|
Kur'ân-ı Kerim, gafleti, kalbin tüm olumsuzluklarının kaynağı olarak gösterir.
Bu sebeple kalbe nisbet edilen bütün olumsuz nitelikler aslında "gafil kalb"in
nitelikleri olarak düşünülmelidir. Bu durum, az sonra vereceğimiz âyet
meallerinde de açıkça görülecektir. Âyetlere geçmeden önce konumuzla ilgili
gaflet, ğamra ve lehv kelimeleri üzerinde kısaca durmak istiyoruz. Arapça'da
gaflet, bir şeyi hafıza zayıflığı ya da dikkatsizlik sebebiyle terketmek, ihmal
etmek, uyanık bulunmamak ve bolluk ve refah içinde olmak (580) gibi anlamlara
gelirken, ğamra da içine düşeni yutan ya da yatağı görünmeyecek şekilde çok olan
su, sapıklık, sahibini örten cehalet ve koyu gaflet (581) mânalarına gelir. Lehv
ise, Râğıb'ın ifadesiyle "Gafletin bir sonucu olarak insanı lüzumlu ve çok
önemli (ehem) olan bir şeyden alıkoyan meşguliyettir" (582). Gaflet için şu
tarifler yapılmıştır:
Gaflet, nefsin arzusuna uymaktır
(583).
-Bir şeyden gaflet etmek, o şeyi
hatırına getirmemektir (584).
-İnsanı eşyanın hakikatine muttali
olmaktan alıkoyan şeydir (585).
Gafletin Kur'ân'da hangi anlamlarda
kullanıldığını daha iyi kavrayabilmek için, "İşte böyleleri gafillerin tâ
kendileridir" ifadeleriyle son bulan âyetleri bir bütün halinde sunmanın faydalı
olacağını düşünüyoruz:
"İman ile gönlü dopdolu olduğu halde
(dininden dönmeye ya da inkar anlamına gelecek bir sözü söylemeye) zorlananın
dışında her kim inandıktan sonra Allah'ı inkara yeltenir ve göğsünü küfre açarsa
işte bunlara Allah'ın gazabı iner. Ayrıca onlar için büyük bir azap da vardır.
Bu (ceza), onların dünya hayatını âhiret-ten fazla sevmelerinden ve Allah'ın
kafirler topluluğunu hidâyete erdirmemesinden ötürüdür. Bunlar o kimselerdir ki
Allah onların kalblerine, kulaklarına ve gözlerine mühür basmıştır. İşte asıl
gafiller onlardır" (en-Nahl 16/106-108).
"Andolsun, cehennem için de bir çok
cin ve insan yarattık. Onların kalbleri vardır, onlarla idrak etmezler; gözleri
vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar
hayvanlar gibidir, hatta daha da sapıktırlar. Ve işte asıl gafiller
bunlardır"(el A'râf 7/179).
Görüldüğü gibi bu âyetlerde gaflet,
daha çok inkar edenlerin bir vasfı olarak belirtilmektedir. Kalbi ve kulağı
mühürlü, basîreti kapalı olan kâfirler, Hakk ı tanıyamayacağı gibi Hak'dan gelen
ya da Hakk'a delâlet eden âyetleri de gereği gibi anlayamayacaktır. Böyleleri
koyu bir cehalet içinde bocalayan, ilâhî nurdan nasibini alamamış ve Allah'tan
başkalarını dost tutmuş kimselerdir (586). Esasen bu sonuca ulaşmalarına dünyaya
aşırı bağlılıkları ve Allah'a yönelmemeleri sebep olmuştur (587). Zira "Allah
kendine yönelene hidâyet eder" (er-Ra'd 13/27). İşte gönüllerine Hak bilgisi
girmeyen ya da O'nu hatırına bile getirmeyen kimselere ita at edilmemeli,
teklifleri dahi nazar-ı itibara alınmamalıdır. Kur'ân bu gerçeğe şöyle işaret
eder:
"(Ey Peygamber!) Kalbini bizi
anmaktan gafil bıraktığımız (588); keyfine uyan ve işi, hep aşırılık olan kişiye
uyma" (el-Kehf 18/28) .
Bu âyet, Allah'ı hatırlamayan
gönüllerin gaflette olduğuna işaret ettiği gibi, böyle kimselerin iyi
davranışlar sergilemesinin de mümkün olamayacağına dikkat çekmektedir. Bu durum
şu âyette de açıkça görülür:
"...Katımızda gerçeği söyleyen bir
kitap vardır. (Herkesin yaptığı, olduğu gibi onda tesbit edilmiştir), onlara
asla haksızlık edilmez. Fakat (inkarcıların) kalbleri bundan koyu bir gaflet
içindedir. Onların bundan başka (bir takım pis) işleri daha var ki onlar, hep o
işler için çalışırlar"(el-Mü'minûn 23/62-63).
Gafillerden olmamanın, ancak Allah'ı
hatırlayan bir gönüle sahip olmakla mümkün olabileceği ise şöyle belirtilir:
"(Ey Peygamber!) Rabbini, içinden
yalvarıp yakararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an,
gafillerden olma"(el-A'râf 7/205).
Bu âyetin ilk muhatabı olan Allah
elçisi, Hakk'ı ihsan derecesinde bir kullukla daima anmış (589) ve Allah'tan bir
an bile kendisini nefsine bırakmamasını talep ederek (590) gaflete düşmemeye
çalışmıştır. "Tahdîs-i ni'met" olarak dilinden dökülen "Gözlerim uyuşa da kalbim
uyumaz" (591) sözleri, onun tam bir kalb uyanıklığına sahip olduğunun en açık
delilidir. Bu uyanıklığa gölge düşürmemek için de -bir beşer olarak- gönlü hafif
buğulansa, vakit geçirmeden istiğfara sarılmıştır (592).
Kur'ân, bir taraftan gerçek akıl
sahiplerinin "ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken zikre devam eden
(yani hiçbir zaman Hak'dan gafil olmayan)" (593) kimseler olduğu gerçeğini
vurgularken, diğer taraftan da insanları Allah'ı anmaktan alıkoyan hususlara
dikkat çeker. Muhtelif âyetlerde uyanık olmayan gönüller için "mal ve evlât"
(594), bunları "çoğaltma yarışı" (595), "ticaret ve alım satım" (596), "uzun
emel" (597), "oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatı" (598) gibi
meşgalelerin, Hak ve hakikati unutturduğuna dikkat çekilir. Hulâsa gönlünü
Mevlâ'ya değil de dünyaya bağlayan kimse gaflettedir. Bunun içindir ki "Dünya
muhabbeti bütün hataların başıdır" (599) denilmiştir. Böyle bir gönül, hep oyun
ve eğlencede olacağından, Rabbinden gelen öğütleri de oyun ve eğlence
edinecektir (600). Nitekim "lâhiyeten kulûbühüm" (601) âyetinin "âhireti bir
tarafa bırakıp, dünya oyuncağına dalan kalb"e delalet ettiği ifade edilmiştir
(602).
Kur'an'ın muhtelif âyetlerinde,
kullarının yaptıklarından hiçbir zaman gafil olmadığını (603) sıkça vurgulayan
Yüce Yaratıcı, gafillere mühlet verse de (604), bir gün mutlaka
cezalandırılacaklarına dikkat çeker (605). Bütün bu uyanlara ve hesap, gününün
yaklaşmasına (606) rağmen yine de insanlardan bir çoğu, Allah'tan ve
âyetlerinden gaflet içindedirler (607). Ne yazık ki bir çok kimse, bu gaflet
uykusundan ancak kıyamet günü uyanabilecek ve dünyada iken gaflet içinde
olduğunu itiraf edecektir (608).
Kur'an'da gafletle ilgili âyetlere
baktığımızda, gafletin müminlere değil ancak kalbleri, gözleri ve kulakları
mühürlenmiş inkarcılara nisbet edildiğini görürüz. Kanaatimizce Yüce Allah, iman
edenlere gafleti nisbet etmemekle, imanla gafletin beraber düşünülemeyeceğini
telmih ederek müminleri dolaylı bir şekilde uyarmış ve her an imanlarının
farkında olmaları gerektiğini hatırlatmak istemiştir. Zira Kur'an'ın öğrettiği
Allah inancına sahip olan kişi, hiç bir zaman Allah'ı unutamaz ve günaha
meyledemez. Bu inanca göre Allah Teâlâ, gizli ve açık her şeyi görmekte (609),
işitmekte (610) ve bilmektedir (611). Kulu nerede olursa olsun onunla beraberdir
(612). Hatta insana şah damarından daha yakındır (613). Kıyamet gününde de
kullarını hesaba çekecek (614) ve amellerinin karşılığını verecektir (615). İşte
böyle bir inanç gönülde yer ederse bu gönlün sahibi, "her an Allah tarafından
izleniyormuşçasma" bir kulluk sergileyecektir ki bu kullukta, gaflete yer
yoktur. Kur'an'ın "şayet mümin iseniz" (616) diye biten ihtarları ve Hz.
Peygamberin "Kişi mümin iken zina edemez, mümin iken içki içemez ve mümin iken
hırsızlık yapamaz" (611) beyanları, konumuz açısından önemlidir. Bu anlamda "her
günah içinde küfre gidecek bir yol vardır" sözü de dikkat çekicidir (618).
Binâenaleyh müminlerin, tam bir iman aydınlığına çıkmaları için, gaflet
karanlıklarından kurtulmaları gerekmektedir. Belki aşağıda mealini vereceğimiz
âyeti, imanın her âna yayılmasını ve sürekliliğini emretmesi açısından da
değerlendirmek doğru olacaktır:
"Ey müminler! Allah'a, Resulüne,
elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba iman edin"
(Nisa 4/136).
Gafletle yapılan ameller, Allah
tarafından hüsn-i kabul görmemektedir, "İbâdetin özü olan duâ" (619), uyanık bir
gönülle yapılmadığı zaman icabetle karşılanmayacağı gibi (620), Allah'ı
hatırlama, duâ ve bir çeşit zikir olan namaz (621) da önemsenmeden edâ edilirse
"Yazıklar olsun o namaz kılanlara"(e!- Mâ'un 107/4-5) itabına sebep olacak ve
sahibini felaha çıkarmayacaktır (622). Bir hadis-i şerifte, "Kul namaz kılar
fakat, namazının yarısı, üçte biri, dörtte biri, beşte biri, altıda biri, yedide
biri, sekizde biri, dokuzda biri hatta ancak onda biri kendisi için yazılır"
(623) buyrulurken diğer bir hadis-i şerifte de "Nice gece namazı kılanlar var ki
onların namazdan nasibi, ancak uykusuzluktur" (624) buyrulmuştur.
Allah Teâlâ "Öyle erler vardır ki ne
ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan alıkoyamaz"(en-Nûr 24/37)
buyurarak, müminleri her an gönlünü yalnız Rabbine tahsis eden kimseler olmaya
teşvik eder. Özetle mümin kul, "el kârda gönül yârda" fehvasınca, dünya ve
meşgalelerinin içinde, Allah'ı ve emirlerini unutmadan yaşamaya çalışacaktır.
Çünkü "Gaflet-i külliye hatar-ı mutlak (kesin helak) ve her gaflet lahzası bile
bir hatan muhtemildir" (625).
580 bk. Râğıb, Müfredat, s. 362; İbn Manzûr, Lisân, XI, 497-498; Âsim
Efendi, Kamus, IV, 8-9 581 bk. Râğıb, age., s. 365; İbn Manzûr, age., V, 29-33. 582 Müfredat, s. 455. 583 Cürcânî, Ta'rîfât, s. 162. 584 Cürcânî. age . s. 162. 585 Burseuî, Rûhu'l-beyân V. 239. 586 el-Bakara 2/257. 587 en-Nahl 16/106-108. 588 Ayetin bu kısmı başka şekillerde de anlaşılmıştır: "Kalbinin bizi
anmaktan alıkoydu ğu". "Kalbini zikrimizden yana gafil bulduğumuz" ya da "Kalbini kendi haline
bı raktığımız" seklinde manalar verilerek cebr' anlayışından kaçınılmıştır,
(bk. Beyzâvî, Envâru't-tenzil. II. 10). 589 İbn Kayyim, Hz. Peygamber'in zikri hakkında şunları söyler: "Nebî -sallallahu
aleyhi ve sellem- Allah'ı anma konusunda yaratılmışların en üstünüdür. Öyle
ki onun sözleri tamamen Allah zikri ya da ona götüren konulardan ibaretti.
Ümmete öğrettiği emirler, yasaklar ve prensipler birer zikir olduğu gibi
Allah Teâlâ'nın isim ve sıfatlarını, fiillerini, va'd ve vaîdini bildirmesi
de bir zikirdir. Yine Allah'tan istekleri, O'na yönelmesi ve O'ndan korkması
da zikirdir. Hatta susması bile kalbiyle Allah'ı anması demektir. Bu
sebepledir ki o, her an zikir halindedir. Hiçbir nefes Allah'tan gafil
değildir. Ayakta iken, otururken, yatarken, yürürken, bir vasıtaya binerken,
yolda giderken, bir yere inerken, bir yerden çıkarken ve ikâmet ederken Hz.
Peygamber hep zikir halinde olmuştur" (Zâdü'l-me'âd, II, 365). 590 Ebû Davud, Edeb, 100-101; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 46. 591 Buharı, Vudû', 5; Ezan, 161; Müslim, Müsâfirîn, 125, 186; Ebû Davud,
Taharet, 79. 592 Müslim, Zikr, 41; Ebû Davud, Vitr, 29. 593 Âl-i İmrân 3/189-190. 594 el-Münâfıkûn 63/9. 595 et-Tekâsür 102/1. 596 en-Nûr 24/37. 597 el-Hicr 15/3 598 el-En'âm 6/32; el-Ankebût 29/64. 599 Bu söz, Hasan el-Basrî'den mürsel hadis olarak rivayet edildiği gibi Hz.
İsa'nın sözü olduğu da söylenmiştir (bk. el-Aclûnî. Keşfü'1-hafâ, l, 412). 600 el-En'âm 6/70; el-A'râf 7/51. 601 Âyetin bir bütün olarak meali şöyledir: "İnsanların hesaba çekilecekleri
(gün) yak laştı. Hal böyle iken onlar gaflet içinde yüz çevirdiler. Rablerinden
kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu hep alaya alarak, kalbleri oyuna
eğlence- ye dalarak dinlemişlerdir" (el-Enbiyâ 21/2-3). 602 Bursevî, Ruhu 'l-beyân, V, 452. 603 el-Bakara 2/74,85,140,144,149; Âl-i İmrân 3/99; İbrahim 14/42. 604 el-Mü'minûn 23/54. 605 el-Mü'minûn 23/64. 606 el-Enbiyâ 21/1 607 Yunus 10/92 608 el-Enbiyâ 21/97; Kâf 50/22 609 el-Bakara 2/96, 110, 233. 610 el-Bakara 2/127, 137, 181 611 el-Bakara 2/29,115, 231 612 el-Hadîd 57/4 613 Kâf 50/16 614 en-Nisâ 4/6; el-Ahzâb 33/39 615 ez-Zümer 39/70 625 Elmalılı, Hak Dini, IV, 2363. |