|
Kalbin Sesi - O Diyarın Sakinleri
O Diyarın Sakinlerinden
Olan Müslüman Hanımlar 
İnsan
olarak erkek ile kadın adasında hiç bir fark yoktur.Erkek de insandır, kadın da. Fark
sadece cinsiyet açısından yaratılmış ve fıtrattan gelen bir takım farklı
hizmetlerde söz konusudur.
Asr-ı saadetde imanın yaşanmasında olsun,
yine İslâmın yeryüzündeki tüm insanlığa tebliğ edilmesinde olsun, erkek ve kadın
arasında bir ayırım söz konusu olmamıştır.
Hayatın tüm boşluklarım ilahi ölçülere
göre doldurmada faal görev yapan müslüman erkeğin yanıbaşında, müslüman
kadınını görmemek, en büyük yanılgı ve hata olur.
O DİYARIN SAKİNLERİNDEN
olan müslüman kadınların hangisinden başlayalım? Hz. Osman`m İslâm dinini kabul ,
etmesine büyük yardımı dokunan Hz. Sa'da binti Kureyz'den mi?
İslâmın Mekke'de yayılmasında büyük emeği geçen ev ev, kapı kapı dolaşarak bir
çok Mekkeli kadının müslüman olmasına sebep olan Ümmü Şerik isimli sahabi
kadından mı? Annelerimiz olan Peygamberimizin hanımlarına yazı yazmayı öğreten Hz.
Şifa'dan mı? Kocasıyla beraber Habeşistan'a hicret edip, sonra kocası dinden
çıktığında, onun safını reddederek geri Mekke'ye dönen, bu iman anlayışının
mükafaatı olarak Hz: Peygamberin nikahına giren Hz. Ümmü Habibe'den mi? İslâmın
ilk kadın şehidi ünvanını alan , Ebu Cehlin mızrakları altında cennete giren Hz.
Sümeyye'den mi? Müşriklerin yalnız bıraktığı dövdüğü, Mekke'den çıkardığı
zamanda tüm olumsuzluklara karşı "ben varım ya Muhammed" diyerek hayatını
ortaya koyan Hz. Hatice'den mi? İslâm ümmetine 2210 Hadis kazandıran, dinin
öğrenilmesinde Hz. Peygamber tarafından kaynak gösterilen, büyük şair ve fıkıh
otoritesi Hz. Aişeden mi? Evet hangisinden başlayalım?
İsterseniz, isim vereyim yine. Sadece o
diyarın sakinlerindendi, diyerek başlıyalım. İsim verecek olursak, her birini
zikrederek ortaya koynıak gerek. Buna da gücümüz yetmiyeceğine göre, yine biz
"O diyarın sakinlerindendi" diyerek başlıyor ve hayırlara vesile olmasını
yüce Allah'tan niyaz ediyoruz.
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ,
cariye idi. Bazı hakları kısıtlanmıştı. Bir gün sahibi tarafından azad edildi.
Yani hürriyetine kavuştu. Bugün özgür olduğunu söyleyen dünya insanının hasret
kaldığı hürriyete kavuşmuştu. Önce kocasını boşadı. Hürriyetine kavuşan
müslüman kadının böyle bir salahiyeti vardı. Köle olan kocası ise hanımdan
boşanmak istemiyordu. Doğruca şevkat ve savaş Peygamberine baş vurdu. Karısının
kendisine dönmesi için rica etmesini istedi. Hz. Peygamber hürriyetine kavuşan bu
İslâm hanımını çağırdı ve kocasına dönmesini istedi. Peygamberin (sav) her
emrine boyun eğen kadın:
- "Ey Allah'ın Resûlü; bu bir emir
midir yoksa tavsiye mi?" diye sordu.
- "Hayır, sadece aranızı bulmak ve
aracılık yapmak istiyorum" buyurunca;
- "Kusura bakına Ya Resûlallah;
dönemiyeceğim" demişti. Bu hadiseye ne Peygamberimiz gücendi ve ne de o diyarın
sakinleri olan müslüman erkekler. Islâmın bir kadına tanıdığı hakkı, hangi güç
elinden alabilirdi ki?
Çağdaş köleler, İslâm kadınına
asırlardır salyalarını akıtan feministler, sekreterlerini para. karşılığında
susturup, vücutlarını satın alan kapitalistler, kadın hakları diye diye kadının
insan olma özelliğini dahi korumaktan aciz kalan kemalistler yukarıdaki hadisenin acaba
semtine uğramaya güçleri yeter mi?
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ.
Hz. Peygamberimizle sanki çekiştiği için hakkında müstakil bir sure inmiş
"Çekişen kadın" manasında olan Mücadele suresi nazil olmuştu. Materyalist
mantığın kabul edemiyeceği bir husus vardı Islâmda.
Zihar; bir erkeğin, hanımına "Senin
sırtın tıpkı annemin sırtı gibidir" v.s. gibi söz söylemesine verilen addır.
O diyarın sakinlerinden müslüman bir erkek, tutmuş karısına böyle bir söz
söylemişti. Bunun cezası ise ayrılmayı gerektiriyordu. Yaşları hayli ilerlemiş 7-8
çocuk sahibi olan anne ağlayarak Hz. Peygambere gelmişti. Durumu anlatınca,
Peygamberimiz ayrılmalarını istedi Kadın ısrar etti: "Kurbanın olayım Ya '
Resülullah ben bu yaşımda nereye gideyim? Çocukları kime bırakayım?" dediysede
Peygamberimiz aynı şeyi söyledi. Araya Hz. Aişe'yi koymak istedi olmadı. Yüce
Resûlün huzurundan çıkmak üzereydi ki, içi yanan kadın kıbleye yöneldi ve
şikayetini Hz. Allah'a sundu. İki gözü iki çeşme idi. Tam kapıdan çıkıyordu ki
Cebrail ayetleri getirmişti. Peygamberimizin yüzü gülüyordu. Mücadele suresi nazil
olmuştu. Yüce Rabbimiz kadının şikayetini haklı buluyor ve katından hükmünü
açıklıyordu.
"Kocası hakkında seninle tartışan ve
Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir." (Mücadele
suresi: 1) Ayetin devamında işlenen bu suçun keffaretle telafı edileceği açıkları
ıyor, birinci olarak köle azad edilmesi, güç yetmiyorsa, ardarda iki ay oruç
tutulması veya 60 fakirin doyurulması isteniyordu.
Kadın hakları savunucuları ne diyecek
şimdi? Peygamberle tartışmaya giden onunla saatlerce ceddelleşen ve isteği yerine
gelmeyince bağrım yaratıcısına açarak, hıçkırıklarla çözüm isteyen ve
Hakk'ın sunduğu çare ile kan-koca hayatını devam ettirme hakkını elde eden bu
kadını laikler nasıl yorumlayacaktır.
O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ,
Önceleri köle iken sonradan hürriyetine kavuşmuş hem şehid kansı ve hem de şehid
annesi olma yüceliğini elde etmişti. Hz. Peygamberimizin "ikinci annem" diye
vasıflandırdığı mübarek kadın.
Gün gelecek bu mübarek kadının
torunlarından birisi, Medineli bir gençle tartışacaktır. Medineli olan genç,
tartıştığı gence ağır bir hakarette bulunacak ve Peygamberimizin "annem"
dediği kadının torununa uygun olmayan bir isimle alay edecektir. Zamanın Medine
kadısı (Şer'i mahkeme başkam), Hz. Peygamberin "annem" diye hitap ettiği
bir kadının torununa yapılan bu hakareti cezasız bırakmayacak ve hakaret eden gence
70 kırbaç ceza verecektir.
Kadın. İslâmın hakkını verdiği ve
ayaklarının altına cennetini serdiği mübarek varlık. Selçuklu'da muallime,
Osmanlı'da Sultan olup, Cumhuriyette hangi vasfı vereceğimize karar veremediğimiz
kadın.
İslâm'ın zuhurundan sonra tam 12 asırdır
Avrupa tarafından ve Avrupaya kuyruk olanlar tarafından zulmedilen kadın. Asırlarca
insan yerine koyulmayan Cennetin has gülü kadın.
Avrupa'nın sanayi devriminden sonra işçi
yapılan , çalışmaya zorlanan o annelik, zevcelik yönleri tahrib edilen kadın.
Birinci cihan harbinden sonra ölen on milyon erkeğin Avrupa ve Amerika'daki kıskaç
hayata havale ettiği, kocası öldüğü için karın tokluğuna kendisine her şeyin
yaptırıldığı kadın. İşverenlerin, patronların, çalıştırdığı kadının
sadece çalışan elinden memnun olmadığını, vücudundaki mahrem alanlarının da
çalışması gerektiği şartıda ilave edecek olursak, cidden kadına kadın demek çok
zordur.
Avrupa'ya kuyruk olmayı çağdaşlık sananlar
ve kadın haklarını savunanlara, başı örtülü müslüman kadınlara zulüm yapanlara
küçük bir hatırlatma yapıyoruz: A.B.D.'de kendisini satarak para kazanan kadınların
%26'sı yüksek okul mezunudur.
Ahlaksızların başım çeken Freud, Markos, Durkheim gibi sapıklar:
- Cinsi hayat başlı başına biyolojik bir
faaliyettir. Ahlakla bu işin bir alakası yoktur, dediler.
Daha sonra kadınlığını satarak para
kazanma devri sanki altın çağını yaşamaya başladı. Nikahsız yaşamayı
çağdaşlık kabul ederek Ankara sokaklarını aşındıran Feministler bunun son canlı
örneğiydi.
Adı bizden, konuşması bizden, kıyafeti,
dili bize benzeyen; ancak kafası, fikri, ruhu Avrupa'dan olan aydınlar, feministler,
ateistler, devrimciler bir asra yakındır koro halindeki söylediği iftirayı bugün
yine devam ettiriyorlar:
- İslâm kadını geri bırakmıştır.
Ruh yapılarıyla hayvanlardan daha aşağı
yaratık olan bu fikrin sahiplerini Rabbimiz Müddessir suresinin 50-51. ayetlerinde
arslanlardan kaçan yaban eşeklerine benzetir. Kur'an'ın, nasihatını, emirlerini çağ
dışı ilan edenlerin gerçek kimlikleri budur işte.
Bu diyarın sakinlerinden olan Müslüman
hanımların kılavuzu, rehberi yine O diyarın sakinlerinden olan müslüman
hanımlardır. Bunu yaşâyışlarıyla ve hatta hayatlarıyla isbatlayacaklarına karşı
tereddütümüz yoktur.
Abdullah Büyük
|