Kalbin Sesi - Aile
|
RAB, İLAH MELİK KAVRAMLARI ÜZERİNE… |
Kur’anı Kerimin öğretisini anlamak için, Rab, İlah ve Melik terimlerinin sahih
ve mükemmel anlamlarını tam manasıyla kavramak zorunludur. Eğer herhangi bir
kimse İlah, Rab ve Melik kavramlarının manasının ne olduğunu bilmezse onun için
Kur’anı anlamak zorlaşır.
Çünkü böyle bir durumda insan ne tevhidi bilebilecek ne şirki anlayabilecek ne
ibadeti yalnız Allah’a mahsus kılabilecek ve ne de dini Allah’a has
kılabilecektir. Aynı şekilde bu terimler herhangi bir kimsenin zihninde kapalı
ve eksik olursa, o kimse için Kur’anın tüm öğretileri kapalı olur ve Kur’ana
iman etmesine rağmen, hem akidesi hem de ameli eksik kalır. Kur’anın
anlaşılmasında bu derece öneme haiz olan kavramları sırasıyla tanımaya
çalışalım.
RAB:
Lafız itibariyle bu kelime şu anlamlara gelmektedir.
- Eğitmek, yetiştirmek, büyütmek.
- Toplamak, bir araya getirmek, hazırlamak
- Gözetme, ıslah etme, kollama ve kefalet etme, sahip olma
- Yücelik, üstünlük, reislik, hükmünü yürütmek, tasarrufta bulunmak
Rab kelimesi Kur’anı Kerimde yukarıda açıkladığımız tüm manalarda
kullanılmıştır. Ayetlerde, bazen bu manalardan sadece bir ya da ikisi bazen daha
fazlası, bazen de bütün anlamlarıyla birden kullanılmıştır.
Kur’anda zalim, fasık ve sapık olarak betimlenen ne kadar kavim varsa, onlardan
hiç birisi Allah’ın varlığını inkâr etmemiş ve yine hiç birisi Allah’ın mutlak
manada Rab ve İlah olduğunu yadsımamıştır. Söz konusu kavimlerin hemen hepsinin
asıl sapıklığa düştükleri nokta; Rab teriminin yüklendiği anlamı birbirinden
bağımsız iki farklı anlam grubuna ayırmalarıydı. Onların gözünde, metafizik
manada yaratıkları rızıklandırması, ihtiyaçlarını görmesi, sıkıntılarını
gidermesi ve koruyup kollaması anlamlarıyla Rab kavramı başka bir keyfiyete
sahipti. Bu anlayışları itibariyle Rububiyette cinleri, yıldızları,
Peygamberleri, velileri ve ruhani liderleri Allah’a ortak kabul ediyorlardı.
Yine Rab kavramının, emretme ve nehyetme yetkisine sahip tek merci, egemenliğin
tek sahibi şeklindeki anlamı onların gözünde tamamen başka bir niteliğe sahipti.
Bu anlayışları itibariyle onlar teorik planda Allah’ı mutlak otorite kabul
ederken, pratik hayatlarında toplumun katında güçlü olan, nüfuz sahibi kimseleri
de Rububiyete ortak kabul ediyorlardı.
Bu sapıklığı ortadan kaldırmak için Yüce Allah her dönemde değişik toplumlara
kendi içlerinden Peygamberler göndermiş ve son olarak da bu görev için Hz
Peygamber memur kılınmıştır. Söz konusu bütün Peygamberler insanları şuna davet
etmiştir; “Bütün anlamları itibariyle Rab sadece bir tanedir. Bu tek Rab ise,
Allah’tır. Rububiyet bölünmez bir bütündür.”
İLAH:
İlah lafzı terminolojik açıdan şu anlamlara gelmektedir:
- İhtiyaçları görme
- Himaye etme
- Teselli ve sükunet verebilme
- Yücelik ve üstünlük
- Yetki ve güce sahip olabilmek
- Şahsiyetinin gizemli olması ya da ortağının bulunmaması
- İnsanın O’na iştiyak duyması
Kur’anın, Allah’tan başkasının ilahlığını reddetmede ve yalnızca O’nun
ilahlığını ispatlamada tüm gücünü sarf ettiği kavram egemenlik kavramıdır.
Kur’anın bu bağlamdaki yaklaşımı şudur: “Göklerde ve yerde tüm yetki ve otorite
sahibi Allah’tır. Yaratma O’na hastır, nimetler O’ndandır, hüküm O’nundur, güç
ve kuvvet kesinlikle O’nun elindedir, her varlık isteyerek veya istemeyerek O’na
boyun eğmektedir. O’nun dışında kimsenin ne bir otoritesi vardır, ne hükmü
geçer, ne yaratma, yönetme ve düzenlemenin sırrına vakıftır, ne de zerre
miktarında da olsa O’nun hâkimiyetine ortaktır. Bu yüzden gerçekte O’nun dışında
hiçbir ilah yoktur.”
Kur’anı Kerimde ilah kavramının yer aldığı ayetleri incelediğimizde, bu
ayetlerde şu hususların ön plana çıktığını görmekteyiz.
1- Sıradan birer işler olarak görülen gereksinimleri karşılama himaye etme,
imdat ve yardıma koşma, dualara icabet etme aslında sıradan işler olmayıp,
onların bir ucu bütün bir kâinat nizamını yaratan ve yöneten bir otoriteye
dayanmaktadır.
2- İlahlık ve otorite birbirinin ayrılmaz parçalarıdır. Anlam ve espiri itibari
ile de ikisi tek bir şeydir. Otoritesi olmayan İlah’da olamaz ve İlah olmaması
gerekir. Yaratma gücünün bir kimsede rızıklandırma yetkisinin bir başkasında,
güneşin birinin kontrolünde, yerin bir başkasının hakimiyeti altında olması
imkan dışıdır. Dolayısıyla otoriter olan, ancak ilah olabilir. Çünkü bir ilaha
olan gereksinimimiz veya bu gereksinme nedeniyle bir kimseyi İlah olarak kabul
etmemiz gerekiyorsa, bunlardan hiç biri egemenlik olmadan karşılanamaz.
3- Tüm egemenliğin bir tek otoritenin elinde bulunması ve bu egemenlikte hiçbir
kimsenin zerre kadar bile hissesesinin olmaması gerektiğine göre şüphesiz,
ulûhiyetin de hiç kimseyle paylaşılmaksızın tümüyleO’na mahsus olması gerekir.
4- Hâkimiyet ve egemenliğin ne kadar çeşidi varsa, hepsinin bir tek yüce hâkimin
zatında odaklaşması ve egemenliğin en basit parçasının bile başkasına
devredilemeyeceği yüce otoritenin vahdaniyetinin, yani birliğinin bir gereğidir.
MELİK:
Melik kelimesi, malik ve sahip olmak anlamlarına gelir. Kelime, hem bir şeye
sahip olmayı, hem de kuvvetli olmayı çağrıştırır. Nitekim Allah için “
İnsanların Meliki” denirken, insanlar üzerinde mutlak tasarruf sahibi olduğu
anlatılmak istenir. Kur’anda Allah’ın mülkün tek sahibi olduğu defalarca
vurgulanmıştır.
İnsan yeryüzünde halife olduğu, yani Allah adına yeryüzünde tasarrufta
bulunacağı için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi bir meliklik yetkisi
tanınmıştır. Bu yetki, hiçbir zamanda mutlak anlamda olmadığı ve insanın keyfine
bırakılmadığı gibi, Allah’ın yeryüzündeki hayatın gereği olarak çeşitli
biçimlerde, renklerde, yeteneklerde ve mesleklere sahip olacak şekilde yarattığı
insanlarda, önce bütün olarak bu meliklik yetkisine sahiptirler; yani, herkesin
belli bir tasarruf sahası vardır, ama bu tasarruf, hiçbir zaman mutlak değil,
sınırlı ve Allah’ın tanıdığı alanda bir emanettir.
“ Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah’a aittir” (Maide. 18)
Mademki mutlak anlamda mülk Allah’ındır, öyleyse insanlar Allah’ın kendilerine
mülkünden verdiği kişileri kıskanmamalı, onların mülkünü gasbetmeğe kalkışmamalı
ve mülk sahipleri de üzerine düşeni yerine getirmelidir.
Allah, bazen elçilerini hem rasul, hem melik kılar. Buna H.z Davut ve Hz.
Peygamberi (as)’ları örnek gösterebiliriz. Bazen de Peygamberlerin yanı sıra
başka melikler de var eder. Nitekim İsrailoğullarında aynı zamanda birden fazla
ve birbiri peşi sıra nebiler bulunabildiği gibi, nebilerin emrinde melikler de
bulunabiliyordu.
Allah yeryüzündeki melikliğini, kendi seçtiği ve kendilerine ilim, hikmet verip,
te’vil öğrettiği kişiler aracılığıyla yerine getirir. Temelde Allah’ın iradesi,
yeryüzünde Kendi mülkünün, yani melikliğinin hâkim olması şeklindedir ve bunun
için dilediği insanları seçerek, onlar aracılığıyla Melikliğini gerçekleştirmek
ister ve seçimini de hiçbir zaman insanların keyfine bırakmaz. Çünkü O, mülkünde
dilediği gibi tasarruf eder.
Ama insanlar Allah’ın iradesi doğrultusunda değil de, kendi keyfi iradeleri
doğrultusunda gider ve Allah’ın seçtiklerinin melikliğini kabul etmezlerse, bu
kez Allah başlarına hak ettikleri meliki getirir.
|
|
Abdullah BÜYÜK |
|