|
Kur'ân-ı Kerim'de kalbe nisbet edilen (626) ve genelde "şüphe" diye tercüme
edilen reyb kavramı, esasen nefse bir ızdırap ve kuşku vermek mânasına gelen bir
mastar iken, örf-i lügatte bu ızdıraba başlıca sebep olan şüphe anlamında
kullanılmıştır (627). Şekk ise herhangi bir şey hakkında kesin bilgi ve kanaate
ulaşamamak ve bu sebeple kararsızlığa düşüp ortada kalmaktır. Diğer bir ifadeyle
bir şeyin lehinde ve aleyhinde eşit derecede bir yaklaşım sergilemektir (628).
Bu iki yaklaşımdan birisi tercih edilip diğeri de tamamen terkedilmezse "zan", )
, terkedilirse "zann-ı galip" oluşur (629). Reyb, şekke yakın ve fazla olarak
"sû-i zan" gibi bir töhmet mânasını da ihtiva eder. Fakat asıl mânası şüphe ve
kuşku, yani kuşkulu şüphedir (630). Reyb kelimesi, iç huzursuzluğuna sebebiyet
vermeleri bakımından "rüzgâr" ve "ihtiyaç" anlamında da kullanılmıştır (631).
Felsefe dilinde iki türlü şüpheden sözedilir: Descartes'te (v. 1650) olduğu gibi
bir metod olarak şüphe, bilim alanında olduğu gibi deneyle doğrulanamayan bütün
varsayımlara karşı tutulan fikrî şüphe. Fransız düşünürü Descartes, gerçeğe
varabilmek için önce her şeyden şüphe etmek gerektiğini ileri sürmüş ve şüpheyi
bir araştırma usulü olarak kullanmıştır. Esasen şüphecilik (septisizm) felsefî
bir ekoldür ve tarih boyunca taraftarları ve karşıtları bulunagelmiştir.
Şüphecilik bir hastalık olarak da belirebilir. Bu patolojik şüpheye patolojik
ruhbilimde "şüphe deliliği" adı verilir (632). Kalbin olumsuz yönelişleri
başlığı altında zikrettiğimiz şüphe, gerçeğe ulaşmak için bir metod olarak
tanımlanan şüphe değil, kuru bir inattan kaynaklanan ve şüphe perdesi altında
gizlenip cehalete kapı aralayan şüphedir. Kur'ân bu şüphenin anlamsızlığını
sıkça vurgular ve inkarcıların zaman zaman şüpheyi kendilerine kalkan
yaptıklarına telmihte bulunur. Meselâ kendilerini tevhide çağıran Hz. Salih'e
müşrikler şu karşılığı verir: "Ey Salih! Sen, bundan önce aramızda (fikir
bakımından) ümit bağlanan bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına bizi
tapmaktan men mi ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden tam bir şüphe
içindeyiz" (Hûd 11/62). Görüldüğü gibi müşriklerin şüpheleri, bir tefekküre
dayanan metotlu, bir dereceye kadar haklı bir şüphe değildir. Hatta daha önce
pek güvendikleri bir şahsın söylediğine taraftar olmaları normal olarak
beklenirdi. Fakat gelenek sebebiyle bırakamadıkları şirke, şüphe bahanesini
bulmuşlardır. Nuh, Ad, Semûd topluluklarının ve onlardan sonra gelen
inkarcıların davranışlarını bildiren şu âyet de delilsiz şüpheye güzel bir
örnektir: "...Onlara resulleri açık delillerle geldiler. Fakat (müşrikler)
ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderileni inkar ettik! Bizi
çağırdığın şeyden de tam bir şüphe içindeyiz, dediler" (İbrahim Sûresi 14/9).
Şayet bu şüphe sahipleri, ilmî bir anlayışa sahip olsalardı, öncelikle eskiden
beri delile dayanmaksızın, bilakis Allah olmayacaklarına her türlü delilin
bulunduğu putlar aleyhinde bir şüphe sahibi olmaları gerekirdi. Kendilerine yeni
bildirilen şey hakkında ise yeterince düşündükten sonra, şüphe etmeye hak
kazanırlardı. Oysa bunların yaptığı tam tersidir: Şüphe etmeksizin eskiye
sarılıyorlar, yeniyi ise reddediyorlar (633). Buradan anlaşılıyor ki
inkarcıların şüpheleri, değer verilecek bir şüphe değildir. Bunun bir başka
delili de önce "red ve inkar ettiklerini" belirtip arkasından "şüphe içinde
olduklarını" ifade etmeleridir (634). ;
Şüphe, iman ve teslimiyet gibi dînin ana umdeleriyle hiçbir zaman bağdaşmayacağı
için Kur'ân öncelikle şüphelerin izâle edilmesi gereği üzerinde durur (635).
Zira doğruluğu hakkında şüphe edilen herhangi bir konuya iman ve teslimiyetten
bahsetmek mümkün değildir. Teslîmiyet olsa bile kalben tam benimsenmediği için
ya nifak ya da riyaya sebep olacaktır. Bu ise kalbin hasta olması demektir.
Nitekim Kur'ân, hakikatte iman etmedikleri halde dilleriyle iman ettiklerini
ifade edenlerin kalblerinde hastalık bulunduğunu beyan etmiştir (636). İşte bu
sebeple Yüce Allah, elçilerini insanlar arasından en güvenilir kimselerden
seçmiş ve bununla da yetinmeyerek verdikleri mesajın doğruluğunu te'yid için
onları birçok mucizelerle desteklemiştir. Yine aynı şekilde, Allah, ahiret,
yeniden dirilme gibi iman objelerine yönelik şüphelerin bertaraf edilmesi için
de enfüsî ve afakî sayısız delillere dikkat çekmiştir. Kalbinde Allah'a,
elçisine, gönderilen ilâhî mesaja ve âhirete ait herhangi bir şüphe bulunan
kimse gerçekte tam iman etmiş olamayacağından Allah'a, resulüne ve ilâhî ahkâma
teslimi de söz konusu olmayacaktır. Nitekim şu âyetler bu gerçeği açık bir
şekilde ortaya koymaktadır:
"Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla cihad etmekten (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah
takva sahiplerini çok iyi bilir. Ancak Allah'a ve ahiret gününe
inanmayan, kalbleri şüpheye düşüp, kuşkulan içinde bocalayanlar senden izin isterler" (et-Tevbe 9/44-45).
"(Bazı insanlar:) Allah'a ve Peygamber'e inandık ve itaat ettik" diyorlar; ondan
sonra da içlerinden bir grup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir. Onlar
aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e çağrıldıklarında, bakarsın
ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler. Fakat hak kendi lehlerine ise ona
boyun eğip gelirler. Kalblerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe içinde
midirler; yahut Allah ve Resulünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi
korku yorlar? Hayır asıl zalimler kendileridir"(en-Nür 24/47-50).
Şu ayet de imanla şüphenin bağdaşmadığını vurgular mahiyettedir:
"Müminler ancak o kimselerdir ki Allah'a ve Resülüne iman eden ve ondan sonra da
asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir.
İşte ("iman ettik" sözlerinde) sadık olanlar onlardır" (eI-Hucur 49/15).
Şüphe bir iç huzursuzluğudur. Kişiyi âdeta içten içe kemiren bir kurttur.
Nitekim müslümanları bölüp parçalamak maksadıyla bir mescid yapan münafıklarla
ilgili şu ayet, şüphenin bu yıpratıcı özelliğine işaret etmektedir:
"Yaptıkları bina, içlerini paralayıp onları tüketinceye kadar kalblerinde bir
şüphe ve huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye
gitmeyecektir"(et-Tevbe 9/110).
Netice olarak Kur'an-ı Kerim'de şüphe müminlere değil müşrik, münafık ve
inkarcılara izafe edilmiştir. Şüphe edilen objeler ise genelde Allah, resül,
kitap ve ahiret unsurlarıdır (637). Esasen şüphe, kalbin itmi'nan ve huzura
erişmesine manidir. Binaenaleyh selim bir kalb için izalesi zaruridir. Kur'an'da
zemmedilen şüphe, kaynağı delilsiz bir inat olan ve aynı zamanda zımnında bir
töhmet barındıran şüphedir. Böyle bir şüphenin, kalb için olumsuz bir yöneliş
olacağı ise açıktır. Ancak Hz. İbrahim'in "Rabbim ölüleri nasıl dirilttiğini
bana göster" (el-Bakara 2/260) talebi gibi temelinde hakikati bütün açıklığıyla
tanıma ve bilme niyeti bulunan ve zöhiren şüpheye benzeyen tavır ve davranışlar
ise zemmedilmemiştir. Hatta imanı yakine erdirme ve içteki vesveselerden
kurtulma gayretleri, Hz. Peygamber tarafından "imanın ta kendisi" olarak
nitelenmiştir (638).
626 Tevbe 9/45, 110. 627 bk. Râğıb, Müfredat, s. 205; Âsım Efendi,
Kamus, I, 282-283; Eimalılı, Hak Dini, 164-165. 628 bk. Râğıb, age.,
s. 265; Cürcânî, Ta'rîfât, s. 128; Âsım Efendi, age., l, 282. 629
Cürcânî, age., s. 128. 630 Elmalılı, age., I, 165 631 Âsım Efendi,
age., l, 283. 632 Hançerlioğlu, Orhan, Felsefe Sözlüğü, s. 264-266.
633 Âyetle zikredilen "feraddû" kelimesinin başında geçen "f" harfi,
müşriklerin peygamber davetini duyar duymaz reddettiklerini gösteriyor (Alûsî,
Rûhu'l-me'âni, XI-II, 194). 634 bk. Yıldırım, Suat, Kur'ân'da
Ulûhiyyet, s. 288-289. 635 bk. el-Bakara 2/23; İbrahim 14/10; el-Hacc
22/5. 636 el-Bakara 2/8-10. 637 Mesela bk. el-Bakara 2/23; İhrOhim
14/9. 16. en-Nemi 27/66; ei- 40/34; Fussilet 41/45; ed-Duh6n 44/7 9,
63$ Müslim, iman, 211 Ahmed 5 Ilanbel M6sned. il. 456637 Mesela bk.
el-Bakara 2/23; İhrOhim 14/9. 16. en-Nemi 27/66; ei- 40/34; Fussilet
41/45; ed-Duh6n 44/7 9, 63$ Müslim, iman, 211 Ahmed 5 Ilanbel M6sned. il. 456637 Mesela bk.
el-Bakara 2/23; İhrOhim 14/9. 16. en-Nemi 27/66; ei- 40/34; Fussilet 41/45; ed-Duh6n 44/7 9, 638 Müslim, iman, 211 Ahmed 5 Ilanbel M6sned. il. 456637 Mesela bk.
el-Bakara 2/23; İhrOhim 14/9. 16. en-Nemi 27/66; ei- 40/34; Fussilet 41/45; ed-Duh6n 44/7 9, |