Kalbin Sesi - Aile
|
Paylaşma Ahlakının Hukuksal Ve Ahlaksal Boyutu |
Paylaşmak, müslüman insanın en güzel vasıflarından biridir. O güzel insan,
ekmeğini, sevgisini, acıyı ve tatlıyı, bağını ve bahçesini, yetenek ve
özelliklerini kardeşiyle paylaşır.
Müslüman, alan el değil, veren el olarak nitelendirilmiştir. Paylaşmak aşktan,
muhabbetten, sevgiden kaynaklanır. Paylaşmak ihtiyaçtan kaynaklanmaz. Paylaşmak
alanların değil, verenlerin işidir.
Rabbimizin biz kullarına lütfettiği her türlü nimetleri, Allah'ın bizlere
emanetidir. O nimetleri sadece kendisi için kullananlar, paylaşma vasfını
kaybehniş kimselerdir. Böyle egoistleri, bencilleri ve menfaatçileri Rabbimiz
sevmez.
Eğer bir müslüman insan: "Benim başarım ve saadetim, herkesin başarısı ve
saadeti ile birleşirse işte o zaman geçerli olur." diyebiliyorsa, o insan
paylaşan insan demektir.
Paylaşan insanlar, seven insanlardır. Seven insan ise, kendisinden taşan, kendi
hesabını bir kenara koyan, başkalarının sevinç ve acılarını paylaşan, kendisini
onlar için sorumlu sayan kimsedir.
Paylaşan insan, birden fazla hayatı yaşayan kimsedir. Birden fazla yaşadığı
hayat, karşısındakinin, toplumun yaşadığı hayattır. Böyle özelliklere sahip olan
insanlar için Kur'an-ı Kerim "Tek başına bir ümmet" (Nahl, 120) tabirini
kullanır.
Paylaşan insanlar, Allah'ın tüm kullarını aynı şekilde seven ve sayan
insanlardır. Bir insan kendi anlayışına, kendi cemaatine, grubuna mensup
olanlara iyi davranıyor ve diğerlerine aynı fedakarlığı yapmıyorsa, o insan bir
ölçüde menfaat ve hesap peşinde olan bir insandır.
Paylaşan insanlar gelmeyi değil, gitmeyi öne alan insanlardır. Netice olarak
paylaşan insanlar, muhatabının fikir ve düşüncelerini, imkanlarını, gelir ve
giderlerini, sıkıntı ve sevinçlerini, üzüntü ve ızdırabı, arabaları, develeri,
at ve merkepleri, kâr ve zararları, başarı ve mağlubiyetleri paylaşan insan
demektir. Bu insan tüm insanlara böyle davranırsa, nikahlı hanımına nasıl
davranır? Şimdi ona bakalım.
Müslüman koca öncelikle şöyle düşünür:
Allah'ın, nikah akdi ve ahdi ile bana bahşettiği hanımım hamileliği, dünyaya
gelişi, çocukluğu, kızlık dönemi, evliliği, nişanı, mehri, anneliği, nafakası
itibari ile Allah'ın bana bir emanetidir. O da tıpkı benim gibi bir insandır.
Nikahı kıyılarak tercihini bana yapmış olması, onu hizmetleme akdi ile nikah
kıyılmamıştır. O farz görevleriyle Allah'a, nafile dünyası ile bana muhataptır.
Allahü Teala hikmeti gereği, aileyi mutlu etsin, çalışıp çabalasın ve ailenin
nafakasını temin etsin, toplumu düşmandan korusun diye, erkeği vücut bakımından
daha üstün yaratmıştır.
Çocukları yetiştirsin, güzel huyuyla, şefkatiyle, aileyi huzur ve sükun ile
doldursun diye hissiyatta kadınlara üstünlük vermiştir. Ona anne olma imkanını
vermiş ve cennet üstü bir varlık olarak anlatmıştır.
Allah'ın ayetlerinden bir ayet olan ailede, kadının değişmeyen rolleri vardır.
Bunlar: Hamile olmak, doğum yapmak, çocuk emzirmek ve çocukları terbiye
etmektir. Bu rolleri sistematik olarak ele alırsak, İslam kadına şöyle der:
1. Sen, evinin işlerini çok güzel bir şekilde idare edeceksin,
2. Kocana ve çocuklarına huzurlu bir aile ortamı hazırlayacaksın,
3. Çocuklarını en güzel bir şekilde eğiteceksin.
Paylaşma ahlakında anne sevginin, baba ise otoritenin temsilcisidir. Baba evin
reisi olup, patronu değildir. karı ile koca arasındaki ilişki bir ortaklıktır.
Her ortak birbirinin iyiliği için çalışmalıdır.
Ancak, erkek ve kadının yüklendiği roller, günün şartlarına
göre gözden geçirilir, ihtiyaç duyulduğunda birbirinin sahalarına girebilirler.
Demek ki, ailede sorumluluk eşit, ancak roller farklıdır.
Peygamberimiz, evin iç görevlerini Hz.Fatıma'ya, dış görevlerini İSe Hz.Alİ'ye
verdi (İmam Kasani, Bedaius-Senai, 4/192; İbniAbidin, ReddülMuhtar, 7/299-300;
timi Kayyim, Zadül-Mead, 5/187)
Hz.Fatıma, ev hizmetleri sebebiyle çektiği sıkıntıları babasına götürür,
kendisine yardım edecek bir hizmetçi ister. Hz.Peygamber (s.a.v.), buna razı
olmaz ve kendisine kolaylık temin etsin diye bir dua öğretir (33'er defa
sübhanallah, elhamdülillah ve Allahü
Ekber) (Seyid Sabık, Fıkhus-Sünne, 3/51).
Ev işlerini yapmak kadının görevi olmasaydı, kocanın hanımına bir hizmetçi
tutması emredilirdi.
Günümüzde ev işlerini teknolojik aletlere yaptırtan ev hanımı, bu aletlerin iki
üç hizmetçiye eşit olduğunu düşünmeli ve bu teknolojik hizmetleri eve alan
kocasına teşekkür etmelidir.
İmam Birgivi, Tarikatı Muhammediye isimli eserinin 478. sa-hifesinde der ki:
"Evinin iç hizmetlerini yapmak diyaneten kadına vaciptir." Mesela, ekmek
pişirmek, bulaşık ve çamaşır yıkamak, yemek hazırlamak gibi. Bunlan ve
benzerlerini yapmıyacak olursa günahkar olur, ancak hukuken zorlanamaz.
Buna rağmen, ev işlerinde haramına yardıma olan erkeğin umre sevabını alacağını
Peygamberimiz haber vermiştir.
Son zamanlarda, kadınların "Ben mecbur değilim" diyerek ev içi hizmetlerine
karşı verdiği direnç ne yazık ki, yüzlerce ailenin dağılmasına sebep olmuş ve
bir hiç uğruna ailenin vardığı yer, mahkeme salonları olmuştur.
Halbuki ev hanımı, ev içi hizmetlerim severek ve içtenlikle yapar. Çünkü onun
ruh dünyası, fıtrat güzelliği, psikolojik yapısı ev içi hizmetlerine müsait
olarak yaratılmıştır. Bu dengeyi feministlerin ekmeğine yağ sürercesine bozmak,
aklı başında olan bir kadının yapacağı iş değildir.
|
|
Abdullah BÜYÜK |
|