Kalb kelimesinin ıstılah anlamını açıklarken, göğsün sol tarafında bulunan -çam
kozalağı şeklindeki- vücuda kan pompalayan özel bir dokuya sahip et parçasına da
kalb denildiğini belirtmiş ve bu organla daha çok tıp ilminin ilgilendiğini
ifade etmiştik. Yine orada manevî kalble cismânî kalbin bir şekilde birbiriyle
ilişkili olduğuna dikkat çekerek, fonksiyonları ve önemi bakımından manevî
kalbin, insan hakikatine (nefs) olan nisbetinin, maddî kalbin, bedenle olan
ilişkisine benzetilebileceğini belirtmiştik. Maddi kalb, bir anlamda bedenle
mânevî kalb arasında bir irtibat noktasıdır. Diğer bir ifadeyle beden mülkünde
manevî kalbin sultanlığının hüküm sürmesi, maddi kalbin aracılığı iledir. İşte
bu sebeple burada, cismânî kalbin -genel hatları ile de olsa- tanıtılmasının
faydalı olacağını düşünüyoruz.
Vücudumuzda bulunan milyarlarca hücreye hayat dağıtan bir sistem olan kalb,
göğüs boşluğunda bulunan yumruk büyüklüğünde bir organdan ibaret olmayıp
kendisiyle bağlantısı bulunan damarlarla birlikte düşünülmesi gereken bir
organdır. Gerek anatomik yapı bakımından, gerekse elektro kimya bakımından bu
yapı tamamen bir bütündür.
Kalbin anatomik yapısını oluşturan bölümleri, burada ayrı ayrı ele almak,
konunun anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.
Kalb Zarı: Kalb, perikard denilen zarif bir zarf içinde bulunmaktadır. Bu zarın,
vücudun diğer organlardaki zarlardan çok mühim bir farkı vardır. Kalb daima
hareket halinde olduğundan, bulunduğu mevkide diğer organlara değmeden rahatlık
içinde hareket etmesi gerekmektedir. İşte bu rahatlığı çok özel bir yapıya sahip
perikard sağlamaktadır. Bu zar, kalbin üzerine yapışık olan çok ince bir zar
dokusuyla, kalbin diğer organlara temasına mani olan -nisbeten daha kalın ikinci
bir zardan teşekkül eder. Bu iki zar arasında kaygan bir sıvı vardır. Bu sıvı,
kalb zarının kendi salgısıdır. Kararlı ve dengeli bir ıslaklığa sahiptir. Bu
zar, damarlarla beraber onların dış yüzünde tüm vücuda yayılır.
Kalb Dokusu: İlk görünüşte normal kas dokusuna benzer. Ancak
kalb kasının kendine has özelliği üniform oluşundadır. Yani diğer kaslar gibi
hücreleri yan yana sıralanarak bir doku meydana getirmiş değildir. Aksine,
kalbin çeşitli bölümlerindeki kalınlık farkına rağmen, üç boyutun her
istikâmetinde hareket edebilen tek bir kumanda dokusunu temsil etmektedir.
Kalb dokusunun asıl önemli özelliği ise kas yapısındaki bu teklik âhengine olan
sinir ilgisidir. Normal bir dokuda sinirler, o dokunun hareket istinad
noktalarına gelip kumanda eder. Halbuki kalbin her noktasında sinirsel bir yapı
intikali vardır. Hatta kalbin dokusuna isim vermek gerekirse kas dokusu ya da
sinir dokusu demek oldukça zordur. Belki de kendine has özellikleri itibari ile
kalb dokusu demek daha uygun olabilir. Kalbin her noktasında hareket kabiliyeti
mevcuttur. Merkezî sinir sistemi ile kalbin bütün ilgileri kesilse bile, kalb
kendi içindeki sinir merkezlerinden kendisine gerekli hareketi sağlayabilir.
Hatta, kendi sinir merkezleri, iletme kabiliyetini kaybedince de, kalbdeki her
hücre bir tenbih emri üretebilir.
Kalbin her atışında, bu elektrik intikalleri, bir ritim halinde vücudun en uzak
noktalarına iletilmektedir. Bu yüzden vücudun çeşitli noktalarından bir elektrik
devresi bağlamak suretiyle kalbin elektrik intikalleri kabaca tesbit edilebilir.
Kalb kasından yayılan elektrik intikaller, bilhassa kalb kasının iyi beslenip
beslenmediğini, kalb damarlarında bir tıkanma olup olmadığını ortaya koyar.
Kalb İçi: Kalbin içinde de dışında olduğu gibi endokart denilen düz bir zar
vardır. Bu zarın en mühim özelliği, kalb kapaklarıyla, onları saran minyatür
desenidir. Bu zar öylesine ince, fakat öylesine sağlamdır ki kalb tonlarca kanı
pompalarken en ufak bir arıza göstermez.
Aslında kalb, hemen hemen birbirinin benzeri ve sıkıca birbirine kaynaşmış iki
organdan teşekkül etmiştir: İçinde oksijensiz kan bulunan sağ kalb ve oksijenli
kan bulunan sol kalb. Bu iki organ arasında hiç bir ulaşım yoktur Her ikisi de
iki boşluğa ayrılmıştır: Üsttekine kulakçık, alttakine karıncık denir. İki
karıncığın çeperleri de kalındır. İkisinin de biçimi ucu aşağıya bakan bir
koniyi andırır. Tabanlarında iki delik vardır. Bu iki deliğin büyüğü, kulakçıkla
karıncığı birbirine bağlar. Bu delik üzerindeki bir kapak, kanın karıncıktan
kulakçığa geri gitmesini önler. Kapaklardan sol kalbdekine mitral ya da kapak,
sağdakine triküsbit ya da üçlü kapak denir. Karıncığın tabanındaki diğer delik,
bir atardamar deliğidir; sol karıncıktaki aort için, sağ karıncıktaki ise
akciğer atardamarı içindir.
Kalbin sağ bölümleri genelde kirli kanı, sol bölümleri ise temiz kanı işler.
Dokulardan gelen kirli kan sağ kulakçığa akar, sonra üçlü bir kapak sistemi ile
sağ karıncığa, oradan da iki damar çıkışıyla akciğere geçer. Akciğerlerde
temizlenen kan, sol kulakçığa gelir ve sol karıncığa geçer. Oradan da yine özel
kapaklarla, en büyük damar olan "aort"tan vücudun her yanına yayılır. Atardamar
deliklerinin her birinde, güvercin yumurtası gibi yarım ay biçiminde üç küçük
zarsı kıvrım bulunur. Bunlara "sigmamsı kapakçıklar" denir. Kalbin kasılmasından
sonra kanın karıncığa geri dönmesini bu kapakçıklar önler.
Karıncıkların içyüzü "et direkler" ve "kalb direkleri" denen kabarcıklarla
örtülüdür. İkili ve üçlü kapakların çalışmasını düzenleyen kiriş telleri bu
çıkıntılara yapışır.
Kulakçıklar ince çeperlidir ve küp biçimindedir. Alt yüzeylerinde
kulakçık-karıncık deliği, öteki yüzlerinde de toplardamar delik(eri bulunur.
Kulakçıkların her birinde kulacık denilen küçük uzantılar vardır.
Kalbin Çalışması: Kalb, kanı damarlara pompalayan organdır. Boşluklarında oluşan
basınç sayesinde bu işi öyle yapar ki kan, basıncın kuvvetli olduğu yönden en
zayıf olduğu yöne doğru ve geri dönmeyecek şekilde akar. Basıncı kalbin
kasılması sağlar. Kasılmasına sistol, gevşeme ya da dinlenme evresine diyestol
denir. Kasılma, ana toplardamarların kalbe girdiği noktadan başlar. Oradan
kulakçıklara, sonra karıncıklara yayılır. Kalbde başlangıç olarak alınan bir
kasılma durumundan, bu durumun ilk tekrarlanmasına kadar süren enlemesine
sinerjik, boylamasına ardışık hareketlerin tümüne birden kalb atışı denir. Bu
olay sırasında önce iki kulakçık, ondan sonra da iki karıncık kasılır. Bu
güdümlü kasılmalardan ayrı olarak, kanın kalb boşluklarında yer değiştirmesini
kalb kapakları yönlendirir ve böylece kan toplardamarlardan kulakçıklara, oradan
karıncıklara, oradan da atardamarlara akar.
Kalbin kasılmasını, kendi iç sinir sistemi yönetir (Keith ve Flack düğümü,
Tawara düğümü, His demeti). Bu sistem, kalbin çalışmasını sağlar. Ayrıca kalbin
kendi dış sinir sistemi (kalb sinir ağı), üst sinir merkezlerinden (soğanilik)
gelen uyarıları iletmek suretiyle iç sinir sisteminin düzenli çalışmasını
sağlar. Soğaniliğin görevi, kalb kasılmasının genlik ve frekansını organizmanın
ihtiyaçlarına göre ayarlamaktır.
Kalbin dakikadaki atım sayısı, fizyolojik duruma göre değişir ve kan çıkışını
organizmanın ihtiyacına göre ayarlar. Sinirlerden yoksun bir kalbin kendi
kendine dakikada doksan ya da yüze çıkan atım sayısı,
vagus sinirinin (parasempatik sistem) sürekli etkisi altında normal sayısı olan
yetmişe iner.
Kalbin atım sayısı, dinlenme halindeyken çocukta yetişkinlerden daha yüksektir.
Bebeklerde daha da hızlı olup 110-120 civarında bulunur. Enerji tüketimini
gerektiren tüm durumlarda kalb atım sayısı düzelir. Meselâ fiziksel çaba,
sindirim, ateş, aşırı tiroit çalışması gibi. Kalb atışı sırasında sadece
kapakların kapanma sesi işitilebilir.
Göğüs boşluğunda var olan bu hayat merkezi, ilâhî sanatın bütün incelikleriyle
birlikte, insanın nasıl itina ile yaratıldığının açık bir örneğidir. Nitekim
âyette şöyle buyrulur:
"Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde âyetler vardır. Kendi nefislerinizde de
öyle. Görmüyor musunuz?"(ez-Zâriyât 51/20-21).
DİPNOTLAR
161 Kalbin anatomik yapısı hakkında bilgi için bk. Berkmen, Rasim ve
arkadaşları. Kalb Hastalıkları, 3-23: Nurbaki, Halük. Kalb ve Ötesi, 7-29:
Büyük Larousse, X, 62396241: Meydan Larousse, Vl, 816-817: Mayo Clinic (Tıp
Ansiklopedisi), II, 612-614.
|