Ana Sayfa
Kur'an ve Sünnet'te

Geri
Kalbin Sesi - Kalbî Hayat

Sadr


 

        Kur'ân-ı Kerim'de kırk dört yerde geçen sadr kelimesi, Arapça'da sadera fiilinin mastarıdır. Çoğulu sudûr olarak gelir. Sadr, bir şeyin baş tarafı veya en üst kısmı (24), bir bölümü, kişinin yöneldiği taraf, boyundan karın boşluğuna kadar olan vücudun ön kısmı anlamına geldiği gibi, reis ve kumandan manasına da gelir (25). Dilimizde sîne, göğüs ve bağır diye tabir olunur (26).
        Sadr kelimesi, kalbi içine alması (mahalliyet) veya kalbin, sadrın bir parçası olması (cüz’lyyet) sebebiyle zaman zaman kalb anlamında da kullanılmıştır (27).
        Kur'an-ı Kerimde geçen kalb kavramının akıl ve ilim, sadr kelimesinin ise bunlarla birlikte şehvet, gazap ve nefsâni arzular anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur (28).
        Hakîm et-Tirmizî, sadr kavramını izah ederken, onun, kalbin dış bölgesi olduğunu söyler. Bu ismin verilmesine sebep olarak da kalbin başlangıcı olmasını gösterir. Ona göre sadr, vesvesenin, kibrin, kinin, şehevî arzuların, temennî ve ihtiyaçlara ait duygu ve düşüncelerin mahallidir. Zaman zaman daralıp genişleyebilir. İslâm nurunun ve kesbî ilimlerin korunma mahallidir (29).
        Sadr kelimesi, Kur'ân-ı Kerim'de genellikle şu konularda kullanılmıştır:
        a) Allâh Teâlâ'nın göğüslerde olanı bilmesini ifade eden ayetler:
    
"Allâh'tan korkun; çünkü Allâh, göğüslerin içindekini bilir" (el-Mâide 5/7).
        "Rabbin elbette göğüslerinin gizlediğini de onların açığa vurduklarını da bilir"(en-Neml 27/74).
        Sadr kelimesinin Kur'ân-ı Kerim'de en çok kullanıldığı alan bu olmuştur. (30)
        b) Sadrın açılması ve daralmasıyla ilgili âyetler:
    
"Allâh kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar"(el-En'âm 6/125).
        "Allâh'ın göğsünü İslâm'a açtığı kimse, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir?"(ez-Zümer 39/22).
        Sadr kelimesinin bu kullanım alanı ile ilgili daha başka ayetler de vardır (31) .
        c) Sadrın şifâ bulmasını ifade eden âyetler:
     
"Ey insanlar, size Rabbiniz'den bir öğüt, göğüslerde olan (sıkıntılar)a bir şifa ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir" (Yûnus sûresi 10/57).
        "Onlarla (müşriklerle) savaşın ki Allâh, sizin ellerinizle onlara azâp etsin, onları rezil etsin, sizi onların üzerine getirsin ve müminler topluluğunun göğüslerine şifâ versin"(et-Tevbe 9/14).
        Sadr kelimesi Kur'ân-ı Kerim'de söz konusu kullanım yerlerinden başka "arzu ve ihtiyaç mahalli" (32), "kalblerin bulunduğu mekan" (33), "bilgilerin korunduğu yer" (34), "kin (35), "kibir" (36), "korku" (37) ve         "vesveselerin (38) yer ettiği mahal" gibi konularda da kullanılmıştır.

DPNOTLAR:
22 Müslim, Birr, 32; Tirmizi, Birr, 38.
23 Buhâri, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107. İbn Mâce, Fiten, 14.
24 Mesefâ bir mızrağın, bir vadinin, bir toplantı mahaIIinin baş tarafı sadr diye adlandırılır (bk. İbn Manzûr, Lisân, IV, 445,446: Asım Efendi, Kâmûs, II, 464.
25 Râğıb, Müfredât, s. 276; İbn Manzûr, age., IV. 445, 446; Âsım Efendi, age., 11,464.
26 İbn Manzûr, age., IV, 446
27 Râzî, Mefâtih, VIII, 13; Kurtubî, el-Câmi', I, 132; Âsım Efendi, age., II, 464: Elmalılı. age., VIII. 5912; Hakim et- Tirmizî. Beyânü'1 fark, s. 47: Muhammed Ali el-Cûzîı. Mefhûmü'l-akl ve'l-kalb, s. 243. Meselâ şu âyetlerde sadr kelimesi. kalb anlamındadır: Âli İmrân 3/29,118: Kasas 28/69.
28 Râğıb, age., s. 276.
29 Beyânü'I-Park, S. 35-36.
30 Âl-i İmrân 3/29, 119, 154; el-Enfal 8/43: en-Neml 27/74; el-Kasas 28/69; el-Ankebût 29/10: Lokman 31/23: Fâtır 35/38: ez-Zümer 39/7: Gâfir 40/19; Şûrâ 42/24; el-Hadid 57/6; et-Teğâbün 64/4: el-Mülk 67/13.
31 el-A'raf 7/2;Hûd 11/12: el-Hicr 15/97: en-Nahl sûresi 16/106; Tâhâ 20/25; Şuarâ 26/13; el-İnşirah 94/1.
32 Gâfir 40/80; el-Haşr 59/9.
33 el-Hacc 22/46.
34 el-Ankebût 29/49.
35 el-A'raf 7/43.
36 Gâfir 40/56.
37 el-Haşr 59/13-12.
38 en-Nâs 114/5.
 


Dr. Âdem Ergül

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın