Kalbin Sesi - Aile
|
Çeşitli Yönleriyle Kadın |
1-KADIN VE NİKAH
Kur'an-ı Kerim'in ayeti kerimelerine ve nebevi sünnetin açık beyanlarına göre
nikah, hayatın her halinde yani hem rahmetlerinde ve hem zahmetlerinde ebedi bir
arkadaşlık anlaşması ve ebedi bir ortaklık sözleşmesidir. Her iki tarafın samimi
istekleri, hür iradeleri ve tam rızasıyla icap kabul şeklinde gerçekleşen
mukaddes bir ahid, bir karşılıklı güven sözleşmesidir. Şahitlerin huzurunda iki
tarafın bizzat ifade ve ikrarları ile meydana gelen bir akittir. İki tarafın
birinde bulunabilecek eksiklik diğerinin kemaliyle; birinin zayıflığı, diğerinin
gücüyle ortadan kaldırılır ve nikah sayesinde kamil bir bütün meydana gelir.
İslam dininde nikah, karşılıklı bir güven sözleşmesi ve sorumluluğu ağır bir
anlaşmadır. Hem de sağlam, ebedi ve mukaddes bir misakür. Kadın, sevgi gücüyle
erkeğe bağlandıktan sonra nikah anında ondan sağlam misak alır. ". Onlar
sizlerden sorumluluğu ağır bir sözleşme almışlardır." (4 Nisa, 21) ifadeleri
bunun Kur'an-ı Kerim'deki veciz, güzel bir beyanıdır.
Nikahta eşlerin her biri, bir bütünün öbür yarısı olur. Nikah, iki tarafın
isteği ve sevginin gücüyle akdedildikten sonra birbirlerine sevgi ve saygı
göstermek eşlerin en büyük vazifesi olur. Nikahın bütün vazifelerine riayet
etmek, hukukuna her zaman saygı göstermek, her iki taraf için de zorunlu olur.
Hürmet, muhabbet ve rahmet ancak birlikte yaşamaya karar veren hayat arkadaşları
arasında bulunabilir. Aile yuvası muhabbet, hürmet ve rahmet esasları üzerine
kurulursa, fakir de olsa
mesut Cennet ailesi Olur. (Carullah Musa, Hatun, 75-76, Kitabiyat, Ank./2000)
2- KADIN VE İSTİŞARE
Peygamber Efendimiz, hanımlanyla oturur konuşur, hatta bir arkadaş gibi onlarla
bazı meselelerin müzakeresini bile yapardı.
Peygamber Efendimiz'in, onların düşünce ve fikirlerine kesinlikle ihtiyacı
yoktu; çünkü O, vahiy ile desteklenmişti. Ancak O, ümmetine birşeyler öğretmek
istiyordu. Bu da; kadın o güne kadar olanın aksine, çok yüksek bir yere
oturtulacaktı. Peygamber Efendimiz bunun pratiğine de yine kendi evinden
başlıyordu.
Hudeybiye anlaşması yapılır. Bu arada Peygamber Efendimiz, kendisiyle umreye
niyet edenlere, kurbanlarını kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emreder. Ancak
sahabe, "Acaba verilen kararda bir değişiklik olur mu?" düşüncesiyle meseleyi
ağırdan alırlar. Peygember Efendimiz, emrini bir defa daha tekrarlar. Fakat,
sahabenin ümitli bekleyişi değişmez. Sahabedeki bu durumu sezince hemen çadırına
girer ve hanımı Ümmü Seleme validemizle istişare eder. Hz.Ümmü Seleme validemiz:
"Ya Resülallah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet eder ve
mahvolurlar. Fakat Sen, kendi kurbanlarını kes ve onlara birşey demeden de
ihramdan çık. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca ister istemez Sana
itaat edeceklerdir." Peygember Efendimiz hemen bıçağını eline aldı ve çadırından
çıkarak, kendisine ait kurbanları kesmeye başladı. O daha birkaç kurban kesmişti
ki, sahabe de kendi kurbanlarını kesmeğe koyuldular, (Buhari, Şurût, 15)
"Allah'a yemin olsun ki, Resülullah, sizin için Allah'a ve ahi-ret gününe
kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir." (Ahzab,
21)
3- KADIN VE SEYAHAT/YOLCULUK
Bu konuda bizlere gelen hadisler etrafında fikir üreten geçmiş alimler ve
muhaddisler, hadislerin zahiri durumu ve o günün yolculuk şartlarını da göz
önünde bulundurarak kadının mahremsiz yolculuğa çıkmayacağına (haklı olarak)
hükmetmişlerdir.
(Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, 3/426-427)
Bu konudaki hadisler yanında "Bir kadının Hira'dan kalkıp Mekke'ye gidebileceği
kadar güvenli günlerin geleceğini" hadisi de göz önünde bulunduran bir kısım
Şafii alimleri ile günümüzün fıkıhçılan, kadının ancak mahremi ile sefere
çıkmasının illetinin "Yol güvenliği" olduğunu belirtmişlerdir.
Özellikle Resülullah (s.a.v.) zamanını düşünelim. Yollarda emniyet yok, iletişim
vasıtalan kısıtlı, suçluyu takip ve yakalama çareleri az. Bu şartlar içinde
kadının yanında yakını bulunmadan bir kaç gün sürecek bir yolculuğa çıkmasını
yasaklamak kadar makul
bir tedbir olamazdı. (Karaman Hayreddin, İslam Işığında Güncel Meseleler, 1/242)
Ancak hükümler illetlere bağlıdır. İllet değişince hüküm de değişir.
Asrımızda durum değişmiştir. Yolculuk, en az 100 veya daha fazla yolcunun
bindiği bir uçak, tren veya otobüsle yapılması halinde, yalnız başına yolculuk
yapan bir kadın hakkında korkmaya gerek yoktur. Dolayısıyla bu hususta dinen
kadın hakkında bir günah yoktur ve hadise muhalefet de sayılmaz.
Nitekim, Hz.ömer döneminde Hz.Aişe ve mü'minlerin annelerinden bir grup,
yanlarında mahremleri olmaksızın haccetmişlerdir.
Sonuç olarak, anarşi ve terör korkusu olmayan, güvenilir güzergahlar da kadın da
mahremi olmadan yolculuk yapabilir.
(Prof.Dr.YusufEl-Kardavi, Çağdaş Meselelere Fetvalar, 2/16-17)
4- KADIN VE ÇOCUK
Müslüman ve olgun bir kadın, şu gerçeği hiçbir zaman gözardı etmemelidir.
Çocukların kişilikli yetişmesinde annenin rolü ba-banınkinden çok daha büyüktür.
Çünkü çocuklar zamanlarının çoğunu anneleriyle geçirir. Bu yüzden anne
çocuklarıyla ilgili bütün özel durumları yakından bilir ve tanır.
Dinin gereklerini bilen anne, onun hayatla ilgili yetişme kurallarını takdir
edebilen bir kadın, çocuklarına yönelik, Kur'an'ın ön gördüğü her türlü eğitimi
de bilir ve bunun idrak ve şuurunda olur.
Anne, çok dikkatli bir şekilde İslam'ın her manadaki hassas eğitimini
çocuklarına vermelidir. Onları topluma yararlı birer kimse olarak
yetiştirmelidir. Hepsini en üstün ahlakla eğitmelidir. Çünkü insanlık hayatında
ahlak çok önemlidir.
Müslüman anne ve babanın çocuklarını en iyi bir şekilde yetiştirmeleri, en büyük
görevlerinden biridir.
Yetişen büyük ve seçkin dahilerin varlığı, aslında büyük ve seçkin, değerli
annelerin varlığı ile mümkündür.
Anne çocuklarına, onları sevdiğini hissettirir. Çocukları arasında ayırım
yapmaz. Onların yetişmesinde ve olgunlaşmasında hep iyiyi telkin eder.
Anne kucağı, çocuğun ilk okuludur, his ve dünyalarının gelişmesinde ilk yerdir.
Anne, çocuğu için uygarlığı oluşturan kahramanların İlkidir. Çocuğun İlk
hocasıdır. (Haşimi Muhammed Ali, Müslüman Kadının Şahsiyeti, 323-349, Ravza)
5-KADIN VE EV İŞLERİ
Kadının ev işlerini yapmak zorunda olmadığını, ancak yapmasının daha uygun
olacağını Ömer Nasuhi Bilmen şöyle ifade eder:
"Bir kadın aslında, kocasının hamurunu yoğurmaya, ekmeğini pişirmeye, evini
temizlemeye ve bu gibi diğer hizmetlerini görmeye hükmen mecbur değildir. Fakat
daha doğru olan bu gibi hususlarda adetin cereyanına bakmaktır. Kadınlar
yapmaları adet olan hizmetleri yapmaktan kaçınmamalıdır." (Bilmen ö.Nasuhi,Istılahı
Fıkhiyye Kamusu, c.2, sh.169)
Nitekim, sahabelerin hanımlarının kocalarına hizmet ettikleri, ev işlerini
yaparak onlara yardıma oldukları bilinen bir gerçektir.
Peygamber Efendimiz'in kızı Fatıma, el değirmeni kullanmaktan ellerinin yara
olduğu hatta sadece değirmen çevirmeyip, su da taşıdığı, ev de süpürdüğü, yemek
de pişirdiği bilinmektedir.
(Ebu Davud, Harac, 20, Edeb, 109; Buhari, Nafakat, 11)
Kadın, eşine ve çocuklarına Allah rızası için hizmet ederek öncelikle Rabbinin
rızasını kazanır. Sonra yuvasında huzurlu ve mutlu bir ortam meydana gelmesine
katkıda bulunmuş olur.
İslam kendisini ev işleri ile hukuken görevli tutmadığı halde eşine hizmet etmek
için yaptığı ev işlerindeki kusurlarından dolayı kadına kötü söz ve davranışta
bulunulması dinen yasaktır. Esasen buna kimsenin hakkı da yoktur.
Peygamber efendimiz'in sünnetine göre sofraya konan yemek hoşa gitmediği
takdirde tenkit edilmemesi gerekir. (Buhari, Menakıb, 23, Et'ıme, 21) O hiçbir
yemeği ayıplamamıştır. İsteği var ise yer, yok
ise bırakırdı. (Müslim, Eşribe, 128)
6- KADIN VE NAFAKA
Aile reisi erkekler eşinin, çocuklarının ve aile fertlerinin, muhtaç yakınlarına
bakan erkekler de onların nafakalarını karşılamakla yükümlüdür.
Evlilik içinde kadının her türlü normal masrafı kocaya aittir. Kur'an-ı Kerim'de
(Talak, 6) ve Peygamber Efendimiz'in hadislerinde nafakanın kocaya ait olduğu,
erkeğinin yediğinden karısına da yedirmesi, giydiğinden giydirmesi gerektiği
açıkça belirtilmiştir. Kocanın, karısının nafakasını karşılamakla yükümlü olması
için zengin olması gerekmediği gibi kadının fakir olması da gerekmez. Kadın
zengin de olsa masrafları kocaya aittir.
Karı-kocanın oturacakları evin temini, döşenip tefriş edilmesi kocaya aittir.
Bunun dışında kocanın karşılamakla yükümlü olduğu diğer masraflarının kapsamı ve
seviyesi daha çok örfe ve karı-kocanın sosyal konumuna göre belirlenmektedir.
Nafakanın normal yerine getirilme şekli kocanın evinin her türlü masraflarını
üstlenmesidir. Kocanın bu görevi yerine getirmediği durumlarda kadın mahkemeye
başvurarak kendisine nafaka takdir ettirebilir. Nafakanın miktarını tesbitte
karı-kocanın mali ve sosyal konumlan birlikte dikkate alınır. Takdir edildiği
halde karısının nafakasını ödemeyen kocanın bu borcu zorla icra yoluyla tahsil
edilir.
İddet beklerken kadınların nafakalan belirli şartlarda kocalan üzerinedir.
Haksız yere kocasının evinden çıkan hanıma nafaka verilmez.
Kadının sebebiyet verdiği bütün aynlıklarda, hanıma nafaka
Verilmez. (İlmihal 2, İslam, sh.219-223)
7- KADIN VE EĞİTİM-ÖĞRETİM
Kadınlar da erkekler gibi mükelleftirler. Her çeşidiyle ibadetler, kadınlar için
de söz konusudur. İbadetlerle ilgili, öğrenilmesi gereken pekçok hüküm vardır.
Aynı şekilde; alım-saüm, kiralama, vekalet gibi hukuki tasarruflarda kadınla
erkek ortaktır ve bunlar kadının iradesine bağlı olarak kullanabileceği haklan
cümlesindendir.
Kadınların kendilerine farz olan ilimleri, evlerinde öğrenme
imkanları olmaması halinde, öğrenmek üzere çıkmaları haklarıdır. Zorunlu olan miktannda kocanın buna engel olma hakkı yoktur.
Kadının öğretimine karşı, cahiliyetten kalma karıaatleri yıkmak için olmalı ki,
erkekler ayrı olarak zikredilmediği halde, kızların eğitilmesinden özellikle söz
edilir.
"Üç sınıf vardır ki, iki defa ecir alacaklardır. Ve bir adam ki, yanında bir
cariye (kız) vardır ve o da onu çok güzel eğitmiş ve çok güzel öğretmiştir." (Buhari,
ilim, 31)
"Kimin üç kızı veya üç kız kardeşi ya da iki kızı veya iki kız kardeşi olur da
onlara hüsnü muaşerette bulunur ve onlar hakkında Allah'tan korkarsa cennet' e
girer." (Tirmizi, Birr, 13)Tarih boyunca tefsir, hadis, fıkıh vb. dallarda
hatırı sayılır kadın alimlerin yetişmiş olması, İslam'da kadının öğretim ve
eğitimine verilen değerin boyutlarını göstermesi açısından önemlidir. Sahabe
içerisinde HzAişe, Vatıma, Ebu Bekir'in kızı Esma, Ümmüd-Derda fetva verecek
düzeyde fıkıh bilmekle meşhur kadınlardandır.
8-KADIN VE DAYAK
Bu konunun delili Kur'an-ı Kerim'de Nisa suresinin 34. ayetidir. Geçimsizlik
başlatan kadınlara gül gibi yüz, bal gibi sözle nasihat etmeli. Nasihat fayda
vermediği zamanda yatakta üç günü geçmemek kaydıyla ayrı durmalı. O da fayda
vermiyorsa yüzüne vurmadan, kemiğini kırmadan vücudunda iz bırakmadan, doktorun
cinnet halindeki hastasını kendine getirmek için vurduğu gibi dövülür.
Konuyu şöyle özetleyebiliriz:
1- Kadının dövülmesini gerektirecek davranışlar çok az olduğu için, kadını dövme
İslam'da hoş karşılanmamıştır. Sebepsiz olarak dövmek caiz değildir.
2- Sebepleri bulunduktan sonra başka çaresi de bulunamayan dövme, karıgren olup
kesilmeye yüz tutmuş uzvu kurtarmak için bir son çare ve acı bir ilaçtır.
3- Kafa kaldıran kadınların bir kısmı mozohisttir; kocasını bir
yiğit rolünde ve otoriter görmek ister, hatta dövülmekten hoşlanır ve rahatlar.
4- İslam'a bu noktada karşı akanların pek çoğu, daha durum İslam'ın dövmeye izin
verdiği aşamaya gelmeden hanımlannı döverler, pek çoğu da onlardan boşanırlar.
Hatta hanımlarının
kolunu-başını kıranlar da olur. İslam bunların hiçbirine izin vermez. Ne sebeple
olursa olsun, hanımının bir uzvunu kıran, ona diyet ödemek zorunda bırakılır.
5- Dövmeye izin verilme noktasına geldikten sonra da kadının yüzüne vurulmaz;
incitici ve iz bırakıa şekilde dövülmez.
Dövmekten gaye Onun caydırıcılıhıdır. (Beşer Faruk, Hanımlara Özel Fetvalar 1-2,
sh.176-177)
Dayak kişinin çarelerinin bittiğini, güçsüzlüğünü gösterir.
9-KADIN VE TESETTÜR
İslam alimleri, kadının avreti ve elbisesi ile ilgili olan bütün ayet ve
hadisleri göz önünde bulundurarak kadın elbisesi için aşağıdaki özelliklerin
şart olduğunu belirlemişlerdir:
1- "Cilbab" ayetinde anlatılan biçimde bütün bedeni örten bir elbise olmalıdır.
2- İnce ve şeffaf olmamalıdır.
3- Dar olup vücut hatlarını belli etmemelidir: Dar elbise giyen kadını
Resülullah Efendimiz çıplak saymış ve cehennemlik olduğunu bildirmiştir.
(Müslim, Libas, 125)
4- Kokusunu yabanalar duymamalıdır: Peygamber Efendimiz, kokuyu çok övmek ve
tavsiye etmekle beraber, başkalarının duyacağı şekilde koku sürünüp çıkan
kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir.
5- Kadının elbisesi, erkek elbisesine benzememelidir.
6- Elbisenin kendisi de süslü olmamalıdır. Çünkü kadınların yabanalara
zinetlerini göstermeleri ayetle yasaklanmıştır. Kadınların yabanaya göstermediği
elbisesi istediği kadar süslü olabilir.
7- Kadının giysileri, Gayr-i müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir. Çünkü
Efendimiz: "Kim hangi millete benzerse, ondandır." (Ebu Davud, Libas, 4)
buyurmuştur.
8- Üzerinde Kur'an-ı Kerim ayetleri işlenmiş olmamalıdır.
9- Ayakkabılar dikkat çekecek derecede ses çıkaracak türden, renkten ve modelden
olmamalıdır. Allah; " . Gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere
vurmasınlar." (Nur, 31) buyurmuştur.
10- KADIN VE İBADET
Müslüman kadın Rabbine ibadette mutlaka dürüst ve titiz davranır. Yüksek bir
himmetle ona yönelir. Çünkü Müslüman kadın dini amellerle yükümlü olduğunu
bildiği gibi, bunların Yüce Allah tarafından tüm erkek ve kadın müslümanlara
farz olduğunu da bilir. Bundan dolayıdır ki o, İslami farizalarını yerine
getirir. Onun rükünlerini çok güzel bir şekilde eda eder. Bu hususta herhangi
bir ruhsata kaçmadığı gibi, tembellik de göstermez ve
ayni zamanda hiçbir aşırılığa da kaçmaz. (Haşimi Muhammed Ali, Müslüman Kadının
Şahsiyeti, sh.32)
Kur'an-ı Kerim'de kadınların ve erkeklerin yaptıkları işlerin karşılıklarını
görecekleri ve bu konuda kadınların aynı haklara sahip oldukları zikredilmiştir.
Arap dilinin özelliği sebebiyle, kadın-erkek beraberce zikredilecekleri zaman
bu, sadece erkekler için değil, ortak kullanılan kelimelerle ifade edilir. Bu
kelimeler erkekler için kullanılan kelimeler olmasına rağmen kadınları da ifade
etmektedir. Fakat zaman zaman bu ifade tarzından farklı olarak kadınlar,
erkeklerle yan yana zikredilmiştir.
Müslüman kadın beş vakit namazını kılar. Beş vakit namazla yetinmez ve nafile
namazları da kılar. Çünkü nafile namazların kılınması kulun Allah'a yaklaşmasını
sağlar.
Müslüman kadın malının zekatını da verir. Ramazanda orucunu tutar. Genel olarak
erkeklerin yükümlü olduğu ibadetlerle kadınlar da yükümlüdür. Bunun çok az
istisnaları vardır.
11- KADIN VE NAFİLE
Allah'a yakın olmanın, Allah katında en makbul yol, Allah'ın emrettiği farzları
yerine getirmektir. Kul, işleye geldiği farzlara ilave olarak yapacağı
nafilelerle Allah'a yakınlıkta mesafe alabilir.
Ancak farzları ihmal edip nafilelerle meşgul olmak, insanı kesinlikle böyle
mutlu bir sonuca götürmez.
Önce farzları sonra da nafileleri işlemeye devam eden müslüman, sürekli mücadele
içinde olan insan demektir. Bu ısrar ve devamlılık neticede, Allah'ın rıza ve
sevgisini kazandırır. Allah bir kulunu sevince de artık o kul, en büyük ve
yegane desteği elde eder. Onun her işi düzgün olur. Tüm organları, görevini
isabetle yerine getirir. Allah'ın yardımı ve hidayeti her işinde görülür.
İstekleri yerine getirilir. Korunmayı dilerse, tehlikenin boyutu ne olursa
olsun, Allah onu korur. Çünkü seven, sevdiğini yardımsız bırakmaz.
Nafileler bütün ibadetlerimizle ilgili olabilir. Nafile namaz, nafile oruç,
nafile hac, nafile zekat yani farz olanın dışında verilen sadakaların hepsi ve
daha birçok hayırlar bu sınıfa girerler.
"Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı
düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa kaybeder
ve zararlı çıkar. Şayet farzlardan bir şey noksan çıkarsa, Aziz ve Celil olan
Rabbi; 'Kulumun nafile namazları var mı, bakınız?'der. Farzların eksiği
nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba Çekilir."
(Tirmizi, Mevakit, 188)
12-KADIN VE GECE
"Gecenin bir bölümünde de uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere nafile kıl; ola
ki bu sayede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır." (isra, 79)
"Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp ibadet ettikleri için vücutları yatak
yüzü görmez." (Secde, 16)
Vücutları yatak yüzü görmediği belirtilen kimseler, geceleyin kalkıp Allah
rızası için ibadet eden, namaz kılan, dua eden kimselerdir.
Geceleri kalkıp ibadet eden kimselerin mükafatı Secde suresi 17. ayette şöyle
belirtilmektedir:
"Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel
nimetler hazırlayıp saklandığını bilemezler."
Ayeti kerimede bu mükafatın büyüklüğünü hiç kimsenin tahmin ve hayal edemeyeceği
belirtilmektedir. Onun ne büyük ve erişilmez bir mükafat olduğunu sadece Allah
bilir. Peygamber Efendimiz, Allah'ın has kulları için hazırladığı bu mükafatı
hiçbir gözün göremediği, hiçbir kulağın duymadığı bu büyük lütfun hiçbir insanın
hatır ve hayalinden geçmediğini söylemiştir.
"Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su
serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp
namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu
kaçıran kadına da
Allah merhamet etsin." (Emi Davud, Salat, 307; Nesai, Kıyamül-Leyl, 5)
13- KADIN CEMAAT VE BEY'AT
Kur'an-ı Kerim'de; "Ey iman edenler, Allah'a itaat edin. Pey-gamber'e ve sizden
olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu,
Allah'a ve Peygamber'e götürün. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bu
hem hayırlı ve netice itibariyle daha güzeldir."
Hz.Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki; "Her kim imama (ulul emre) itaatten bir el
kadar ayrılırsa, kıyamet gününde Allah'a ameli hususunda lehinde hiçbir hücceti
olmayarak kavuşacaktır. Her kimde boynunda bey'at olmadığı halde ölürse cahiliye
ölümü ile ölür."
Sahabeyi Kiram, Rasülullah'ın vefatından sonra en önemli iş olarak imam (ulul
emr) tayin etme işini görmüşlerdir. İbni Abi-din; "Bir halife vefat etti mi
yerine başkası seçilmedikçe defnedilmez, hükmünü zikreder."
Kadınlar da erkekler gibi teklife muhatap ve halife sıfatına haizdirler. Akıl
baliğ olan her mü'min erkek ve kadının siyasi hakları mevcuttur. Hz.Peygamber
(s.a.v.), erkek ve kadın, herhangi bir ayırım yapmadan hepsinden bey'at aldığı
(Müntehine, 12) mütevatir haberlerle Sabittir. (MuhammedHamidullah, İslam Müesseselerine Giriş,
112)
Cemaati organik bağla birbirine bağlayan bey'attır. Bunun 7 unsuru vardır:
1- Cemaatin kendi hür iradesi ile seçmiş olduğu bir başkan.
2- İstişare heyeti.
3- Şer'i hakim.
4- Emirin haftalık talimatlarını cemaate duyuran Cuma İmamı.
5-Halkla ilişkiler.
6- Mali gelir ve giderlerin kontrolü.
7- Emniyeti sağlayan sulta.
Müslüman kadın kendisini koruyan gücü cemaatte hissetmelidir.
14- KADIN VE HİZMET
Müslümanlara davet görevi yükleyen ayet ve hadisler, onlara bu görevi hemen
hemen hiç kadın-erkek ayrımı yapmadan yükler. Bazen de açıkça her iki cins
zikredilir.
"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar da birbirlerinin velisi-dirler. İyiliği
emreder, kötülükten sakındırırlar." (Tevbe, 71)
Bu ayet, müslüman kadınları aynı zamanda eğitim ve öğretime de mecbur tutar.
Çünkü; "Vacibin kendisiyle tamam olduğu şey de vaciptir." Buna binaen davet,
eğitim ve öğrenimsiz olmayacağına göre, kendisine davet görevi yüklenen kadın,
onunla ilgili hükümleri ve alt yapı durumundaki bilgileri bilmek zorundadır.
Hanımlara hitabeden bir ayetteki ". iyi sözler söyleyin" (Ah-zab, 32) ifadesine
dayanarak İbni Abbas kadınların "İyiliği anlatmakla" emrolunduklarını
söylemiştir.
Kadının daveti söz konusu olunca, günümüz için onun konuşması, yazması,
gerektiğinde erkeklere hitap etmesi, konferans vermesi, vaaz etmesi, onlarla
karşı karşıya gelmesi gibi meseleler öne çıkar, onun sesi ve kapanması söz
konusu edilebilir. Ama Hanefi'ler ve diğer bazı İslam hukukçularına göre kadının
elleri ve yüzleri kapatılması gerekli "avret" olmadığı gibi, İslam
hukukçularının çoğunluğuna göre de kadının sesi de avret değildir. Buna binaen,
İslam'da kadının gönüllü ya da örgütlü olarak böyle bir işi üstlenmesi caiz
olmaktan öte bir hak ve bir görevdir. (Beşer Faruk, Kadının Çalışması Sosyal
Güvenliği ve İslam, sh.138-139, Nun Yay. İst/1995)
15- KADIN VE MİRAS
İslam Hukuku, miras konusunda, modern hukuktan farklıdır. Buna göre, bazt
müstesna meseleler hariç kadına bir, erkeğe iki esası geçerlidir. Sebebi
Allah'ın buyurmasıdır. "Allah'ın, evlatlarınız hakkındaki hükmü; erkeğe iki
kadın payı olmasıdır." (Nisa, 11) Önce müslüman'ım diyen herkes bunu böyle kabul
eder. Ancak bunun hikmetlerinden söz edilebilir. Meselâ:
1- İslam evlenmeyi teşvik etmiş, kadınla erkeği bir bütünün parçalan olarak
vasıflandırmıştır. Evlenen çiftler, her şeyleriyle bir bütün oluştururlar.
Dolayısıyla birinin az, diğerinin çok miras alması sonucu hiç etkilemez.
2- İslam'da devamlı kazanan durumunda olan erkek çocuk, ağır işlerde kendisine
arka çıkmayan kız kardeşinin de mirastan kendisi kadar pay almasını
hazmedemeyecek ve ona karşı gizli bir kin ve nefret duygusu taşıyacak ve
aralarına soğukluk girecek, akrabalık ilişkileri zayıflayacaktır.
3- Yine İslam'da diyet gibi mali cezalar, karının ve çocukların nafakası erkeğe
yüklenmişken, mirastan eşit pay alması erkeğe haksızlık olacaktır.
4- Çiftlerin kurdukları yuvaya teorik olarak eşit mal getirmeleri halinde "Kefaet"
in dengesi bozulacak, kadın evin reisi olan kocasına karşı daha minnetsiz ve
pervasız olacak, aile yuvası daha kolay dağılmaya maruz kalabilecektir. (Beşer
Faruk, Hanımlara
Özel Fetvalar 1-2, sh.167-168)
16- KADIN VE AKRABALARI
Kur'an-ı Kerim ve sünneti seniyyede akrabaya karşı iyilik yapmamızı isteyen
emirler, ahlaksız ya da dinsiz olan akrabayı ayırmamıştır. Kişinin sosyal
güvenliğini, yani asgari şartlarda insanca yaşayabilmesini temin edecek maddi
yardım ona öncelikle yakınları tarafından verilmeli ve dinine bakmadan elinden
tutulmalıdır.
Verenin kültür seviyesi müsaitse, vermesinin ve ilgilenmesinin ardından ona bazı
gerçekleri duyurmalı, yani tebliğ görevini yapmalıdır.
Akraba ile iyi ilişki, onları ziyaret ve gözetme birçok ayet ve hadisle
emredilen bir görevdir ve önem sırası da en yakından en uzağa doğrudur. Anne
baba başta gelir.
Dininin emir ve yasaklarını bilen bir müslüman kadın akrabalarıyla bağlarını
sürdürmenin rızkı için, ömrü için bereket olduğunun idrakinde olur.
"Akrabalarıyla bağlarını koparan kimse, cennete giremez." (Buharı, Edeb, ll;Müslim Bin, 18-19)
Bir müslüman kadının akrabasıyla bağı koparmanın cennetten yoksunluk olacağını
bilmesi kendisi açsından yeterlidir. "İçinde akrabasıyla ilgisini kesmiş kişi
bulunan bir toplum
Üzerine rahmet İnmez." (Buhari, Edebül Müfret, 36; Tebrizi, Mişkatül Mesabih,
3/1397)
Müslüman kadın, onlar ilgi ve bağlarını kesmiş olsalar bile uzak ve yakın
akrabasıyla alakasını kesmez.
"Asıl sılayı rahim yapan kimse, bundan dolayı bir karşılık değil, aksine onunla
bağlarını akrabası kestiği halde kendisi sürdürendir. " (Ahmed, Müsned, 3/438)
17-KADIN VE İTAAT
İtaat olgunlaşmış iman ağacının meyvesidir. Ve ancak sevgi ve bağlılıkla
sulanırsa elde edilir. İtaat, Allah'a yaklaştıran ve nefsi terbiye eden bir
kavramdır ve itaat Allah için ve O'nun yolunda olursa güzel ve ulvîdir.
Kur'an-ı Kerim inananın itaat mekanizmasını, çalışma formülünü sırasıyla şöyle
aktarır:
"Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz, Allah'ın elçisine itaat ediniz ve sizden
olan idarecilere itaat ediniz." (Nisa, 59) Allah ve Resulüne mutlak bir itaat
söz konusudur. Onlardan başkasına itaatimiz şarta bağlıdır, Allah'a ve Resulüne
isyan etmedikleri ve ettirmedikleri sürece.
"Allah'a isyan hususunda mahlukata (insanlara) itaat yoktur."
"İyi ve fayda verici şeylerde itaat ediniz." (Ahmed, Müsned, 1/409, 5/66)
O halde, görülüyor ki, amirin (emredenin) her emri memuru sorumluluktan
kurtarmaz. Allah'a isyan noktasında kocanın herhangi bir emri de kadını
sorumluluktan kurtarmaz. Fakat itaat etmenin vacip olmamasından, mutlaka isyan
etmenin gerekli olduğunu anlamak da yanlış olur.
Kadının itaati daha kolay ve daha güzeldir. Kadının duygusal yapısı ve yumuşak
huyluluğu itaati kolaylaştırır. Eğer kadına, Allah ve Resulüne isyan söz konusu
edilirse, yumuşaklık gitmeli ve kararlılık gündeme gelmelidir. Müslüman kişinin
itaat etmesi, onun görevidir, hoşuna gitse de gitmese de; ancak günah işlemeyi
emredene itaat yoktur. (Yazır Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, c.3, sh.14, Azim)
18-KADIN VE TALAK
Talak, nikah akdini feshetmek, akdin bağını çözmek ve hatunu/hanımı boşamak
demektir.
". Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın."
(Nisa, 34) ayeti kelimesiyle talak hem nehyedilmiş hem de nefyedilmiştir. Nehiy
kılınmak cihetiyle talak haram olur, nefy kılınmak cihetiyle de zaruret olmadan
özürsüz talak vaki olmaz, geçersiz sayılır. Meşru bir mazerete binaen helal
olabilecek talak ise "Allah'ı gazaba getiren (helal) bir şey varsa, o da
talaktır." (Ebu Davut, H.NO:1862; Feyzul-Kadir, ı/79) hükmüyle en fena bir amel
sayılmıştır.
Sosyal hayatta nikahın büyük maslahatlan vardır. Ancak nikahın büyük maslahatlan
sadece nikahın kıyılmasında ve nikah akdinin devamında değil, bilakis iki
tarafın anlaşmalarında ve muhabbetlerindedir. İki taraf arasında anlaşmazlık
meydana gelir, bir tarafta muhabbet bulunmazsa, eşler arasında kin ve nefret
hakim olur, evlilik hayatı iki taraftan birine yahut her ikisine azap olursa,
nikah büyük bir esaret haline gelir ve o vakit boşanma zorunlu olur. Talak
nikahın maslahatlarını yıkmış olmaz, bilakis o maslahatların en makul koruyucusu
olur. "Allah katında en sevimli şey bir insanı özgürlüğüne kavuşturmaktır."
hadisine göre
iki esirden birini nikah bağından kurtarmak yani talak bu gibi durumlarda
özgürlüğe kavuşmak manasında istenen bir şey olur.
Boşanma sadece zorunlu durumlarda ve sadece zaruret halinde katlanılabilecek bir
çözümdür ve büyük sosyal nimettir. (Carullah Musa, sh.95-96)
19- KADIN VE SESİ
Kadının sesinin avret olduğunu, ya da olmadığını açıkça bildiren ayet ve hadis
bilmiyoruz. Fıkıhçılar bu konuda bazı ayet, hadis ve benzerlerinin
işaretlerinden yararlanmış ve bazı şeyler söylemişlerdir.
Hanefi Mezhebinin görüşü özetle şöyledir:
1- Kadının sesi her halükarda avret değildir. Avretlik ve mahremiyet konularında
çok titiz ve diğer kadınlardan daha dikkatli davranmaları istenen Resülullah
(s.a.v.)'ın zevceleri, validelerimiz dahi sahabe ile konuşurlar, sahabe de
onlardan dini hükümleri dinlerlerdi.
2- Kadının yabana erkekle konuşurken sesini inceltmesi, kırıla-döküle, edalı,
endamlı ve kadınsı kadınsı konuşması caiz değildir. Ancak bu sesinin avret
olduğu için değil, bu tür konuşmanın erkekte haram duygular (fitne) uyandıracağı
için böyledir.
3- Kadının ezanı ve kameti fitne söz konusu olacaksa yabancı erkeklerin duyacağı
şekilde Kur'an okuması da aynı illetten ötürü caiz görülmemiştir.
4- Kadının, yabancı erkeklerin duyacağı şekilde besteli, makamlı ve nameli
şarkı, türkü, mevlit, gazel, ilahi vb. okuması caiz değildir.
5- Kadınların, seslerini ikinci maddede anlatılan şekilde ezip büzmeden ve bunu
mahzurlu kılacak, mahremiyetle ilgili başka sebepler de yoksa, erkeklere hitap
etmeleri caizdir. (Beser Faruk, Hanımlara Özel Fetvalar 1-2, sh.143, Nun Yay.)
20-KADIN VE ZİYNET Kadını süsleyen her şeye kadın
ziyneti denir. İster yaratılışındaki ziynet olsun; yüz, saç ve vücut güzelliği
gibi, ister suni olsun; elbise, gerdanlık ve boyalar gibi. Kadın bütün bunları örtmekle yükümlüdür.
Ancak adet ve yaratılışın dışarıda kalmasını gerektirdiği yerler müstesnadır. O
da, sade, boyasız, rujsuz yüz ve ellerdir.
"Ziynetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesna." (Nur, 31)
Yüz ve eller hakkındaki müsaadenin sırrı şudur: Onları örtmekte kadın için büyük
bir zorluk vardır. Bilhassa çocuklarının nafakalarını temine çalışan dul ve
kocasının yardımına koşan fakir kadınlar için.
Nur suresinin şu ayeti: "Mü'min erkeklere söyle, gözlerini harama bakmaktan
sakınsınlar." (Nur, 30) Asrı Saadette kadınların kendi yüzlerini örtmediklerini
açıkça göstermektedir. Zira eğer yüzlerini de kapatmış olsaydılar, "Gözlerini
sakınsınlar" emrinin hiçbir anlamı kalmazdı. Çünkü o takdirde ortada görülecek
ve bakılacak hiçbir şey yoktur.
Bütün bunlara rağmen müslüman bir kadın için en iyisi süsünü hatta yüzünü bile
mümkün mertebe örtmeye çalışmalıdır. Bilhassa güzel kadınlar için bu elzemdir.
Çünkü onlara meftun olmak İhtimali ÇOk kuvvetlidir. (Aysel Zeynep, İslam'da
Kadın Hakları 1,sh.215/Esra)
21- KADIN VE YÖNETİM
Kadının seçmen hakkının olmadığına dair herhangi bir nas (ayet ve hadis) yoktur.
Genellikle bu konuda görüş birliği vardır. Peygamber Efendimizin kadınlardan
bey'at alması ve İslam tarihinde yer alan uygulamalar, kadınların, seçme hakkı
olduğunu
göstermektedir. (UysalHalil, Kadın, sh.140-141)
Günümüz İslam Hukukçularından bazıları, kadının genel velayet bağlamında devlet
başkanı olamayacağım, ancak milletvekili seçilebilme haklarının olduğunu
söylerler. Yusuf el-Kardavi ve Mustafa Sibai, bu görüşü paylaşanlardandır.
Abdülkerim Zeydan ise, kadının devlet başkanını ve milletvekillerini seçme hakkı
olduğunu, fakat devlet başkanı ve milletvekili seçilemeyeceğini dile getirir.
İslam'da kadının, gerektiğinde kamu görevi yapmasını yasaklayan açık, kesin,
bağlayıcı bir nas mevcut değildir. Aksine bu kapıyı aralayan deliller mevcuttur.
Ancak tarih boyunca kadının kamu görevlerinde nisbeten az istihdam edilmiş,
devlet başkanlığı görevinde ise hiç bulunmamış olması, Doğu'ya ve müslümanlara
mahsus bir şey değildir, bütün dünyada geçmişte ve günümüzde bu uygulamanın
hakim olduğu görülmektedir. Bu tarihi gerçek de İslam'ın tezini
güçlendirmektedir. Bu cümleden olarak devlet başkanlığında öncelik erkeklere
aittir; bu görevin gerektirdiği fıtri donanım daha ziyade erkekler de vardır,
bununla beraber ihtiyaç ve zaruret bulunursa kapı kadınlar için de açıktir.
(Karaman
Hayreddin, İslam'da Kadın ve Aile, sh.90-91, EnsarNeşr.11995)
22- KADIN VE KOMŞULUK
" . Cebrail komşuluğun ve komşu haklarının öneminden o kadar söz etti ki,
neredeyse komşu komşunun mirasını da alacak
Sandım." (Buhari, Edeb, 28;Müslim, Birr, 140)
İyi komşu ev kadar önemlidir. Evin ne kadar iyi olursa olsun, şayet komşun kötü
ise rahat edemezsin. Atalarımız: "Evden önce komşu al" demişlerdir. Bunun için
önce kendimiz iyi bir komşuluk yaparak başkalarına güzel örnek olmalıyız. Komşu
haklarının bir kaçını şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Komşu komşuya zarar vermemeli.
2- Komşular birbirine yardıma olmalı.
3- Komşular birbirleriyle ilgilenmeli.
4- Komşuları ziyaret etmeli.
5- Komşular birbirlerini korumalı.
Müslüman kadın kendisi için istediğini komşusu için de ister. Komşuları
müslütnan olmasalar da müslüman kadın onlara iyilik eder.
Doğru ve dürüst bir müslüman kadın en iyi komşudur. Nitekim Peygamber Efendimiz,
dünyada müslüman kimsenin mutluluğunun eseri iyi bir komşu, geniş bir ev ve
uysal bir binektir. (Ahmed, Müsned, 3/407)
Müslüman kadın yardımını öncelikli olarak en yakın komşusuna yapar.
Kötü komşu iman nimetinden yoksundur.
"Komşusu kendisinin kötülüklerinden kurtulamayan kimse
Cennete giremez." (Buhari, Edeb, 29; Müslim, Birr, 73)
Müslüman kadın komşularının olur olmaz yanlışlarına sabreder ve karşılık vermez.
23-KADIN, ÜRETİM VE MAL EDİNME
İslam hukuku, fertlerin mülk edinmesine; yani hususi mülkiyete yer vermiş ve
bunu korumuştur. Hususi mülkiyete tecavüz büyük günahlardan sayılmış,
karşılığında hukuki yaptırımlar konmuştur.
Peygamber Efendimiz döneminde kadınlar çeşitli işlerde çalışıyorlardı. Peygamber
Efendimizin ilk hanımı Hz.Hatice'nin ticaretle uğraştığını hemen herkes bilir.
Hz.Zeyneb bizzat kendisi çalışıp para kazanıyor ve kazanandan sadaka veriyordu.
Hz.Aişe, onunla ilgili olarak şöyle demiştir:
"İçimizde en cömert olan Zeyneb'dir. Çünkü o, çalışır, kazancından da sadaka
verirdi." (Müslim)
Menkul ve gayri menkul mallan mülkiyet edinme hakkı başta olmak üzere, mali
haklan da kadının haklarındandır. Malında hiçbir itiraz ve sınırlama olmaksızın
rüştüne eren bir erkeğin alışveriş, hibe ve tasadduk ettiği gibi kadının da
mülkiyet edinme ve tasarruf hakkı vardır.
İslam hukukunda mal ayrılığı prensibi olduğundan nasıl ki, erkeğin malı üzerinde
yalnızca kendisinin hür kullanım hakkı varsa, kadının malı üzerinde de yalnızca
kendisinin hür kullanım hakkı vardır. Kocası kadının malına sahip çıkamayacağı
gibi onun alını ve parasını meşru bir şekilde değerlendirmesine, çalıştırmasına
dilediği kimseye vermesine, kısacası malını istediği
gibi kullanmasına da karışamaz. (Aysel Zeynep, İslam'da Kadın Haklan, sh.74,
Esra)
24-KADIN VE ZİNA
İslam'da zina, en kötü ve en çirkin bir günah olarak kabul edilmiştir. Zira
zina, insan haysiyetini yıkmakla kalmaz, cemiyet nizamını da bozar. Neslin
bozulmasının sebebi de zinadır. Zinanın yaygın olduğu ülkeler, sokaklara
atılmış, yuvalara terkedilmiş çocuklarla doludur.
Zina eden erkeğe de, zina eden kadına da (eğer bekarlarsa) yüzer değnek vurulur
(Nur, 2). Evli olanlara ise recm cezası verilir.
Bu Ceza mütevatir hadislerle Sabittir. (Ahkam Tefsiri, Sabuni, c.2/64-66)
İslam dininde nesli korumak büyük önem taşıdığından, onun korunması için bu
suçlan önlemek, hatta tamamen kaldırmak için şiddetli cezalar konulmuştur. Ne
var ki, bu cezalar zan üzerine uygulanamaz, suçun isbatı için de ağır şartlar
getirilmiştir. Zira zina suçuna şehadet edenlerin, mü'min ve adil olmak üzere en
az dört kişi olması gerekir.
Zina vefuhuşun yaygınlaşmasından en fazla kadınlar ve çocuklar zarar
görmektedirler. Bütün bu olaylar hem ruhen hem de bedenen en çok kadınları
yıpratmaktadır.
Sonuç olarak İslam'ın zina suçuna getirdiği şiddetli cezaların hem toplum hem
nesil emniyeti hem de kadınların emniyetli, huzurlu, sağlıklı yaşamaları için
gerekli olduğunu; yüzeysel bakılınca daha yumuşak ve merhametli gibi görünebilen
beşeri yasaların aslında nesil emniyetini, kadın ve çocukların ruh ve bedensel
yaşamlarını hiçe sayan, adeta kuzuyu kurda teslim eden yasalar olduğunu
görebilmekteyiz.
25- KADIN VE ZEVCELİK
Yaratanın yaptığı vazife taksiminde, vücut yapısı ve ruh muhtevası bakımından
taşıdığı özellikler sebebiyle kadına dört büyük ¦ görev verilmiştir:
1- Hamile olmak,
2- Çocuk yapmak,
3- Çocuk emzirmek,
4- Terbiye etmek (Topaloğlu Bekir, İslam'da kadın, sn.256. Rağbet)
Kadın, ev ve aile çevresinden uzaklaştıkça evlilik bağlan da gevşemeye başlar.
Kadın kocasının evinde ve çocukları üzerinde bir koruyucudur, onlardan mes'uldür.
"İyi kadınlar itaatli olanlardır." (Nisa, 34 "Kadın beş vakit namazını kılar,
yılda bir ay orucunu tutar, ırzını muhafaza eder ve kocasına itaat ederse cennet
kapılanrun dilediğinden girsin." (Ahmed, Müsned, 1/191)
"Kadın kocasının izni olmadan nafile oruç tutmasın." (Buhri, Nikah, 84; Tirmizi,
Savım, 65)
Kadın kurulmuş olan aile düzenini bozmaya çalışmamalıdır.
"Koca, eşini yatağına çağırır da meşru mazereti olmadığı halde olumlu cevap
vermeyen kadına melekler lanet eder." (Buhari, Nikah, 85; Müslim, Nikah, 121)
"Zaruret olmaksızın kocasından boşanmak isteyen kadına
Cennet kokuSU haram klınmıştır." (İbni Mace, Talak, 21; Ebu Davud, Talak, 21)
26- KADIN VE SELAM
"Selam" Allah'ın isimlerinden biri (Haşr, 23) olmakla, müslümanların
birbirlerine verecekleri en güzel hediye ve yapacakları en iyi duadır. Selamı
aramızda yaygınlaştırmamızı emreden ayet ve hadisler, kadın erkek ayırımı
yapmamışlardır. Yani kadın erkeğe, erkek de kadına selam verebilir. Ancak karşı
cinslerin birbirine selam vermesinde önemli olan nokta, selam verme sünnetini ve
alma vacibini yerine getirirken başka mekruh ya da haram işlememeye dikkat
etmeleridir. Çünkü haram ile helal çatışırsa, haram terk edilir. Dolayısıyla
selam kadının sesini kadınsılaşttrmasına, erkeğin gözünü korumamasına sebep
olacaksa mahzurlu olur. Peygamber Efendimizin kadınlara bir keresinde eliyle
işaret buyurarak selam verdikleri (Timizi, istizan, 9,2697), başka bir rivayette
de elle işaret zikredilmeden yine Efendimizin kadınlara selam verdikleri
nakledilmiştir. (Ebu Davud, 5204; İbni Mace, 3701) Sahabenin bir keresinde yaşlı
bir kadına selam verdikleri rivayet edilmiştir. (Buhari, Cuma, 40)
Fıkıhçılanmız da bütün bu malzemeleri değerlendirerek şöyle demişlerdin
Erkek, kadınla karşılaştığında, önce erkek selam verir. Kadın yabancı bir erkeğe
selam vermişse, kadın ihtiyar ise, erkek selamım sesli olarak, genç ise içinden
iade eder. Erkek, yabancı kadına, kadınlara selam vemişse durum aksine olur. (Fetevay-ı
Kadıhan 111/423; Fetevay-ı Hindiyye, V/326)
27- KADIN VE FİTNE
Şüphesiz İslam, kadını yüceltip ona karşı adil davranıp, onu toplumun bir üyesi
olarak değerlendirmiştir. Aynı zamanda onu, tıpkı erkek gibi sevap ve cezadan
sorumlu, ehliyet sahibi kılmış ve ona insan değeri vermiştir.
Hz.Adem'in cennetten ve ondan sonra gelen Adem neslinin dünyadaki sıkıntılarını
kadına yükleyen, hiçbir ayet ve hadisin İslam'da yeri yoktur. Bilakis Kur'an bu
hususta öncelikle sorumlu olan kişinin Adem olduğuna Taha suresi 115,121 ve 122.
ayetlerinde vurgulamaktadır.
Bununla birlikte Peygamber Efendimiz müslümanların önemli işlerinden biri
hususunda, eşi Ümmü Seleme'ye danışmıştır. Daha sonra da onun görüşünü uygun
bulmuş ve onda hayır ve bereket olduğuna işaret buyurmuşlardır.
Hz.Ali'ye nisbet edilen: "Kadın tümüyle şerdir ve ondaki şer oluş ise bizzat
kendi yapısından kaynaklanmaktadır." sözü ise asla kabul edilmez bir sözdür. Bu
İslam'ın ne mantığına ne de naslarına uygundur.
Buhari'nin: "Kendimden sonra erkekler için kadından daha zararlı bir fitne
bırakmadım." hadisine gelince. Burada geçen fitne kelimesinden şer ve sıkıntı
anlaşılmamalıdır. Yüce Allah:
"Biz sizi şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz." (Enbiya, 35)
ayetiyle hayırla da imtihan olunabileceğini haber vermektedir. İşte fitne
kelimesinden sadece kötü anlam kastetmek eksik ve yanlış bir değerlendirme olur.
Fitnenin bir anlamı da imtihandır. Kadın da bir imtihan sebebidir. (Kardavi
Yusuf, Çağdaş
Meselelere Fetvalar 3, sh376-382)
28- KADIN VE İŞ HAYATI
Peygamberimiz döneminde Medine toplumundaki kadının her bakımdan sosyal hayatın
içinde olduğunu görüyoruz.
Kadının çalışma hayatında fiilen bulunup bulunmaması genel çerçevede bir örf
meselesidir, değişmez ölçüler olarak ayet ve hadislerle belirlenmiş bir şey
değildir. Bazı zaman ve şartlar kadının çalışmasını, diğerlerine göre daha
zorunlu hale getirebilir.
Kadının, ev içinde ve dışında genel olarak çalışmasının, ailenin ihtiyaçlarını
sağlamada kocasına yardıma olmasının caiz olduğunda ittifak edilmiştir.
İslam'da çalışmayı, ibadetten, ev işlerinden cepheye kadar uzanan bir
faaliyetler bütünü olarak aldığımızda, kadının çalışmasına bir engelin bulunması
şöyle dursun, teşvik edildiği rahatlıkla söylenebilir. Bu konuda bir sınırlama,
bir yönlendirme varsa bu, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan farklı
özellikleri ve kabiliyetlerine bağlı önceliklerle ilgilidir. Kadının öncelikli
işi ev idaresi, çocuk bakımı ve eğitimidir. Erkeğin öncelikli işi ise fiziksel
güce dayanan işlerdir. İhtiyaç ve zaruret hallerinde rollerin değişmesine bir
engel yoktur.Önceliğin söz konusu olmadığı işler ortaklaşa yapılır.
Kocanın hukukuna tecavüz söz konusu olmadıkça çalışmak, bir insan olarak kadın
için aynı zamanda bir haktır. Bu hakkını kullanıp kullanmamak onun elindedir.
Ancak kullanmak istemesi halinde, meşru gerekçeler gösterilmeden bu hakkının
gasp edilmesi mümkün değildir.
29-KADIN VE MODA
Müslümanların kendilerine özgü elbise biçimleri olmalı, kendi modalarını
kendileri belirlemeli ve varlıklarını ispat etmelidirler. Çünkü başkalarının
modalarını izlemenin çok tehlikeli iki sonucu vardır: 1-
Günümüzde moda, eskiden olduğu gibi doğal bir seyir takip etmemekte, belli
çevrelerin ve belli güçlerin yönlendirmesine göre gelişip şekillenmektedir. Bu
çevreler ülke sınırlarını aşan ve her bacağı bir ülkede bulunan bir ahtapotu
andırırlar. Kendi ürettikleri mallan ve modelleri satmak için, her gün yeni bir moda üretirler. İşbirliği
yaptıkları magazinleri ve moda dergileri vardır. Bu yolla ürettikleri modelleri
günün, mevsimin, yılın modası olarak haber biçiminde sunarlar. Toplum
psikolojisi ile sürü sürü insanlar, farkına varmadan bundan etkilenir ve bunları
alır ve uygularlar.
2- Moda tutkusu psikolojik bir hastalık ve aşağılık kompleksi anlamına gelmesi
ve sonuçta da insanı, taklit ettiklerini her konuda beğenme ve onlar gibi olma
noktasına düşürmesidir. Yeme biçimi, sofra düzeni, giyimi ve dekorasyonu, görgü
kuralları kısaca hayata bakışı ve hayatı yorumlayışı hoşa giden birisi,
hoşlananın gözünde her bakımdan büyük olma yolundadır. Taklitçi, peşin peşin
kendisinin küçük, taklit ettiğinin de her bakımdan büyük Olduğunu kabullenmiş
demektir. (Beşer Faruk, Hanımlara Özel İlmihal, sh316-322)
30- KADIN VE SÜSLENME
İslam'da "Gaye, vasıtayı meşru kılmaz." şeklinde bir kural vardır. Yani varmak
istediğimiz meşru bir hedefe, hangi yolla olursa olsun değil, yine meşru bir
yolla gitmek zorundayız. Kadın için süslenme eğer meşru ise, bunu hem meşru
araçlarla, hem meşru biçimde yapacak, hem de meşru biçimde kullanacaktır.
Süslenmenin beş şartı vardır:
1- Süslenmek isteyen; güzelleşmekte haram madde içeren kozmetikler
kullanmayacaktır.
2- Sağlığa zararlı güzellik maddeleri kullanmayacaktır.
3- Allah'ın yarattığı şekli, yani fıtraıti bozucu bir süslenme yolu
uygulanmayacaktır. Çünkü bu aslında süslenme değil, Allah'ın beğendiği şekli
bozma ve çirkinleştirme demektir.
Vücuda uygulandığında fıtratı değiştirme sayılan ve yasaklanan ilkel süslenme
biçimlerinden bazıları şunlardır:
- Dövme yaptırma ve dişleri seyreltme.
- Kaşları aldırma.
- Estetik ameliyat.
- Peruk kullanma.
- Tırnak ve traş bırakma.
4- Dini görev ve ibadetlere engel olacak tarzda süslemneye-cektir.
5- Kadirim süslenmesi cinselliğini artıracağı, cinselliğinden de sadece kocası
faydalanacağından, süslerini mahrem olmayanlara göstermeyecektir. (Beşer Faruk,
Hamımara Özel İlmihal, sh.311-316)
31- KADININ KOKU SÜRMESİ VE SÜSLENMESİ
Kadının koku sürmesi ve süslenmesi duruma göre değişir.
1- Kadının dışarı çıkarken koku sürmesi ve süslenmesi.
2- Kadının evinde kocası için süslenmesi ve koku sürmesi. Kadın dışarı çıkacağı
zaman koku sürünebilir mi?
Güzel koku kadınlar için bütünüyle cazibe unsuru olduğundan, İslam, mü'min
kadının güzel koku sürünerek evinin dışında yabana erkeklerin arasında
dolaşmasını yasaklamış, haram kılmıştır. Bu konuyla ilgili bazı hadisi şeritleri
nakledelim.
" Bir kadın kokulanır, sonra da o haliyle bir topluluğun yanından geçerse, kaç
tane erkeğin dikkatini üzerine çekmişse, o kadar erkekle zina etmiş olarak
mahşere getirilecektir."
" Her göz zina eder. Kadın koku sürüp bir toplantıya gittiği zaman, o kadın
zaniyedir."
" Herhangi bir kadın güzel koksun diye koku sürünür ve halkın yanından geçerse
her göz zina eder."
" Süründüğü koku etrafa yayılırken mescide namaz kılmak için giden kadının
namazı geri evine dönüp yıkanmadıkça kabul
Olmaz." (Bu konudaki hadisler için bk. Hindi, Kenzül-Ummat, 16/381-383,415)
Hadislerden de anlaşıldığı üzere kadının dışarı çıkacağı zaman koku sürünmesi
yasaklanmıştır. Tabii ki, bunun da bir sebebi vardır.
Bunun başlıca sebebi etrafa güzel koku yayarak, etraftaki erkeklerin şehvetini
uyandırmak içindir. Koku ile beraber kadının teninin kokusu da etrafa yayılır ve
karşı cinsi etkiler, İslam dini kadını, eşine karşı
olabildiğince dişi olmaya çağırırken, mahrem olmayan erkekler için de korunmaya
çağırmaktadır. Yani kadın evinde süslü ve güzel kokulu ve ateşli, dışarıda iffetli ve
edepli olmalıdır. Kadın evinde eşine karşı dişiliğini, sokakta ise kişiliğini
sergilemelidir. Kadın sokağa çıkarken süründüğü güzel koku azgın bir nefsin
tahrikine sebep olur. Bu da haberleşmenin ve mektuplaşmanın en nazik şeklidir.
Dışarı çıkarken kadının süslenmesi
Daha önceleri de söylediğimiz gibi İslam dini kadının dışarıda yapacağı her şeye
karışmış ve hükümler getirmiştir.(Niır, 30-31)
"Mü'mine kadınlara de ki, gözlerini sakındırsınlar, iffet ve namuslarını
korusunlar, süs yerlerinin görünen kısmı dışında açmasınlar, baş örtülerini
yakalarının üzerine salıversinler."
"Evlerinizde vakarınızla oturun, ilk cahiliye günlerindeki gibi açılıp
saçılarak, ziynetlerini göstererek yürüyüşü gibi yüriimeyin." (Ahzap, 33)
"Evinizde vakarla oturun, eski cahiliye günlerindeki gibi kırıtarak
güzelliklerinizi dışarı atmayın."
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: "Cehennemlik
kadınlar kendilerini, süslerini açığa çıkarırlar, başkalarının bakmasını
sağlarlar ve kendileri de bakarlar."
(Hindi, Kenziil-Ummal, 16/381 vd.)
Kısaca şunu belirtelim ki, kadına dışarıya çıktığı zaman başkalarının dikkatini
çekecek kıyafetler ve hareketler yasaklanmıştır. Yüksek sesle konuşma, kahkaha
ile gülme, dar elbiseler, dizleri belirten pantolon şeklindeki elbiseler
kesinlikle İslami değildir. Dış kıyafeti İslam'ın tarif ettiği şekilde olması
gerekir ama rengini kadın kendisi seçebilir. Çok dikkat çekici renk olmaması
kaydı ile. Bugün rengarenk elbiseler bu türdendir.
Bir kadın dışarıya koku sürüp, süslenip başkalarının dikkatini çekecek vaziyette
çıkarsa ne olur?
Kem gözlere evet, kem sözlere hayır demiş olur.
Bugün bir erkek hanımına kem söz söylenmesine asla razı olmaz. Hatta adamına
göre kem sözün sahibinin ölümüne kadar varan tepkilere yol açabilir. Fakat ne
gariptir ki, aynı hassasiyet kem gözler için gösterilmez. Başkalarına güzel
görünmek için tepeden tırnağa süslenip sokağa çıkan kadın adeta, "Ey ahali bana bakın, yüzümü,
gözlerimi, yanaklarımı, dudaklarımı, ellerimi, ayaklarımı iyice süzün. Görün de
benim ne kadar güzel ve çekici olduğumu görün ve beni hayalinizde canlandınverin"
der.
Bu tavır en iyimser ifadeyle göz zinasıdır. Ama gel gör ki, bir kadına söylenen
"seni seviyorum" sözü ne kadar tepkiye yol açıyor. O kadının kocası ve
kardeşleri tarafından. Yine ne gariptir ki, kem gözle bakan erkek söz
söylediğinin daha kötüsünü düşüncesinde canlandırıyor. Bunun sebebi de kadının
süslenmiş olarak dışarı çıkmış olmasıyken, kadının böyle açılıp-saçlmasına kimse
engel olmuyor. Adeta bir erkek lisanı haliyle şunu demiş oluyor: "Ben hanımımı
süsleyip dışarı çıkarıyorum, sakın kimse bir söz söylemesin ama bakın ve
hayalinizde onunla beraber olun."
Hiçbir aklı başında müslüman, hanımını vitrinlere koyarak süs bebeği gibi
süsleyip de dışarı çıkaramaz. Son olarak şunu söyleyelim ki, kem söz duyup da
elini tetiğe götüren erkek, kem göze sebep olacak davranış veya kem göz
karşısında aynı hassasiyeti göstermiyorsa, hanımını sözlü zinadan uzaklaştırmış
ama göz zinasına sebep olmaya izin vermiş olur.
Şimdi de kadının evinde süslenmesi ve koku sürünmesi nasıl olur onu anlatalım.
Kadının kocası için giysi ve takı ile süslenmesine hiçbir sınır olmadığı gibi
makyaj yaparak da süslenmesinde bir sınır yoktur.
Güzelleşmek ve cinsel cazibeyi artırmak yolunda kadın için getirilmiş bulunan
yasaklar, yalnızca yaratılış düzenini değiştirme vasfında olan yasaklardır. Bu
yasaklar; kaş almak, diş inceltmek, dövme yaptırmak, peruk takmak, tırnak
uzattırmak, burun, göğüs ve kalça gibi organlarda estetik ameliyat yaptırmak.
Bunun dışında kadın, istediği gibi süslenir. Şunu anlamak gerekir ki, cinsel
hayatı tatmin amacına erdirmek için süslenmesi ve koku sürmesi sevaptır. Dinimiz
her ne kadar kadının dışarıda süslenmesi, boyanması ve kokulanması günah ise de,
evde karı-koca birbirleri için süslenmesi bir ibadettir. Kadının erkeği için
süslenmesi, boyanması ve kokulanması önemle Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
tarafından tavsiye edilmiştir. Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş: "Bana dünyada üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın,
namazdır." (Nesai, İşretin-Nisa, 1; Ahmed, Müsned,
3/128,199,285) demiştir.
Başka bir hadiste ise "İsrail kadınları süslenmedikleri için onların erkekleri
zinaya düşmüştür." (Hindi, Kemzül-Ummal, 6/640) Şunu da belirtmekte fayda var;
kadın süslenirken zamanın şartlarını göz önünde bulundurması ve yaşadığı zamanda
bilinen en güzel elbiseler, makyajlar ve kokularla süslenmesi gerekir. (Beşer,
Hanımlara özel
İlmihal, 300-304)
32- KADIN VE MESCİT
Asr-ı Saadette Peygamber Efendimizin arkasında namaz kılmak için kadınlann
mescide gittiklerini biliyoruz. Peygamber Efendimiz:
"Allah'ın kullan olan kadınları Allah'ın mescitlerinden men etmeyin."
buyurmuşlardır.
Yine şöyle buyururlar
"Kadınlan geceleyin mescide gitmekten alıkoymayın.' (Müslim, Salat,138)
Şüphe yok ki, camiye gidenler cami adabına da riayet ederler. Peygamber
Efendimiz namazı bitirince bir süre bekler, kadınlar kalkıp gittikten sonra
kendisi kalkardı. Yine Peygamber Efendimiz Medine'deki mescidin bir kapısını
kadınların girip çıkmasına tahsis etmişti.
Kadınlara mescit adabı hakkında şöyle buyurulur: "Ey kadınlar! Sizden biriniz,
camiye gittiği zaman koku sürünmesin."
"Koku sürünen kadın camiye gelmesin." (Müslim, salat, 143) "Kadınların evlerinin
en gizli köşesinde namaz kılmaları, herkese açık yerlerde namaz kılmalarından
daha iyidir. Evlerinin herkese açık yerinde kılmaları da, camide kılmalarından
daha iyidir; onların evleri, kendileri için daha hayırlıdır." (Beyhaki, sünnen-iKübra,III/31)
Alimler hadisleri dikkate alarak, kadınların camiye gitmelerinin hoş olmayan
yönünün, kötü duygulan uyandırma sebebi olduğunu açıklamışlardır. Bu yüzden, yaşlı olmayan kadınların camiye gitmeleri
uygun değildir; yaşlılar da sadece sabah, akşam ve yatsı namazları için camiye
giderler, gündüz namazlarına gitmezler, diye fetva vermişlerdir.
33-KADIN VE AKIL
Kadının aklının eksikliği doğuştan ve yaratılıştan gelen akıl gücünün noksanlığı
olarak anlaşılmamalıdır. Öz, cevher ve asıl itibariyle kadın da aynı akla
sahiptir. İnsanı, davranış yapmaya iten güç şeklinde tarif edilen "ameli akıl"
ise kadında farklılık gösterebilmektedir. Genel manada aklı 'Temyiz gücü,
düşünme, anlama ve algılama fonksiyonu bulunan ve insanın davranışlarına yön
veren ruhi bir güç ve bilgi kaynağı" olarak tarif etmek mümkündür. Doğruyu
yanlıştan ayırt etme gücü, aklın en önemli fonksiyonudur.
Kadının aklının eksikliği, onun aklına güvensizlik manasına da gelmez. Kadının
görüşüne başvurulur, onunla istişare edilir, onun verdiği bilgiye güvenilir ve
onun rivayet ettiği hadisler kabul edilir.
Kadınların akıl noksanlığı ile vasıflandırılması, erkeklerin kadınların
fitnesine kapılmaktan ve onların tuzağına düşmekten sakındırma maksadına
yöneliktir. Gerçekten de ayet ve hadisler, kadındaki cinsi cazibe ve gücün
fitne, tuzak ve hile aracı olabileceğini ifade eder ve erkeklerin bu oyuna
gelmemelerini öğütler. Kur'an-ı Kerim'de Aziz'in karısı Züleyha'nın Hz.Yusuf'a
meylettiği ve kadının onu gayri meşru ilişkiye zorlayarak kendini arz ettiği,
ilahi bir uyan olmasaydı Hz. Yusuf un da kadına meyledeceği, kurnaz kadın
tuzağına düşüremeyince de iftira ederek Hz. Yusuf un zindana girmesine sebep
olduğu anlatılır. Bundan dolayı kadının kocası Aziz'in "Kadınlar! Bu sizin
tuzağınız gerçekten
büyüktür." dediği görülür. (Güler Zekeriyya, 40 Hadiste Kadın, sh.80, UysalYay.)
CENNETİM OLUR MUSUN?
Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin?
Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?
Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun?
Karanlık bastığında deniz fenerim, hava açtığında yıldızlarım . olur musun?
Bulutlar göğü kapladığında pusulam olur musun?
Mihengim, turnusol kağıdım, yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim
olur musun?
Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istersem
duvarım olur musun?
Özgürlüğüm ve mahpushanem olur musun?
Üşürsem evim, yorganım, anakucağım olur musun?
Çölümde vaha olur musun?
Vahamda hurma ağacım olur musun? Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri
bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın?
Şak şak yarılsa bile, gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar
mısın bana?
Gitmek istersem karıatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam,
Hurilerim olur musun?
Kudret helvam ve bıldırcınım, soğanda sarımsakta gözüm yok, Tih Çölü sürgününde
gözüm yok, ateş almaya gidersem; kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni
bekler misin?
Cemaatim, teşkilatım, kavmim beni terk ederse ve ben cemaatten, toplumdan
kaçarsam bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?
Ot bitmeyen bir vadide, yalnız ALLAH'A emanet edilip gidersem, sende beni
kınamaksızın O'na güvenir ve sa'y eder misin?
Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanda da coşkum, kalbim
işgale uğrarsa halaskarım ve rehberim olur musun?
Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enisim, huzurum, sürurum, nurum, ziynetim,
nimetim, CENNETİM OLUR MUSUN?
|
|
Abdullah BÜYÜK |
|