Kalbin Sesi - İbadet Rehberi
|
Oruç |
İslâm'ın beş şartından üçüncüsü Ramazan ayında oruç
tutmaktır.
Oruç, niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından
itibaren akşam güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve karı koca ilişkisinde
bulunmamaktır.
Ramazan ayı bazı yıllarda 29, bazı yıllarda da 30 gün olur.
Ramazan ayı 29 gün olduğu zaman oruç yine tamdır. Çünkü farz olan, ayın tamamını
oruç tutmaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz dokuz ramazan oruç tutmuştur. Bu
ramazanlardan dördü 29 gün, beşi de 30 gün olmuştur.
Ramazan ayı, müslümanlar için kutsal ve çok mübarek bir
aydır. İslâm güneşi bu ayda doğmuş, dünyayı aydınlatan Yüce Kitabımız Kur'ân-ı
Kerim bu ayda inmeye başlamıştır. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bu
ayın içindedir. İçimizi kötü düşüncelerden, dışımızı çirkin davranışlardan
temizleyen oruç, bu ayda tutulmaktadır.
Yüce Allâh şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Oruç sizden
öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Ola ki,
korunup sakınırsınız'(1).
Oruç, bizi dünyada kötülüklerden sakındıran, ahirette
cehennemden koruyan ve günahlarımızın bağışlanmasına vesile olan önemli bir
ibadettir. Sevgili peygamberimiz şu müjdeyi veriyor: "Kim inanarak ve
mükâfatını Allâh'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları
bağışlanır'(2).
ORUCUN FAYDALARI
a) Oruç Ahlâkımızı Güzelleştirir:
Oruç, bize daima Allâh'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu
geliştirir. Kalbimizi kötü duygu ve düşüncelerden temizler, başkalarına fenalık
yapmaktan korur. Oruç, bize en güzel ahlâkî davranışları kazandırarak adetâ
melekleştirir. Oruç, gözleri harama bakmaktan, dili yalan ve çirkin sözlerden,
kulakları haram şeyleri dinlemekten, mideyi haram yemekten, elleri kötü iş
yapmaktan, ayakları kötü yerlere gitmekten korur.
Orucun farz olmasındaki hikmet, Allâh'a karşı kulluk
görevini yerine getirmek ve kötülüklerden sakınmaktır.
b) Oruç, İnsanın Merhamet ve Yardım Duygularını
Geliştirir:
Hayatında açlık nedir bilmeyen varlıklı kimse, yoksulların
çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayamaz. Fakat bu kişi oruç tutarsa
açlığın ne olduğunu anlar ve yoksulların sıkıntılarını yüreğinde daha iyi
hisseder, onlara karşı şefkat ve merhamet duyguları uyanır. Bunun sonucu olarak
da yoksullara yardım elini uzatır, sıkıntılarını gidermeye çalışır.
c) Oruç İnsana Nimetlerin Kıymetini Öğretir:
İnsan sahjip olduğu nimetlerin değerini, ancak bunlar elinden
çıktıktan sonra anlar, fakat iş İşten geçtiği için bunun bir yararı yoktur. Oruç
tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan insanın gözünde bu nimetlerin değeri
daha iyi anlaşılır. Bu anlayış insana, onları daha iyi korumasını ve nimetleri
kendisine veren Allâh'a daha çok şükretmesini öğretir.
d) Oruç Tutmak İnsanı Sağlıklı Yapar:
Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Oruç
tutunuz, sıhhat bulursunuz'(3).
Senenin onbir ayında yorulan sindirim organları oruç
sayesinde dinlenir. Ramazandan sonra daha güçlü bir şekilde görevlerini
yaparlar. Bilim adamları, orucun sağlık yönünden vücudumuza birçok faydaları
olduğunu belirtmişlerdir. Nobel tıp armağanını kazanan ünlü Fransız bilim adamı
Doktor Aleksi Karel oruç hakkında şunları söylüyor: "Oruç sırasında vücutta
depo edilmiş besin maddeleri harcanır, sonradan bunların yerine yenileri gelir,
böylece vücutta bir yenilenme olur. Oruç sağlık bakımından çok faydalıdır'(4).
e) Oruç İnsana Sabırlı Olmayı Öğretir:
Oruç tutmakla, belirli bir zaman kendini yememeye, içmemeye
alıştıran insan, hayatta karşısına çıkabilecek güçlüklere kolaylıkla sabreder,
acılara ve sıkıntılara dayanır. Gerektiğinde düşmanla savaşmaktan yılmaz, bu
uğurda karşısına çıkabilecek zorluklara dayanmasını bilir.
Ramazan
Orucu Kimlere Farzdır
Orucun Farz Olmasının Şartları Şunlardır:
1) Müslüman olmak,
2) Akıllı olmak.
3) Erginlik çağına gelmiş olmak.
Erginlik çağına gelen ve akıllı olan her müslüman erkek ve
kadına Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Allâh'ın kesin emridir. Erginlik
çağına gelmeyen çocuklara oruç tutmak farz değildir. Ancak bünyelerine zarar
vermeyecek şekilde çocukları da yavaş yavaş oruca alıştırmak uygun olur.
Kadınlar, lohusalık ve adet hallerinde oruç tutamaz, namaz
kılamaz. Bu halleri geçtikten sonra tutamadıkları oruçları kaza ederler, yani
gününe gün tutarlar. Fakat kılmadıkları namazları kaza etmezler.
İftar duâsı:
İftar Vaktinde Şu duâyı Okumak Sünnettir:
"Allâhümme leke sumtü, ve bike âmentü, ve aleyke tevekkeltü,
ve alâ rızkıke eftartü, ve savmel'gadi min şehri ramazane neveytü, fağfir lî ma
kaddemtü ve mâ ah-hartü."
Anlamı: "Allâhım, senin
rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, senin rızkınla orucumu
açtım. Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Artık benim geçmiş ve
gelecek günahlarımı bağışla!"
Oruca Ne Zaman ve Nasıl Niyet Edilir?
Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç
makbul değildir.
Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar
niyet edilebilir. Şöyle ki:
Genel olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet
edilir. Ancak sahurda uyanamayıp, imsak vaktinden sonra
uyanan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar, o günün orucuna
niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın.
Kuşluk vaktinden sonra, oruca niyyet edilmez.
Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, akşamdan sonra yarının
orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez.
Oruç tutmak maksadıyla sahura kalkmak da niyet sayılır.
Ramazan ayında tutulamayan orucu, başka günlerde kaza
ederken niyetin geceleyin yapılması gerekir. Keffaret oruçları da böyledir. Bu
oruçlara imsaktan sonra niyet edilmez.
Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç
tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi
ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca kalp ile
niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha
iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de
dili ile: "Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarınki orucuna" diye
söylemelidir.
Oruç Çeşitleri
Altı çeşit oruç vardır:
1) Farz olan oruçlar: Ramazan
ayında oruç tutmak, ramazanda tutulamayan orucu başka günlerde kaza etmek ve
bütün keffaret oruçları farzdır.
2) Vacib Olan Oruçlar: Adak
oruçları ile, bozulan nafile oruçları kaza etmek vacibtir.
3) Sünnet Olan Oruçlar:
Muharrem ayının dokuz ve onuncu veya onuncu ve onbirinci günleri oruç tutmak
sünnettir.
4) Müstehab olan Oruçlar: Kameri ayların onüç, ondört ve onbeşinci günleri ile
haftanın pazartesi ve perşembe günleri ve Ramazandan
sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehabdır.
5) Mekruh Olan Oruçlar:
Muharrem ayının sadece onuncu günü ile yalnız cuma veya yalnız cumartesi
günlerinde oruç tutmak mekruhtur.
6) Haram Olan Oruçlar: Ramazan
bayramının birinci günü ile Kurban bayramının dört günü oruç tutmak haramdır.
Çünkü bayram günleri Allâh'ın kullarına birer ziyafet günüdür. Allâh'ın
ziyafetinden kaçınmak uygun değildir.
Ramazan Orucunu Başka Zamanda Tutmayı Mübah Kılan Özürler:
Özürsüz olarak Ramazan ayında oruç tutmamak hem günahtır,
hem de cezası vardır. Ancak bir kimse aşağıdaki durumlarda ramazan orucunu
tutmayabilir veya başlamış olduğu orucu bozabilir.
1- Hastalık: Bir hasta, oruç
tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç
tutmayabilir. Hastalığı iyileşince tutamadığı oruçları kaza eder.
2- Yolculuk: Ramazan ayında en
az doksan kilometre mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Yolculuk
hali bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa
yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır.
3- Zor Görmek: Oruç bozmak için
ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse orucunu
bozabilir. Bozduğu orucu sonra tutar.
4- Gebe ve Emzikli Olmak: Gebe
veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir
zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik ve emziklilik hali sona
erince tutamadığı günlerin oruçlarını kaza eder.
5- Şiddetli Açlık ve Susuzluk:
Oruçlu bir kimse, açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya
vücuduna ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bozabilir. Sonra uygun
bir zamanda tutamadığı oruçları kaza eder.
6- Yaşlılık ve Düşkünlük:
Vücudu, günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler
oruç tutmayabilir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemeyecekleri için
tutamadıkları her günün orucu yerine fidye verirler.
Fidye:
Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile
iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için bir fidye
verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler Ramazanın
başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazanın içinde veya sonunda da
verilebilir.
Fidyelerin hepsi bir fakire topluca verilebileceği gibi, ayrı
ayrı fakirlere de verilebilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye güçleri
yetmiyorsa Allâh'tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen
yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar eğer ileride oruç tutabilecek
duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden
verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile bağış sayılır.
Orucu Bozup Hem Kaza Hem de Keffareti Gerektiren Şeyler:
Oruçlu olduğunu bilerek:
1) Yemek, içmek, (isterse gıda maddesi, isterse ilâç olsun)
2) Cinsi ilişkide bulunmak.
3) Sigara içmek.
Kaza: Bozulan orucun yerine
gününe gün oruç tutmaktır.
Keffaret: Bozulan bir gün
orucun yerine iki ay veya altmış gün peşpeşe oruç tutmaktır.
Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan bir kimse özürsüz
olarak bile bile yiyip içse veya cinsi ilişkide bulunsa orucu bozulur. Bozulan
bu orucun gününe gün kaza edilmesi, ayrıca oruç özürsüz olarak ve bile bile
bozulduğu için de keffaret tutması gerekir.
Başlanan bir orucu bilerek bozmanın dünyadaki cezası
keffarettir. Yani altmış gün birbiri ardınca oruç tutmaktır. Herhangi bir
sebeple keffaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa yeniden başlayıp
altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar keffaret orucu tutarken
araya giren âdet günlerini tutmazlar, âdet halleri bitince ara vermeden temiz
günlerinde oruca devam ederek altmış günü tamamlarlar.
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler:
1) Yenmesi mutad olmayan ve ilaç olarak da kullanılmayan
şeyleri yutmak, (toprak, kağıt, pamuk gibi).
2) Buruna ilâç çekmek,
3) Kulağın içine yağ damlatmak,
4) Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde
olmayarak boğazına su kaçmak,
5) Ağzına aldığı renkli ipliğin boyası tükrüğe geçip,
boyanan bu tükrüğü yutmak,
6) Zorla orucu bozulmak,
7) Uyurken başkası tarafından boğazına su dökülmek,
8) Ağız dolusu kusmak, (kendi isteği ile)
9) Akşam vakti girmediği halde, akşam oldu zannederek iftar
etmek,
10) İmsak vakti geçtiği halde, imsak'a daha vardır zan
nederek, yemek, içmek.
Orucu Bozmayan Şeyler:
1) Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, (unutarak yeyip
içerken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını yıkayıp oruca devam eder,
oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya birşey geçerse orucu
bozulur.)
2) Kulağına su kaçmak,
3) Göze îlaç damlatmak,
4) Gece yıkanması gerekirken sabahleyin yıkanmak,
5) Kendi isteği olmayarak kusmak,
6) ihtilam olmak, (yani uyurken cünüplük hali meydana elmek)
7) Kan aldırmak,
8) Kendi isteği olmayarak boğazına toz, duman girmek,
9) Ağzındaki tükrüğü yutmak.
Oruçluya Mekruh Olan Şeyler:
1) Bir şeyin yutmadan tadına bakmak. (Eğer kadının kocası,
yemeğin tuzundan dolayı karısına anlayışsız davranır, huzursuzluk yaparsa, kadın
yutmadan yemeğin tuzuna bakabilir.)
2) Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak. (Eğer ağzında
biriktirdiği tükrüğü dışarı çıkardıktan sonra yutarsa orucu bozulur.)
3) Kendini zayıf düşürecek derecede kan aldırmak, ağır
işlerde bulunmak.
Oruçluya Şunlar Mekruh Değildir:
1) Birşey koklamak,
2) Dişlerini fırçalamak,
3) Ağzına su alıp çalkalamak,
4) Burnuna su çekmek,
5) Yıkanmak.
YEMİN ÇEŞİTLERİ VE YEMİN KEFFARETİ
Yemin, söze kuvvet kazandırmak amacı ile Allâh'ın adını
anmaktır.
Yemin üç çeşittir:
1) Yemin-i Lağv: Yanlışlıkla
yalan yere yapılan yemine denir. Parası olduğu halde, olmadığını zannederek
"Vallâhi param yok" diye yemin etmek gibi. Böyle yeminden dolayı keffaret
vermek gerekmez.
2) Yemin-i Gamus: Bilerek yalan
yere yemin etmektir. Görmediği bir şey için "Vallâhi gördüm", borcunu
ödemediği halde "vallâhi ödedim" diyerek bile bile yalan yere yemin
etmek gibi. Böyle yalan yere yemin etmek büyük günahtır. Bunun bağışlanması
için tevbe etmeli, Allâh'tan af dilemelidir.
Böyle yemin ederek başkasına haksızlık yapmışsa hakkı
sahibine vermeli ve helallik almalıdır. Bu gibi yeminlerden dolayı keffaret
vermek icap etmez. Çünkü bunun günahından kurtulmak için keffaret yeterli
değildir.
3) Yemin-i Mun'akide: Gelecekte
bir işi yapacağına veya yapmayacağına dair yemin etmektir. "Vallâhi yarın borcumu ödeyeceğim", "vallâhi falan kimse ile konuşmayacağım" diye yemin etmek gibi. Eğer yemine uygun
olarak dediğini yaparsa keffaret gerekmez. Fakat yemin ederek söylemiş olduğu sözü yerine getirmezse yemin bozulmuş
olur ve ceza olarak keffaret vermek gerekir.
Yeminin Keffareti:
Geleceğe dair bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına yemin
edip de yeminini bozan kimse keffaret olarak; on fakiri giydirir veya on fakire
birer fitre miktarı para verir. Bunları yapacak gücü olmayanlar peşpeşe üç gün
keffaret orucu tutarlar.
Dinî bir emri yerine getirmek veya haram olan bir şeyi bırakmak için yapılan yemine riayet etmek lâzımdır. Meselâ;
içki içmemek için yemin eden bir kimsenin buna uyması ve yeminini bozmaması
gerekir.
Bir kötülük için yemin edildiği takdirde ise böyle bir
yemini bozmak ve keffaret ödemek icabeder. Meselâ; bir kimse borcunu ödememeye
veya babası ile konuşmamaya yemin, etse, bu yemine uyulmaz. Yemin eden kişinin
borcunu ödemesi veya babası ile konuşması sonra da yemin keffareti vermesi
lâzımdır.
(1) Bakara Suresi, 183.
(2) Riyazü's-Salihin, c. 2, s. 489.
(3) Keşfü'l-Hafa, c. 2, s.33.
(4) Hayat Ansiklopedisi Oruç Maddesi.
é |
|
Seyfettin YAZICI |
|