Ana Sayfa
Kur'an ve Sünnet'te

Geri
Kalbin Sesi - Kalbî Hayat

Şirk


        Kur'an'da çeşitli kullanımlarıyla 170 küsur yerde geçen şirk kavramı, Arapça'da maddî veya manevî herhangi bir şeyin birden fazla kişiye aidiyetini ifade eder (639). Türkçe'de bu kelimenin tam karşılığı "ortaklık" kavramıdır (640). Şirkin sözlük anlamı bu olmakla birlikte dînî literatürde bir terim olarak, "Allah'a zâtında veya tasarrufunda ortak tanımaktır" diye tarif edilmiştir (641). Bu mânayı "Ulûhiyyetin hususiyetlerinden herhangi birini bir başkasına tanımaktır" şeklinde ifade etmek de mümkündür (642).
        Dinler tarihi araştırmacıları arasında farklı görüşler ileri sürülse de bunlar arasında Kur'an'ın muhtevasına da uygun olan görüş, her toplumda öncelikle tek Allah inancının mevcut olduğu, ancak zamanla yerini öteki dînî şekillere bıraktığı görüşüdür (643). Tevhîdin aslî hüviyetini zedeleyen bu şekiller, çoğunlukla şirk şeklinde tezahür etmiştir (644). Şirkin ortaya çıkışını tahlile başlamadan önce tevhîdin ne olduğu sorusunun kısaca cevaplandırılması yerinde olacaktır. Şah Veliyyullâh ed-Dihlevî (v. 1176/1762) tevhîdin ana unsurlarını şöyle sıralar:
        1.. Vâcibu'l-vücûd (zorunlu varlık) olarak, yalnız Allah'ı kabul etmek.
        2. Tüm varlığın yaratıcısının Allah olduğunu ikrar etmek.
        3. Yer, gök ve ikisi arasında bulunan her şeyin idaresini yalnız Allah'a tahsis etmek.
        4. İbâdeti (kulluğu) ancak O'na yapmak.
        Kur'ân nazil olduğu sırada müşrikler, Yahudiler ve Hristiyanlar arasında birinci ve ikinci mertebede herhangi bir ihtilaftan bahsetmek zordur. Bu husus Kur'ân tarafından da zaman zaman vurgulanmıştır, ihtilaf, üçüncü ve dördüncü derecelerde ortaya çıkmıştır (645). Şirkin en çok ortaya çıktığı alan da bu iki husus olmuştur.
        İnsanları Allah'ın izniyle inkar ve şirk karanlıklarından aydınlığa çıkarmak için gönderilen peygamberlerin (646) en büyük mücadelesi, şirke karşı olmuştur. Zira fıtrî bir zaruret diyebileceğimiz, "müteâl (aşkın) bir yaratıcı kudretin varlığına iman", insanların büyük çoğunluğu tarafından benimsenmekle birlikte, çoğunlukla gereği gibi anlaşılamamış veya zaman geçtikçe berraklığını kaybetmiştir. Bu sebeple de yanlış tezahürler ortaya çıkmıştır. İşte bu bakımdan Kur'an'm muhtevasını da göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki peygamberlerin esas fonksiyonu, insanlara Allah'ı yeniden gereği gibi tanıtmak ve onları "kulluğu yalnız Allah'a tahsis etmek" şeklinde açıklayabileceğimiz "sırât-ı müstakîm"e (dosdoğru yola) çağırmak olmuştur (647). Dikkat edilirse onlar davetlerine "Allah vardır" gerçeğinden çok, "Allah'tan başka ilah yoktur" kelime-i tevhîdi
ile başlamışlardır (648).
        Kur'an'a göre ulûhiyyet konusunu inceleyen Suat Yıldırım, insanı şirke götüren sebepleri âyetlerden yola çıkarak şöyle sıralar: Düşünmemek (zan ve tahmine uymak, peşin hükümlü olmak), bilgisizlik, şüphecilik, antropomorfizm (649), hevâ ve heves, kibir, gelenekperestlik ve taklit, baskı, refah, cebr saplantısı, şeytanın aldatması, yanlış şefaat anlayışı, lüzumsuz korkular, aşırı tazim ve sevgiler (650). Kanaatimizce şirkin insan kalbine nüfuzunda, insana ait zaafiyetler651 etkili olsa da esas sebep, Allah'ı gereği gibi tanıyamama gerçeğidir. Nitekim Kur'an'da müşriklerin Allah'a ortak diye ileri sürdükleri şeylerin bir sinek bile yaratamayacakları misali verilerek, fayda mülahazasıyla onlara ibâdet etmenin anlamsızlığı belirtilmiş ve bu yönelişin esasen cehaletten kaynaklandığına şöyle işaret edilmiştir:
        "Onlar Allah'ı(n gücünü) gereği gibi kavrayıp değerlendiremi-yorlar. Hiç şüphesiz Allah, her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar sahibidir" (el Hacc 22/74).
        Allah'ı gereği gibi tanıyamamış bu kimseler, bilgisizliğin tabiî bir sonucu olarak, Allah hakkında yanlış kanaatlere sahip olmuş ve bunun neticesinde de Yaratan ve yaratılan dengesinde büyük yanlışlıkların içine düşmüşlerdir. Nitekim Allah'a "ortak" tanıma, Kur'ân tarafından "Allah'a iftira atmak" diye nitelendirilmiştir (652). Zulüm, "Herhangi bir şeyi yerli yerine koymamaktır" (653) diye tarif edildiğine göre Allah hakkındaki bu yanlış itikâd, O'na karşı en büyük bir zülüm sayılmıştır. Kur'ân-ı Ke-rim'de Lokman -aleyhisselâm-ın dilinden bu gerçek şöyle vurgulanır:
        "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk büyük bir zulümdür" (Lokman Sûresi 31/13).
        Şirk, Allah'a karşı işlenebilecek günahların en büyüğü (654) olduğu içindir ki eşsiz merhamet sahibi Yüce Yaratıcı, tüm günahları affedebileceğini bidirdiği halde, şirki bu af kapsamının dışında tutmuştur (655). Esasen "şirk zülmü"nün zararı, Allah'a değil, müşriğin kendisinedir. Zira müşrik, Allah'tan başkasına da kul olmakla hakikatte en güzel kıvamda yaratılan ve yerde ve gökte birçok varlığın kendisine müsahhar kılındığı kendi benliğini, layık olmadığı bir zillete mahkum etmektedir. Diğer taraftan şirk, insanın özbenliğini parçalayan bir iç ızdırabıdır. İşte şirkin kalb ile ilişkisinin en açık bir şekilde görüldüğü nokta da burasıdır. Çünkü müşriğin kalbi, pek çok ilâhın rızâsını elde etme ya da gazabından korunma endişesiyle bir kaosun içine itilmiştir. Kur'ân bu psikolojiyi şöyle bir misalle açıklar:
        "Allah (müşrikle tnüuahhidin durumunu anlatmak için) şöyle bir misal verdi: Birbiriyle çekişen ortaklara bağlı olan bir adam (yani köle) ile yalnız bir tek kişiye bağlı olan bir adam. Şimdi bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd yalnız Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmiyorlar"(ez Zümer 39/29).
        Müşriğin iç dünyasında kopan fırtınaları ve şirkin, insanın özbenliği-ni (kalbini) nasıl paramparça ettiğini de şu âyet çarpıcı bir şekilde ortaya koyar:
        "Kim Allah'a ortak koşarsa (şunu bilin ki ) o kimse, sanki gökten savrulup düşen, kuşların didikleyip kapıştığı, yahut rüzgarın uzak, ıssız bir yere savurduğu kimseye benzer" (el-Hacc 22/31).
        Sevgi, ümit ve korkusunu, her şeye gücü yeten ve ebedî olan bir tek Yaratıcıya bağlayanla, bu duygularını, fânî ve âciz birçok varlığa yönelten kimse arasında gönül selâmeti ve iç huzuru bakımından büyük bir farklılığın olacağı açıktır. Zira müşriğin gönlü, berrak duygular ve tutarlı inançlardan uzak olduğu için -Allah'tan bir ceza olarak- sürekli bir endişe ve korku içindedir. Bu keyfiyetin Kur'an'da "kalbi dolduran korku" anlamına gelen (656) ru'b kelimesiyle ifade edilmesi de dikkat çekicidir:
        "Allah'ın, kendilerine hiçbir güç (vermediği, haklarında hiçbir delil) indirmediği şeyleri, Allah'a ortak koştuklarından dolayı inkarcıların kalblerine büyük bir korku (ru'b) salacağız" (Âl-i İmrân 3/151).
        Gerçek emniyet ve güvenin imanlarına şirk karıştırmayan müminlerin hakkı olduğu da şöyle beyan edilir:
        "İman edip de imanlarına zulüm (şirk) bulaştırmayanlar var ya, işte güven (emniyet) onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır(el-En'âm 6/82)657.
        İnanç bakımından kalb merkezli bir kavram olan şirk, zaman zaman söz ve davranışlarla ortaya çıksa da bazen sadece kalbde kalır ve dışarıdan farkedilemez. Bu sebeple bazı âlimler şirki, "açık şirk" (eş-şirkü'1-ce-lî), ve "gizli şirk" (eş-şirkü'1-hafî) diye isimlendirmiştir (658). Bir kısmı ise bu ayırımı "büyük şirk"-"küçük şirk" kavramlarıyla ifade etmiştir. Râğıb el-İsfehânî'ye (v. 502/1108) göre "büyük şirk, Allah'ın ortağı olduğunu iddia etmektir ki bu, inkârın ve küfrün en büyüğüdür. Küçük şirk ise bazı iş ve fiilleri icra ederken Allah'tan başkalarının rızâsını da hesaba katmaktır" (659). Bu bakımdan, yapılan amelin, ihlasla (yalnız Allah için) yapılmaması "örtülü bir şirk'in doğması anlamına gelmektedir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim, kulluğun sadece Allah'a tahsis edilmesi gerektiğini sürekli vurgulamış (660) ve cennet ve cemâlî-ilâhîye kavuşmayı 0arzulayanlara şöyle bir çağrıda bulunmuştur:
"De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana ilâhınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbi-ne kavuşmayı umuyorsa, dürüst ve erdemli davranışlar (sâlih amel) ortaya koysun ve Rabbine özgü kullukta hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi (O'na) ortak koşmasın "(el-Kehf 18/110).
Burada Hz. Peygamberin konuyla ilgili çok sayıda beyanlarından bir kaçını zikretmek faydalı olacaktır:
u -
"Allah Teâlâ sadece kendi rızâsı için yapılan ibâdetleri kabul eder, başkasını değil" (661).
"Sizin hakkınızda en çok korktuğum husus, küçük şirktir".
Orada bulunanlar: "Küçük şirk nedir ey Allah'ın Resulü?" diye sor
maları üzerine Allah elçisi şu karşılığı verir: "Riyadır. Allah Teâlâ, kı
yamet günü, insanların amellerinin karşılığını verdiği bir sırada
riyakârlara şöyle hitab edecektir: Haydin dünyada iken kendile
rine gösteriş yaptığınız kimselere gidin bakın bakalım, onlardan
herhangi bir karşılık bulabilecek misiniz?(662). ~
Şeddâd b. Evs'in (v. 58/677) bildirdiğine göre bir gün Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Ümmetim hakkında iki şeyden korkuyorum: Şirk ve gizli şehvet". Bunun üzerine ben: "Ey Allah'ın Resulü! Senden sonra ümmetin Allah'a ortak mı koşacak" dedim. O da: "Evet" dedi ve devamla: "Ama onlar Güneş'e, Ay'a, taşa ve puta tapmayacaklar. Fakat amellerimle gösteriş yapacaklar", buyurdular (663).
Netice olarak, kalbin her türlü pislikten arınarak, tertemiz bir şekilde sadece Allah'a teslim olmasının lüzumunu vurgulayan Kur'ân (664), şirki "necis" olarak nitelemekle (665), öncelikle temizlenmesi gereken pisliğin ne olduğuna işaret etmiştir. Diğer taraftan, teslîmiyetin ancak Allah'a olması gerçeğini sürekli hatırlatarak, her insanın kendi benliğinde tevhidi hakim kılmasını istemiş, kendi öz benliğinde birçok ilâha yer verenlerin fesada mâruz kalacağını ve yolunu şaşıracağını ihtar etmiştir (666). Zira her bir insanın bir tek kalbi vardır. Nitekim,
        "Allah bir adamın göğsünde iki kalb yaratmamıştır" (el-Ahzâb 33/4) âyeti bu gerçeğin ifadesidir. Binâenaleyh duyguların, düşüncelerin ve davranışların istikrarlı olması ve dahası hayatın huzurlu ve düzenli olması, ancak kalbin itmi'nânı ile mümkün olabileceğinden, orada Allah'tan başkasına yer olmamalıdır. Çünkü "Kalblerin itmi'nânı ancak Allah'ı anmakla sağlanabilir" (er-Ra'd 13/28) gerçeği, Kur'an'ın evrensel bir beyanıdır. Bu bakımdan merkezi kalb olan korkular, ümitler ve sevgiler, yalnız Allah'a yönelik olursa tam bir emniyet ve selâmet tahakkuk edecektir. Aksi halde karanlıklar içinde korku dolu anlarla daha dünyada iken cehennem hayatı başlamış olacaktır. Böyle bir kimsenin cennet kokusu alamayacağı ise açıktır (667).


63$ Müslim, iman, 211 Ahmed 5 Ilanbel M6sned. il. 456639 bk. Râğıb, Müfredat, s. 259.
640 Âsim Efendi, Kamus, III, 1088.
641 bk. Râğıb, age., s. 209; İbn Manzûr, Lisân, X, 449; Tchânevî, Keşşaf, II, 771.
642 bk. Yıldırım, Suat, Kur'an'da Ulûhiyyet, s. 285.
643 Bilgi için bk. Yıldırım, Suat, age., s. 285.
644 Şirkin çeşitlerine yönelik farklı tasnifler yapılmıştır. Meselâ İzmirli İsmail Hakkı şirkin
çeşitlerini şöyle sıralar: 1. Şirk-i istiklâl: İki müstakil ilâh iddia edenlerin şirkidir. Mecûsi
ve seneviyye (düalistler) bu kısma dahildir. 2. Şirk-i teb'îd: Allah'ın vahdaniyetini kabul
etmekle birlikte bu vahdaniyetin ilahlardan mürekkeb (birkaç ilâh'ın birlikte düşünülme-
siyle oluşan birlik) olduğuna inananların şirrkidir. Teslis inancı gibi. 3. Şirk-i takrîb: Al
lah'ın tekliğini kabul etmekle birlikte O'na yakınlık hasıl etmek veya O'nun katında şe
faatçi olurlar ümidiyle Allah'tan başkasına tapanların şirkidir. Câhiliyye müşrikleri ara
sında bu şirkin örneklerini görmek mümkündür. 4. Şirk-i taklîd: Başka birini taklid
ederek, Allah'tan başkasına tapanların şirkidir. 5. Şirk-i esbâb: Eşyanın tabiatının, haki
ki müessir olduğuna inananların şirkidir (bk. Yeni İlmi Kelâm II, 102-103). Diğer bazı
tasnifler için bk. Dihlevî, Huccetullâhi'l-bâliğa, I, 61-63; Yıldırım, Suat. age.. s. 339-
379.
645 bk. Diblevî, age., l. 59.
646 bk. İbrâhim 14/1, 5: et-Talâk 64/11.
647 bk. Âl-i İmrân 3/51; Meryem 19/36: Yasın 36/61.
648 Meselâ bk. el-A'raf 7/59, 65, 73. 85; Hûd 11/14, 50. 61, 84,
649 İnsanların Allah'ı kendilerine veya başka yaratıklara kıyas etmiş olmalarıdır (bk Yıldırım, Suat, age.. s. 289).
650 bk. Kur'ân 'da Ulûhiyyet s. 286-299.
651 Korku, ümit, mücerretten çok müşahhasa meyil, çevrenin etkisinden kurtulamama, nefsarıf kötü arzular, vb
652 en Nisa 4/48.
653 Cürcânî. Tahrifat, s. 144.
654 "Büyük günah" kavramı ve "şirk'in en büyük günah olması ile ilgili tartışmalar için bk. Kılıç, Sâdık. Kur'an'da Günah Kavramı S 322 329.
655 en Nisa 4/48. 116.
656 bk. Elmalılı. Hak Dini, II. 1198.
657 Bu âyet nazil olunca ashâb-ı kiram 'hangimiz tümüyle zulümden uzak kalabiliriz ki" diyerek Resûlüllâh'a sıkıntılarını açınca Allah Resulü de burada kastedilen zulmün "şirk" olduğunu açıklamıştır (bk İbn Kesîr. Tefsir, III. 288).
658 Bilgi için bk. Walther-B jörkman, "Şirk" MEBİA. XI, 568; Öztürk, Yaşar Nuri, Kur'an'ın Temel Kavranılan s. 591.
659 bk. Râğıb, age., s. 259-260.
660 el-A'râf 7/29; ez-Zümer 39/2. 11; el Beyyine 98/5.
661 Nesâî, Cihad, 24.
662 Ahmed. b. Hanbei, Müsned. V, 428.
663 Ahmed b. Hanbel, age.. IV. 124.
664 el-Hacc 22/34; ez-Zümer 39/54
665 et-Tevbe 9/28
666 en Nisa 4/116: el-Enbiyâ 21/22.
667 el Mâide 5/72
 

Dr. Âdem Ergül

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın