüm insanları kendine muhatap alıyor, ilahî bir
kitapta onları uyarıyor, inananları kardeş görüyor; kadın-erkek, siyah-beyaz,
zengin-fakir... İnsanları eşit olarak görüyor, imtiyazsız, sınıfsız,
istismarsız, hür bir toplum öneriyor, İnsan oğlunun mahiyetine, yaradan'ın
varlık, birlik ve evsafına, âhiret hayatına dair çok değerli ve çok makbul
bilgiler veriyor.
Tarihî, dinî, aklî delil ve vesikalardan anlıyoruz ki Hz. Muhammed aleyhisselam,
Allah Tealanın son peygamberidir. Onun her sözü ve işi, en ince detayı ile ve en
titiz bilimsel metodlarla tespit edilmiş, kendi zamanından itibaren dikkat,
îtina ve ihtimamla muhafaza olunmuştur. Böylece onun sosyal ve özel hayatını,
çevresini, hiçbir beşere nasip olmayan incelikle biliyoruz. Saçının, sakalının
telleri, hırka-i şerifleri birçok camide yadigar olarak saklanmaktadır; çevre
ülkelere gönderdiği İslâm'a davet mektuplarını asılları müzelerdedir; Kabr-i
Şerifi, hadis-i şerifleri yüzlerce citlik kolleksiyonlar halinde toplanmış,
okumakta, uygulanmaktadır. En güzeli kendisine vahyolan ilahi kitap Kur'an-ı
kerim, bir harfi bile kaybolunmadan, eksiksiz ve anında tespit edilmiş. her yere
yayılmış, ilgili herkesin eline ulaştırılmış bulunuyor...
Bilim ve din adına ne büyük bir kazanç, insanlık için ve heyecan verici, ve
mutlu bir durum! Bu kadar zengin, değerler ve enteresan tarih malzemesi başka
hiçbir konuda, bu bolluk ve bu genişlikle mevcut değil.
Bu eşsiz malzemenin artık, tüm insanlıkça nazarı dikkate alınma zamanı
gelmiştir. Çünkü onun mahiyetinin, özünün, amacının, etkisinin, yararının,
sonucunun iyi incelenmesi çağımızın birçok derdine deva olacak çarelerin
bulunmasına vesile olacaktır.
O halde insanlık, din ve inancın gerçeğine ve hâlisini bulmak, bu en hayatî
problemini doğru olarak çözmek, bâtıl ve hurafelerden sıyrılmak için böyle
hareket etmek zorundadır.
Bizler de bu olumlu atılıma olanca gücümüz ile destek olmalı, "İslâm'ı asrın
İdrâkine söyletmeli", susamış insanlara iyi rehberlik etmeliyiz.
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN (Rh. A.)
İLİM VE SANAT Ekim 89
|
|
Derleyen:
Talip Öz |
|