Ana Sayfa
Kur'an ve Sünnet'te

Geri
Kalbin Sesi - Kalbî Hayat

İnâbe


        İnâbe kelimesi, delâlet ettiği mâna ve Kur'an'da kullanıldığı yerler itibariyle tevbe ve evbe kavramları ile birlikte açıklanabilecek bir vasıftır. Lügatte, kişinin belâ ve masiyet gibi şeylere duçar olması manasında "n-v-b" kökünden türeyen inâbe, kelime olarak, birini diğerinin yerine koymak ve peş peşe sürekli dönüp yönelmek (rücu' etmek) anlamına gelir (321).
        İnâbe ıstılah olarak da muhtelif şekillerde tarif edilmiştir. Bazıları şunlardır:
        -Tevbe ve samimi amellerle Hakk'a dönmektir (322).
        -Kalbi, şüphe karanlıklarından söküp çıkarmaktır (323).
        -Her şeyi bırakıp her şey kendisinin olana yönelmektir (324).
        -Gafletten zikre, vahşetten ünse dönmektir (325).
        -Duaya yönelmektir (326).
        -Masiyetleri bırakarak, ihlasla Allah'a dönmek ve O'na yönelmek-
        Bu ve benzeri tariflerden de anlaşılacağı gibi inâbede esas olan, kulun lüzumsuz ve mahzurlu olan her şeyden yüz çevirip, samimiyetle Allah'a yönelmesi ve O'nda karar kılmasıdır.
        Tefsirlerde "münîb kalb", her şeyden yüz çevirerek bütün varlığıyla Allah'a teslim olan (328) ve her fırsatta O'na yönelen (329), samimi (330) şirkten arınmış selîm bir kalb (331) diye açıklanırken, "münîb kul" da ilâhî sanatın eşsiz güzelliklerini tefekkürle (332) gönlünü Hakk'a veren (333) ve Allah korkusundan âdeta titreyerek, büyük bir alçak gönüllülükle her an O'na yönelen (334) kimse diye tarif edilmiştir.
        İbn Kayyim el-Cevziyye (v. 751/1350) Kur'ân-ı Kerim'de indbenin iki anlamda kullanıldığını ifade eder: Birisi, bütün yaratılmışların ilâhî rubû-biyyete yönelip boyun eğmesidir ki bu nevi inâbede mümin, kâfir, salih ve fâcir müsavidir. Başı daralan herkes o anda böyle bir inâbede bulunur. Aşağıda mealleri verilen âyetlerde inâbe bu anlamda kullanılmıştır:
        "İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra Allah Teâlâ, katından onlara bir rahmet (nimet ve bolluk) tattınnca, bakarsınız ki onlardan bir grup yine Rablerine ortak koşuyorlar" (er Rûm Sûresi 30/33).
        "İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah Teâlâ, katından bir nimet verince, önceden yalvarmış olduğunu unutur" (ez-Zümer 39/8).
        "...Davud kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi" (Sâd Sûresi 38/24).
        İnâbenin ikinci türü ise Allah muhabbetini, O'na boyun eğmeyi ve yalnız O'na yönelip kalben O'nün dışında her şeyden yüz çevirmeyi gerektiren çeşididir ki bu, Hak dostlarının inâbesidir (335).
        İnâbenin ihtiva ettiği anlamlar içerisinde "acele davranmak", "dönüş ve ileri atılış", "öne geçiş" gibi mânalar da vardır. Bu itibarla "Allah'a münîb olan" demek, O'nun rızâsını elde etmek için adetâ koşan, her an O'na dönen ve Allah sevgisinde kendini önde tutmaya çalışan kimse demektir (336).
        Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın hidâyetine bu gibi kimselerin mazhar olacağını (337), bu nimete ermiş kimselerin gittikleri yola uymak gerektiğini (338), nimeti görüp ibret alanların ancak bu nevi kimseler olduğunu (339) belirterek her şeyden geçip yalnız o Rahman'in rahmetine sığınan bir kalb (münîb kalb) ile Allah'ın huzuruna varmanın (340) güzelliğini ve mükâfatını şöyle ifade eder:
        "İşte size vâdedilen cenneti Ki o, Allah'a yönelen, emirlerine riâyet eden, görmediği halde Rahmân'dan korkan ve Allah'a yönelmiş bir kalb ile gelen kimselere mahsustur"(Kâf Sûresi 50/32-33).
        Azap gelmeden önce böyle bir inâbeye yönelmenin gerekliliğini vurgulayan Kur'ân (341), Hz. İbrahim'den, "İbrahim cidden yumuşak uylu, bağrı yanık, kendini Allah'a vermiş birisi idi" (Hûd Sûresi 11/75) diye bahsederken bazı peygamberlerin de şu ifadelerine yer verir:
        "İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim "(eş-Şûrâ 42/10).
        "...Başarım ancak Allah(ın yardımı) iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na yönelirim"(Hûd Sûresi 11/88).
        Yine Kur'ân, bütün kulların inâbe duygusu içinde Hakk'a dönüp ibâdet etmeleri gerektiğini de şöyle ifade eder:
        "Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın"(er-RûmSûresi 30/31).
        Bu anlamda inâbenin tevbe ve evbe kavramları ile ilişkisinden de söz etmek faydalı olacaktır. Nitekim bu çeşit kavramları inceleyen bir çok eserde, bu kelimeler birlikte ele alınmış ve aralarındaki farklara işaret edilmiştir,
        Kur'ân-ı Kerim'de doksana yakın âyette geçen tevbe, dönmek ve yönelmek anlamındadır (342). Çirkinliği sebebiyle günahları terk edip hatâları itiraf ederek pişmanlıkla kıvranmak, fevtedilen şeyleri yerine getirip, aynı hatalara düşmeme azmiyle Cenâb-ı Hakk'a yönelmek (343) şeklinde izah edilen bu kavram, Kur'an'da hem kullara (344) hem de Allah'a (345) nisbet edilmiştir. Kula nisbet edildiğinde Allah'ın hoşnut olmayacağı duygu, düşünce, tasavvur ve davranışlardan müteşekkil geçici (arazî) olan günah halini bırakıp, aslî olan salah haline dönmek mânasına gelirken, Allah için kullanıldığında, geçici olan gazap nazarından aslî olan rahmet nazarına dönmek ve kulun tevbesini kabul etmek anlamına gelir (346).
        Burada tevbenin çeşitleri, şartları ve gerekleri üzerinde durmayacağız (347). Teube-inâbe ilişkisine geçmeden önce evbe kavramını da kısaca izah etmek uygun olacaktır.
        Lügatte "süratli hareket etmek" ve "geri dönmek" mânasında kullanılan evbe kelimesi, bulut ve rüzgar anlamına da gelir (348). Râğıb el-İsfe-hânî (v. 502/1108), evb kelimesinin irâde sahibi canlılar için kullanılabileceğini söyler (349). Evbe Kur'an'da çeşitli kullanımları ile on yedi yerde geçer. Hepsinde de rücû etmek (dönüş) anlamı vardır. Belki bu rücûu, geri dönüşü düşünülemeyecek bir şekilde "asla (köke), nihâi hedefe dönüş", diye ifade etmek, Kur'an'daki anlamını daha iyi ortaya koyacaktır. "Onların dönüşü sadece bizedir" (el-Gâşiye 88/25), "Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi (Sâd Sûresi 38/30), "İman edip iyi işler yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlarındır" (er-Ra'd Sûresi 13/29) âyetlerinde bu mâna açık bir şekilde görülmektedir.
        Tevbe, inâbe ve evbe kavramlarının anlamlan hakkında Tehânevî (v. 1158/1745) şu açıklamalara yer verir: "Tevbe üç kısımdır: Tevbe, inâbe ve evbe. Azap endişesiyle Hakka sığınmak bir tevbe, sevab ve makam ümidiyle O'na yönelmek inâbe, her ikisini de düşünmeden Allah'ın emrine uyma niyetiyle O'na dönmek ise evbe'dir. Bir başka tevcih de şudur: Tevbe genel olarak tüm müminlerin sıfatı iken, inâbe mukarrebî-nin, evbe ise nebilerin bir vasfıdır." (350) Bu kavramlarla ilgili daha başka değerlendirmeler de yapılmıştır (351).
        Denilebilir ki tevbe, günahı bırakıp af talebine sarılmaktır. İnâbe de gönlü Hakk'a çevirmek ve bunu sürdürme azminde olmaktır. Evbe ise hiç bir şekilde Allah'tan yüz çevirmemek ve âdeta gönlü O'na bağlamaktır (352). Bu anlamda, tevbe'de günaha tekrar düşmeme endişesi varken, inâbe'de gaflete duçar olmama hassasiyeti, evbe'de ise bir an bile Allah'ı hatırdan çıkarmama ve O'ndan başkasına meyletmeme titizliği vardır diyebiliriz.


321 bk. Râğıb, Müfredat, S. 508; İbn Manzûr, Lisân, l, 774-775; Asını Efendi, Kamus,
516-517.
322 Râğıb, age., s. 508.
323 Cürcânî, Ta'rifât, s, 37
324 Cürcânî, age., s. 37.
325 Cürcânî, age., s. 37.
326 Kurtubî, el-Câmi', IX. 60
327 Âsim Efendi, age., I, 516-517.
328 İsmail Hakkı Bursevî, Ruhu'l-beyân, IX, 132.
329 Elmalılı, Hak Dini, IV, 2810.
330 Kurtubî, age., XVII, 15.
331 Râzî, Mefâtîh, XXVIII, 154; Kurtubî, age., XVII, 15.
332 Âlûsî, Rûhu'f-me'ânî, XXVI, 176; Bursevî, age., IX, 107.
333 Elmalıh, age., VI, 4150.
334 İbn Kesir, Tefsir, VII, 374.
335 bk. İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâric, l, 467.
336 İbn Kayyim, age., l, 467.
337 er-Ra'd sûresi 13/27; Şûra sûresi 42/13.
338 Lokman sûresi 31/15.
339 es-Sebe' sûresi 34/9; Kaf sûresi 50/8.
340 Elmalılı, age.. Vi, 4520.
341 ez Zümer sûresi 39/54.
342 Âsim Efendi, age., l, 150.
343 Râğıb, age., s. 76; Tehânevî, Keşşâf-ü tstılâhâti'l-fünûn, I, 162; Âsim Efendi, age., I,
150.
344 Örnek olarak bk. el-Mâide 5/39; el-Furkan 25/71;el-Mü'min 40/7.
345 Örnek olarak bk. el-Bakara 2/37, 54, 160, 187; et-Tevbe 9/117. Kelime Allah'a nisbet edildiğinde '"âlâ" harf-i cerr'i ile kullanılır. Burada Allah'ın isimlerinden birinin de "et-Tevvâb" olduğunu hatırlamak gerekir (et-Tevbe 9/118).
346 bk. Elmalılı, age-, I, 326.
347 Bu konuda bilgi için bk. Gazâlî, İhya, IV, 234 308; İbn Kayyinı el-Cevziyye, age. l, 198-463.
348 Âsim Efendi, age.. l, 140.
349 bk. Müfredat, s 30.
350 Keşşâf-ü ıstılâhâti'l-fünûn, l, 164.
351 bk. Kâşânî, Istılâhât, s. 192-195.Yılmaz, H. Kâmil, Anahatlanyla Tasavvuf ve Taıi-katlet, s. 160-161.
352 Gönlü bütünüyle Allah'a vermek diye açıklayabileceğimiz tebettül kavramı da eube ile hemen hemen aynı anlamdadır. Ayetle Hz. Peygambere hitaben: "Rabbini adını an ve bütün gönlünle O'na yönel" (el Miizzemmil 73/8) buyrulmuştur.
 

Dr. Âdem Ergül

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın