|
Kalbin Sesi - Ticaret Ahlakımız
Müslüman Tüccarın Muamelelerinde Dikkat Etmesi Gereken
Hususlar ve Günlük Ticari Hayatta Karşılaşılan Sorunlar

Soru 1. İşyerlerinde 'Müşteri
velinimetimdir' levhası asılıdır. Bunun anlamı nedir, müşterilere karşı nasıl
davranılmalıdır?
Cevap 1: Müslüman'a layık olan, ne gaye ile olursa olsun, kendisine, evine,
işyerine gelen kimseye alaka göstermek, mümkünse arzusunu yerine getirmeye
çalışmak; mümkün değilse hoş bir şekilde göndermektir.
Zira Allah Teala: "İnsanları küçümseyip, onlardan yüz çevirme." buyurmuştur. (31
Lokman, 18)
Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:
"Kim yumuşak sözlü ve huylu olmak nimetine mazhar olmuşsa, büyük hayra mazhar
olmuştur; kim bundan (nfktan) mahrum olmuşsa, büyük hayırdan mahrum olmuş
demektir." (1)
"Şüphesiz ki siz insanlara mallarınızla yetişemez, onları memnun edemezsiniz.
Öyle ise güler yüzlülüğünüz ve güzel ahlakınızla onları memnun ediniz." (2)
Bir güzel söz var:
"Bir aileyi haylaz evlat,
Bir esnafi
Bir yiğidi huysuz avrat,
Bir şoförü hızlı surat yıkar" diye. Öyleyse tatlı dilli güler yüzlü olunmalıdır.
Dünya, sebepler dünyasıdır. Herkes birbirinden değişik vesilelerle istifade
eder. Esnafın, tüccarın rızkını temine, kazanç sağlamasına vesile de
müşterileridir.
Öyleyse velinimetlerin kıymeti bilinmelidir.
İnsanlara önem ve değer veren,değerii olur. Tepeden bakan ve surat asan tepe
taklak gider.
Soru 2. Haram sayılan alış-verişler nelerdir?
Cevap 2. İslam'da ticaret teşvik edilmekle beraber başıboş bırakılmamış, ahlaki,
toplumsal sahalarda zararlı olmaması için tedbirler alınmış, sınırlar
getirilmiştir:
a) İçki, uyuşturucu madde, domuz, put, müstehcen eşya ve resimler gibi İslam'ın
yasakladığı şeylerin ticareti de haramdır.
b) Mubah olan şeylerin ticaretinin helal olabilmesi için de yalan, aldatma,
faiz, hile, ihtikar, fahiş kazanç, gasp, hırsızlık gibi davranışlardan sakınmak
şarttır.
Kısaca; yenilmesi, içilmesi veya yararlanılması ayet ve hadislerde yasaklanmış
bulunan şeylerin alım-satımını yapmak haram hükmündedir.
Soru 3. Cuma saatinde alış-veriş yapmanın hükmü nedir?
Cevap 3. Yüce Rabbimiz, cuma gününde Cuma namazını farz kılmış, Cuma namazı ile
yükümlü olanların Cuma saatinde işlerini bırakıp namaza gitmelerini emretmiştir:
"
Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız
zaman hemen Allah'ın zikri olan namaza koşun, alışverişi bırakın." (62 Cuma, 9)
Cuma namazıyla yükümlü olanların işlerini, alışverişlerini bırakıp camiye
koşmaları gerekir. Yasak olan vakit; iç ezanının okunmasıyla başlayıp iki rekat
Cuma namazı kılıncaya kadar devam eder.
Bu vakit arasında ticaretle meşgul olmak alimlerin çoğunluğuna göre tahrimen
mekruhtur. (3)
Ancak zorunlu durum varsa, bir kadın, dükkanda durup Cumaya gitmekle mükellef
olmayan kadın, çocuk ve seferi sayılanlara bir şeyler satabilir. Aynı şekilde
çocuk da ticaret merkezinde durabilir.
Fakat buluğ çağına ermemiş olsa bile, çocuğu dükkanda bırakmamak, alıştırmak
için camiye götürmek uygun olur.
Soru 4. Kredi kartı kullanmak ve kredi kartlı satış yapmak caiz midir?
Cevap 4. Bir mü'min, aile bütçesini kredi kartına gerek kalmayacak şekilde
düzenlemeyi hedeflemeli-dir. Çünkü kredi kartı, çoğu zaman israfa yol açmakta,
özellikle sabit gelirliler faize düşme korkusuyla son ödeme gününde sıkıntıya
düşmektedir. Faizli çalışan bankalara bu yolla büyük bir finansman desteği de
sağlandığı unutulmamalıdır. Kısaca, böyle bir kart de-bit cart veya Credit cart
(normal kredi kartı) bulundurma ihtiyacını duyan mü'min, faizsiz çalışan fınans
kurumlarının kredi kartını tercih etmelidir. Bu gibi kurumların kredi kartı
uygulaması bulunmayan yer ve beldelerde diğer bankalann kartlanndan geçici
olarak yararlanmak da mümkündür. Ancak, ödemelerde vadelere dikkat edilerek faizli kredi kullanma durumuna düşmemelidir.
(4)
Kredi kartlarından dolayı milyonlarca insanın mahkemelik ve icralık duruma
düştüğü de unutulmamalıdır.
Soru 5. Çek, senet kırdırmak caiz midir?
Cevap 5. Çek veya senedin vadesinden önce borçlu veya üçüncü kişi tarafından
paraya çevrilmesine
'kırdırma' denir.
Elinde çek veya senedi bulunan ve nakit paraya ihtiyacı olan biri çek veya
senedi, üzerindeki fiyattan düşük bir rakama bir başkasına kırdırmaktadır.
Mesela elinde altı ay vadeli bir milyarlık çek varsa, bunu yedi yüz milyon lira
karşılığında bir başkasına kırdırmaktadır. Böyle bir uygulama faize
gireceğinden, tefeciliğe yol açacağından caiz değildir.
Soru 6. Çalıntı veya gasp edilen şeyi almak doğrumudur?
Cevap 6. Çalınan veya haksızlıkla sahibinden alınan bir şeyi bilerek satın almak
bu haksız fiile yardımdır. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim bildiği halde
hırsızlık la elde edilen eşyayı satın alırsa onun günahına ve şerefsizliğine
katılmış olur." (5) Sözün özü: Çalıntı veya gasp edilen bir şeyi bilerek satın
almak caiz değildir.
Soru 7. Gecikmiş borçtan fazlalık alınabilir mi? Vadesinde ödenmeyen bir borca
"vade farkı" eklemek
caiz midir?
Cevap 7. İslam'da veresiye mal satışı caiz görülmüş ve tüm vadeli borçlanmaların
yazıyla tesbiti istenmiştir.(2 Bakara, 282) Mü'min borcunu vadesinde ödemek için, olanca özeni
göstermelidir. Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler! Akitlerinizin gereğini
yerine getiriniz." (5/ Maide, 1) buyurulur. Hz. Peygamber de; "Kim ödemek
niyetiyle borçlanırsa Allah bu borcu ödemeye onu muvaffak kılar. Kim de ödeme
niyeti olmaksızın borçlanırsa, Allah malının bereketini giderir ve borcu ödemeye
muvaffak olamaz." buyurmuştur. (6) Bu konuda şunlar yapılabilir:
a) Alacaklı, darlık içinde bulunan borçluya yeni bir süre tanıyabilir veya
borcunu silebilir. Allah Teala: "Eğer borçlu darlık içinde ise, eli
genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir), (borcu) bağışlamanız ise,
bilirseniz sizin için daha hayırlıdır." buyurmuştur. (2 Bakara, 280)
b) Borçluya zekat vs. ile yardım edilebilir. Zira zekat verilebilecek
sınıflardan biride borçlulardır. (9/ Tevbe, 60)
c) Karşılıklı rıza ile satım akdini bozarak satılan mal geri alınabilir. Buna ikale denir ki, Hz. Peygamber
(sav) şöyle buyurmuştur:
"Kim, bir müslümanın satışını bozma isteğini kabul ederse, Allah da onun kıyamet
gününde sıkıntısını giderir." buyurmuştur. (7)
d) Alacağın icra yoluyla tahsili de mümkündür.
e) Borçlu paranın mislini değil, kıymetini verir. Yüksek enflasyonun cereyan
ettiği bir kağıt para çeşidi ile yapılan borçlanmalarda, alacaklı ödünç borcunda
'teslim tarihini, veresiye mal satışından doğan
borçta "akit tarihi" ni başlangıç kabul ederek, 11 alacağını, altına endekslemek
suretiyle alabilir. Çünkü '" peygamberimiz Veda Hutbesinin faizle ilgili
kısmında faizi yasakladığını bildirdikten sonra, "Ne zulmediniz ne de zulme
uğrayınız." buyurmuştur. Hiçbir menfaati olmadığı halde bir kardeşine borç para
veren kimse, verdiği borcun bir veya birkaç sene sonra ödenmesi halinde zarara,
dolayısıyla zulme uğramaktadır. Borcun başlangıçta altın veya döviz çeşidinden
belirlenmesiyle mesele halledilebilir. Alacaklı, borçluya yeni bir vade de
tanıyabilir.
Soru 8. Köylünün buğdayı un fabrikasına teslim ederek, bunun yerine un veya
ileriki bir tarihte yeni fiyat üzerinden bedelini alması caiz midir?
Cevap 8. Ürününü sermaye olarak kullandırmak isteyen kimse bunu güvenilir
bulduğu ve kalkınmasında islamî yarar gördüğü tüccara veya fabrikaya 'karz'
olarak da verebilir. Çünkü misli (standart) olan şeylerin ödünç olarak verilmesi
mümkündür. Böyle bir muamelede, bunu alan tüccar veya fabrika o miktardaki
mislini, verene borçlanmış olur. Karz verene ürünün geri dönmesi ise, verilen
ürün cinsinden olabileceği gibi geri verme tarihindeki para olarak değerini
verme şeklinde de olabilir. Böylece ürününü karz olarak veren kimse hem "karz-ı
hasen" sevabı almış ve hem de geri alma tarihindeki yeni fiyatlar üzerinden
bedelini alma imkanı olmuş olur. (5 Maide, 12;57Hadid, 11) (8)
Soru 9. Bir malı vadeli satıp, peşin fiyatla geri almak caiz midir?
Cevap 9. Buna İslam'da "İyne satışı" denir. İyne satışı, faizi alış-veriş içinde
gizlemeye elverişli bulunduğu için çoğunluk fakihlerce caiz görülmemiştir. Ancak
alış fiyatından daha yüksek bir bedelle satıcıya geri verir veya mal üçüncü bir
kişiye satılırsa caiz olur.
Ayrıca bir kimsenin veresiye olarak, pahalı aldığı bir malı, peşin ucuz parayla
satması uzun vadede büyük sermaye açığı meydana getirir ve iflas etmesine yol
açabilir. Bu yüzden zaruri durumlar dışında mü'min bu gizlenmiş faizcilik yoluna
baş vur-mamalıdır.
Soru 10. Pek çok ayeti kerimede zekatla namaz birlikte geçiyor. Bunun hikmeti
nedir?
Cevap 10. İslam'ın beş temel esas üzerine bina edildiğini söyleyen Peygamber
Efendimiz (a.s.) bu esasların arasında namaz ve zekatı da saymışlardır.
(9). Kur'an'da zekat tam yirmi yedi yerde namazla birlikte, birçok ayette de münferit
olarak zikredilir. İman, namaz ve zekatın peş peşe zikredildiği Bakara sûresinin
3. ayetinin tefsirinde merhum Elmalık, özetle şu noktalan tespit etmektedir:
İmanla dinin temeli atılıp, namazla direği dikildikten sonra geçilecek mühim bir
geçiti vardır. İşte zekat o geçidi geçmek üzere bina edilecektir. Çünkü dünya ve
ahirette korunmak için inşa edilecek olan İslam binasının, yani dünyada İslam
beldesinin (darül-İs-lam'ın), ahirette de dârüs-Selamın inşası için mali
masraflara ihtiyaç vardır. Bunlar da malî ibadetlerle karşılanacaktır. Zira,
mü'minlerin tam bir vahdet
şuuru içinde saflar teşkil edip Cenab-ı Hakk'ın huzuruna yönelmeleri, aralarında
iktisadi sebeplerden doğan bir gerginliğin bulunmayışına bağlıdır. Bunu zekat
tamir edecektir.
Ayrıca zekat, kulda, Allah namına O'nun malını muhtaçlara tevzi etmekle
(dağıtmakla) vazifeli memur olduğu şuurunu uyandıracaktır. Yani zekat insanı
beşeriyetten Cenab-ı Hakk'ın halifeliği makamına yükseltmektedir. Namaz insanı
Allah'ın huzuruna çıkaran bir miraç iken, zekat o miraçta alınan bir memuriyetin
köprüsüdür.Bunun bir neticesi olarak da her mü'min, sırf zekatını vermek için
kazanmaya çalışacak; gözü zekat almaya değil, vermeye matuf olacaktır. (10)
Ayrıca Peygamberimiz (a.s): "Malının zekatını verdiğinde gelecek kötülükleri
gidermiş olursun" buyurmuştur. (11). Zekatı vermemek inkar edenlerin özelliğidir
(33 Fussilet.7) ve zekatı vermeyenleri Cenab-ı Hakk şiddetli bir şekilde tehdit
etmektedir. (9 Tevbe, 34-35). "Zekat, İslam'ın köprüsüdür." (12)
Öyleyse cennete uzanan o köprüyü yıkmamalıdır.
Soru 11. Halk arasında zekat için 'para kiri' diye bir tabir var. Bu ne
demektir, kirli-kara parayla müs-lümanın ilgisi olabilir mi?
Cevap 11. Elbette zekat verilmezse, zekat verecek kimsenin kasasında kalırsa
kirlenir. İşte kirlenen o paranın sahibine hiçbir faydası olmaz. Ya
hasisliğinden ve cimriliğinden dolayı yiyemez, ya da hasta, doktor, ilaç parası
yapar, iflasa sürüklenir, zarar eder, kazancının bereketini bulamaz. Zekat,
malın sigortasıdır. Peygamberimiz, "Zekatla mallarınızı koruyunuz."
buyurmuştur. (13)
Zekat hem malı, hem mal sahibini temizler, hem malını, hem kalbini arındırır,
maddeten ve manen temizlik sağlar.
Yoksa müslümanın kara-kirli parayla irtibatı olamaz.
Soru 12. Çek veya senetle zekat verilebilir mi?
Cevap 12. Asıl olan, zekatın malla veya nakit olarak ödenmesidir. Şu şekilde
senet kullanılabilir: Tüccar "Filan kişide şu kadar alacağım var, şu senedi al,
parayı tahsil et ve zekat olarak senin olsun." dese caizdir. Bu arada, başkalanndan alınan sağlamsa ve bizzat yazılan senetlerin kullanılmasına cevaz
verilmiştir. Bunlarda ileri tarihe verilen vadelerin, zekatta esas alınan bir
yıllık müddeti fazla aşmaması tavsiyeye şayandır. Vade gecikmesini karşılamak
için, normal olarak ödenmesi gereken zekat miktarına belli bir nisbette ilavede
bulunmak da tavsiye edilmektedir. Yani biraz fazla verilmelidir. Zaten halk
arasında 'kırkta bir', cimri zekatı olarak görülür. Zekat borcundan fazlası,
sadaka olur, ayrıca bundan da sevap kazanır.
Soru 13. Zekat nasıl mallardan verilmelidir? Genellikle satılmayan, elde kalan,
arızalı olanlardan verildiği söyleniyor, görülüyor. Bu doğru mudur?
Cevap 13. Zekat verirken kazanılanların en güzelinden verilmeli, kendisinin dahi
tercih etmeyeceği bayağı malları zekat olarak vermekten kaçınmalıdır. Bu
davranış ayetlerde de men edilmiştir.(2 Bakara, 267)
Hz. Peygamber (as) şöyle buyurmuştur: "Üç şey vardır ki, kim onları işlerse
imanın tadını
(gerçekten) almış olur:
1- Kim yalnız Allah'a ibadet ederse ki, O'ndan
başka ilah yoktur.
2- Kim gönül hoşluğu ile malının zekatını verir, her yıl belirlenmiş şekilde bu
farzı yerine getirirse, (imanın tadına erer).
3- Malının zekatını verirken, yaşlanmışını, uyuzunu, hastasını, malın en adisini
vermezse, (bu insan imanın tadına erer).
Allah sizden malınızın en iyisini istemedi. En şerlisini (kötüsünü) vermenizi
emretmedi." (14)
Soru 14. Zekata tabi birkaç kalem mala sahip olup da, bunlar ayrı ayrı
hesaplandığında nisaba erişmiyorsa ne yapılır?
Cevap 14. Bu malların toplamı esas alınır ve bulunacak toplam nisabın değeri
üzerinden zekat verilir.
Soru 15. Zekat ayn ayrı kimselere verildiği takdirde çok küçük parçalara
aynlacaksa ne tavsiye edilir?
Cevap 15. Burada halkın genel durumu, yoksulluğun çok yaygın oluşu göz önünde
bulundurulur. Ancak fakirlik çok yaygın değilse, toptan bir hak sahibine
verilmesi tavsiye edilir. Mesela evlenerek, masraflara giren veya işyeri açmak
için sermayeye ihtiyacı bulunan fakire, ihtiyacını karşılayacak zekatın toptan
verilmesi daha evladır. Ayrıca böyle yapılırsa, insanlar iş sahibi yapılırsa,
yeni zekat verecek insanların ortaya çıkması da sağlanmış olur.
Soru 16. Zekat vermede yakınların tercihi önemli midir?
Cevap 16. .Zekat vermeye, yakın akrabaların muhtaç olanlarından başlanması
tavsiye edilir. Sonra komşular, iş muhiti, mahalle ve belde sakinleri gelir.
Kendi yakınında daha muhtaçlar, Müslümanlara daha menfaatli bir sarf yeri
varken, başka birine vermek üzere zekatın başka yerlere gönderilmesi mekruhtur.
Ancak başka bir beldede daha müstehak, muhtaç ve layık bir hak sahibi varsa,
zekatın oraya gönderilmesinde bir kerahet bahis mevzuu olmaz.
Halil Atalay
|