|
Kalbin Sesi - O Diyarın Sakinleri
Kocalarına Büyük Destek
Verirlerdi 
O
DİYARIN SAKİNLERİ olan hanımlar İslâm'a hizmette ve İslâmi harekette
efendilerinin yanındaydılar. Onların dertleriyle dertlenir, sevinmeleriyle
sevinirlerdi. Kocalarında gördükleri meziyetleri, hususiyetleri israf etmezler, onları
yalnız bırakmazlardı. Günümüz erkeğinin desteksiz kaldığı ve bu husustaki boşluğunu
dolduramadığı acı bir gerçektir. Bir erkeğe İslâmî hizmetlerde en büyük destek
hanımından gelmelidir. Bir zatın söylediği gibi:
- "Ey hatun şu şehir halkı hepsi peşime
takılsa da sen safıma gelmesen, ben yine kendimi yarım ve noksan hissederim."
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ
Kocası için yapmadığı fedakarlık kalmamıştı. Efendisinin en sıkıntılı anında
yanında olmuş ve onu teselli etmişti: - "Endişelenme. Allah seni asla kötülükle
yüz yüze getirmez. Çünkü sen her zaman akrabana yardım ediyor, ailene bakıyor, geçimini
şeref ve namusunla kazanıyorsun. Yetimlere sığınak olan sensin. Sözünde sadık,
emanete hıyanet etmeyen bir insansın. Hiç bir dayanağı olmayanlar sana koşmakta,
muhtaçlara yardım elini sen uzatmaktasın. Herkes senden nezaket ve yardım görmektedir."
Böyle kadına ne yapılmaz ki? Bu şerefli kadın
için, gün gelecek ve söz sultam şu açıklamayı yapacaktır: "Allah ondan razı
olsun. İnsanlar benden uzaklaşınca o yanımdan ayrılmadı. İnsanlar beni yalanlarken,
o beni tasdik etti. İnsanlar mallarını kıskanırken, o benim yoluma döktü."
İbn Hişam, meşhur Siyerinde (1/241) de şu
hadise yer veriyor: Ebu Hureyre anlatıyor: Cebrail bir gün Peygamber'e gelerek şöyle
demişti: "Hatice'ye Rabbinden selam var. Tebliğ et. Benden de selam götür. O'na,
içinde yorgunluk ve gürültü olmayan bir cennet köşkü müjdele."
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ
Yüce Resül'ün hanımı ve annemiz olan Hz. Hatice ölünce, belli bir müddet sonra
Peygamberimize gelmiş ve: "Ey Allah'ın Resulü, Hatice'nin ölümüyle bir yalnızlığa
düştüğünü sanıyorum. Sana uygun bir hanım bulsam ne dersin?" diye müracaat
etmişti. Hz. Peygamber:
- "Dediğin doğrudur. Hatice evin yöneticisi,
çocukların dayanağı idi. Bana yeni bir eş bulma hususuna gelince siz hanımlar bu
konuda çok beceriklisiniz."
Aracı olan bu İslâm hanımı, nihayet kocası
ölmüş; ihtiyar bir kadın bulmuştu. Hadiseyi her iki taraf anlayınca, Yüce Resûl'ün
hanımı olma şerefine nail olan ikinci annemizin Peygamberimize söylediği şu veciz sözü
aktarıyor, alemlere rahmet olarak gönderilen o mümtaz şahsın evliliğine dil uzatan
İslâm'dan nasipsizlere Allah'tan hidayet diliyoruz:
"Ben seninle, erkeğe arzu duyduğum için
değil, sırf Peygamber hanımları arasında Allah huzuruna çıkabilmek için evlendim.
Bana davranışın buna göre olsun Ey Allah'ın Resûlü."
Bu annemiz ile alakalı Kur'an bilgisini
isteyenler için: Nisa suresi: 128. ayete müracaat etmelerini tavsiye ediyoruz.
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ
oldukça cömertti. Yüce Resûl'ün vefatından sonra bazen karnının doyduğunu
hissedince ağlardı: Ve sebebini söylerdi:
- "Çünkü Resûlullah ve çektikleri aklıma
gelir. O Peygamberler Peygamberi, bazen aylar geçerdi ve ekmekten bile doymazdı."
Bu İslâm hanımının eline yetmiş bin
dirhem geçmişti. Kendisini tanıtmamak için bir perdenin arkasına geçmiş ve o parayı
sakları arak ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştı.
Ramazan aynıda cereyan eden bu hadisenin
neticesinde, iftar sofrasında iftar açacak bir şeyi bulmakta zorlanmıştı. Yanında
bulunan hizmetçi bir kadın: "O dağıttığınız paranın bir tek dirhemiyle şu
sofranıza çok güzel yiyecekler alabilirdiniz" deyince:
- "Böyle bir şey aklıma bile gelmedi,
demiştir." Günümüz İslâm hanımlarına bu hadiseleri sadece, menkıbe niteliğinde
aktarmıyoruz. Allah'a hamdolsun, nicelerinin çeyizleriyle birlikte gelen küpeler,
bileziklerin yüzüklerin hayırdaki uzantısı taa Bosna'ya kadar varmıştır. Yine İslâm
hanımlarının infak anlayışı, Misak-ı Milli sınırlarım çoktan aşınıştır. Şuna
inanıyor ve şahitlik yapıyoruz ki, Türkiye'li Müslüman hanımların çoğunun infak
sınırları İran, Afganistan, Filistin sınırlarının kapısından içeri girmiştir.
Ancak bir hususu hatırlatıyoruz ki Güneydoğu müslümanları, ezilen kardeşleri, bu
paydan hissesini alamamıştır. Bu bir suçtur. Ancak müslüman hanımların işlediği
suç değil, ırk bid'atını sistematik bir şekilde uygulayan zihniyetin işlediği suçtur.
İnşallah Türk-Kürt arasına konulmak istenen bir utanç duvarı, kurulacak bir zemin
bulamayacaktır.
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ.
Kocasını çok , kıskanırdı. Hem de fıtrattan olan ve dini inançla pratiğe yansıyan
bir kıskançlık. Bir gün sevgili Peygamberimiz latife yollu bir söz söyledi: "Aişe,
eğer sen benden önce ölürsen, seni kendi ellerimle yıkar, kefenler ve mezara
indiririm." Hz. Aişe bu sözü dinledikten sonra şöyle dedi: "Evet öyle.
Bunu yapar, ardından da benim odama yeni bir hanım getirirsin" Bu söz karşısında
peygamberimizin tatlı bir gülüşü ve hoşnutluğu.
Efendisini kıskanan kadınlara minnettarız. Kıskançlığım
İslâmî ölçüler dahilinde sürdürenlere saygınlığımız vardır. Ne yazık ki
Nataşaların sınırlardan cömertçe girdiği ve serbestçe hareket ettiği beldelerde,
müslüman ailelerin kıskançlığı ya azalmış veya tükenmek üzeredir. Karadenizli
bir kadın, kendisine: kocana karşı kıskanç mısın?" denilince, cevap veriyor:
- "Kıskancım, kıskancım amma, kıskanan
aileler bitmek üzere."
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ.
Şahsına iftira atılmıştı. Hem de şahidi olmayan bir iftira. Müslüman bir kadına
atılan iftiranın Allah katında nasıl değerlendirileceğini, tüm insanlığın
bilmesi için. Yüce Allah kitabında bu mevzuya sanki bir başlık atarak ve geniş
olarak da yer vermiş: İfk Hadisesi.
Çamur at, tutmazsa izi kalır, mantığının
sahibi münafık ve Yahudiler, meşhur iftirayı atmışlardı. Hz. Peygamber bile
tesirinde kalmış, iftiraya kurban olacak hanımı, ilgi alanına iyice girmişti.
Kadının İslâm'daki değerine bakınız ki,
tezkiyesi, beratı, temiz olduğu mahkeme safhalarına, şahitler önüne getirilmeden,
bizzat Hz. Allah tarafından veriliyor. İftiraya uğrayan müslüman hanımın, namus
sicilinin tertemiz olduğunu Rabbimiz açıklıyor.
Meşhur. beraat karan vahiyle tasdik edilince,
iftiraya kurban gitmesi tasarları an hanımın babası, kızına diyor ki:
-"Kızım; haydi git, Peygamberimize teşekkür et."
Peygamberimizi gözünden dahi kıskanacak
kadar derin sevgisi olan annemiz babasına şöyle cevap veriyor: "Vallahi, Allah'tan
başka hiç kimseye teşekkür etmem. Beni Allah temize çıkardı. Peygambere bite teşekkür
borcum yoktur."
Kadın hakları savunucuları, kadım kafesten
çıkardığım söyleyen çömezler. Kadını şehvete katlettirenler. Siz kadına bir şey
veremezsiniz. Siz kadını kadın yapan özellikleri çalan hırsızlarsınız. Sizin kadın
hakları adına yaptığınız tahribatı, İzmir'i işgal edenler bile yapmamıştır.
Sizin, kendinize bile hayrınız yok ki, dışınızdakilere hayrınız dokunsun. Vücutlarını
satarak geçindiğini iddia eden kadınlara ne yaptınız?
Muhterem kardeşlerim. Müslüman hanımların
İslâmî hizmetlerde, İslâmî hareketlerdeki yeri tartışılmayacak bir konudur.
Ancak, kadının, kadın olduğunu unutmaması şartı ile. Dünya müstekbirlerine karşı
verilen onurlu mücadele,.müslüman hanımların, takviyeci ve destekleyici özelliğini
burada hayırla yad ediyor ve dünyanın geleceğinde ve İslâm'ın hakim kılınmasında
sevap hissesinde sadece erkeklerin değil, kadınların da fazlasıyla hisseli olduğunu
burada tekrarlayarak, cümlenizi, namusunuzla, iffetinizle, haya duygularınızla, İslâmî
kıskançlıklarınızla Yüce Rabbimiz'e emanet ediyoruz.
Abdullah Büyük
|