|
Kalbin Sesi - O Diyarın Sakinleri
Cihadı ve Edebi Beraber
Yaşarlardı 
O DİYARIN
SAKİNLERİ bütünü ile Allah'ın emirlerine boyun eğerlerdi. İbadetlerinde,
sadakalarında, oruç tutmalarında, cihad etmelerinde, Allah'ı (c.c.) zikr etmelerinde
Rabbimiz'in emirlerinde aynını yapmazlardı. Neyin nerede, nasıl kullanılacağı
gereği hepsinin bilgisinde idi.
O DİYARIN SAKİNLERİ cihad etmede birinci
sırayı aldıkları gibi, Resûlullah'ın yanında edeple ve seslerini hafif çıkararak
konuşmalarında bile ön sırayı alırlardı. Hiç bir hususta Peygamberimizin önüne
geçmezlerdi. Eğer görseler ki peygamberlerinin giymiş olduğu hırkasının bir
düğmesi çözülmüş, hepsi birden hırkalarının düğmesini çözerlerdi. Neden,
niçin, nasıl? onlar için aranmazdı. Teslimiyetlerin gereği de zaten bu idi. Allah ve
Resûlüne teslim olmak...
O DİYARIN SAKİNLERİ her işlerinde
Peygamberimizi aralarında görmek isterlerdi. Yani mübarek vücudunun olmadığı yerde
sünnetini kendisinin yerine koyarlardı. Böylece Peygamberleri vücudu ile, hadisi ile,
sünneti ile onları ihata etmişti. Böyle bir nesle azap olmayacağını ise Hz. Allah
(c.c.) haber vermişti.
O DİYARIN SAKİNLERİ yemek yemelerinde,
giyinişlerinde, yatışlarında daha açık bir ifade ile Peygamberimizin hususi
hayatlarında yaptığı ne kadar işler, vazifeler varsa duydukları ile, öğrendikleri
ile gördükleri ile O'nu takip ederlerdi. Hiç bir itirazları yoktu. Aralarında güven
ve itimat vardı. Birbirlerini aldatmak hayallerinden bile geçmezdi. Onlar için hayat ya
hep, ya hiçti.
O DİYARIN SAKİNLERİ sevgili
annelerimizden aile hayatını öğrenir, öğrendikleri ile de amel ederlerdi. Hatta
içlerinden öyleleri vardı ki Hz. Aişe validemizden Resûlullah Efendimiz ile
aralarında geçen ailevi bazı meseleleri sorarlar, öğrenirler ve aynısı ile amel
etmeye çalışırlardı. Böylece Peygamberimizin üzerinde bulunan tüm hasletler,
güzellikler, onlar arasında yayılmıştı. Onlarda bulunan bu meziyetleri bir araya
toplamış olsak, işte Peygamberimizi tarif etmiş oluyoruz. Bir peygamberin
hususiyetleri kavmi tarafından paylaşılıyor. İşte gerçek bir ümmet.
O DİYARIN SAKİNLERİ öyle
inanmışlardı ki Peygamberleri ve bizim de Peygamberimiz olan Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.v.), her birini aynı ölçüde seviyor... Birini diğerine tercih etmiyordu. Bir
büyük zatın en büyük edeplerindendir bu. Kendisini sevenlerin arasında haset
hastalığını yok eden bir hususiyet. İçlerinden belirli bir kişiye veya zümreye
ayrıcalık tanımıyor, tanısa bile hadise öyle bir şekilde tanıtılıyor ki herkes
onda ittifak ediyor. Onlardan her biri, kendisinin Peygamberimiz tarafından daha çok
sevildiği inancında. Bu sevgi ve muhabbet inceliğinin tabiri caiz ise sevgi adaletini
tebasına uygulamayanlar müslümanlar arasında ki muhabbete yönelik fena fil müslim
veya fena fil ihvan sırrına yanaşamayacaklar ve bu bilgiler sadece kitapların
sahifelerinde kalacaktır.
O DİYARIN SAKİNLERİ İslâm'ın
tamamını kabul etmiş ve yaşamıştır. Bazı fikir hokkabazlarının dediği gibi
İslâm kısmen yaşanmamıştır. Olduğu gibi, tamamı yaşanmıştır. O diyarın
sakinleri bu meziyetleri ile yanımızda, aramızdadır. Gözümüzün gördüğü bu
nesildir. Diğerleri mukayyeddir. İslâm açısından lehimize olanlar için
"evet", aleyhimize olanlar için "hayır". Fakat o diyarın
sakinlerinin her şeyine, yaşadığı her şeylerine evet, evet, evet...
BU DİYARIN SAKİNLERİ cihad mefhumunu
fikirlerden, bedenlerine indirmek istemiyorlar. Nazariyede halledilmesi gereken mesele
gibi ele alıyorlar. Buyurunuz konuştuklarımızı tatbik sahasına koyalım deyince,
ortada kimse kalmıyor.
BU DİYARIN SAKİNLERİ cedelleşmeye,
tenkide gıybete, zanna verdiği önem kadar, kardeşliğe, sevgiye, muhabbete önem
vermiyor. Sadece tenkit hastalığı ile hastaları iyi etmeye çalışıyor. Kıbleye
karşı tükürmeyi edepsizlik sayan fukahanın tam zıttına, sigara tüttürürken hadis
okuyor. Kur'an yolu durumunda olan ağzında, ayet ve hadis hürmet görmüyor. Bu
hareketlerin güya İslâm'dan kaynaklandığı imajını vermeye çalışıyor,
terbiyesizliği edep sayıyor.
BU DİYARIN SAKİNLERİ mesaisini hep cami
cemaatına, tekke cemaatına (cemaat mecazi manadadır) ayırıyor. Bir türlü sınırı
aşamıyor. Kahvehanelerde, kumarhanelerde ömrünü tüketen kimselere değil de alnı
secdeli müslümanlara yükleniyor. Madem böyle, arızalı insanları bırakınız,
gidiniz hammadde kabul ettiğiniz namazsız, abdestsiz kişilerle uğraşınız,
İslâm'ı onlara anlatınız. O zaman ihlaslı olduğumuz ortaya çıksın. Bu diyarın
sakinleri yapmak değil, yıkmayı istiyorlar.
BU DİYARIN SAKİNLERİ senliği benliği
bırakmalıdır. Saadet asrı özlemi içinde mücadelesini sürdürmelidir. Dereyi
görmeden paçayı sıvamamalıdır. Her türlü aşırılıktan uzak kalmalıdır.
İşlerin hayırlısının orta-vasat-dengeli olanı olduğunu bilmelidir. Başkasını
tenkide yeltenirken kendisinin ne durumda olduğunu idrak etmelidir. Kulaktan duyma
haberlere iltifat etmemelidir. Müslüman bir kimseyi "hatasından dolayı"
yahudi uşağı, düzen uşağı gibi sıfatlarla anlatmamalıdır. İthamlar ile, zan ve
iftiralar ile, bir yere varılamayacağı gözden uzak tutulmamalıdır.
BU DİYARIN SAKİNLERİ kaş yapayım
derken göz çıkarmamalıdır. Peygamber metodundayız diyerek bilmeden nefislerin metodu
uygulanmamalıdır. Peygamber metodunda haşa yalan olmaz, hile olmaz, kibir, gurur,
sahtekarlık, aldatmak, kaş göz işareti ile alay etmek olmaz. Bu metotta fedakarlık
vardır, vefakarlık vardır. Ücreti Hz. Allah'tan almak niyeti vardır. Fısk haberleri
tahkik etmeden inanmamak vardır. Şahsi kanaatler ile, indî görüşler ile İslâm'ı
anlatmamak vardır. Kur'an ve Sünnet emirleri önünde baş eğmek vardır. Büyüklere
hürmet, küçüklere merhamet etmek vardır. İslâm'ın derdi ile dertlenmek vardır.
Evli bulunduğumuz hanımlar ile iyi geçinmek vardır. Çocukların terbiye ve talimi ile
ilgilenmek vardır. Tağutu bütün veçhesi ile terk etmek reddetmek vardır. Hülasa
müslümanca yaşamak ve müslümanca ölmek vardır. İşte Peygamber metodundan kısaca
anladığımız mana budur.
BU DİYARIN SAKİNLERİ o diyarın
sakinlerini adım adım takip etmelidir. Kaynak onlar, rehber onlardır. Yolumuz onların
yoludur. Rehberimiz onların rehberidir. Nizamımız onların nizamıdır. Onlardan
farklı olan taraflarımız varsa o nefsimizdendir. Onlarsız bir hayatın bizleri temsil
edemeyeceğine dair imamınız tamdır. Ne mutlu o diyarın sakinlerinin yolunda olanlara.
Veyl olsun o diyarın sakinlerinin yoluna çağ dışı diyenlere...
Abdullah Büyük
|