Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Teknur

 Fatiha Ve Kader

       1. Vasıta ve Kaderin Tecellisi:
    Kaderin tecellisinde genellikle insanlar aracı olur. Her , türlü hayır ve şer işlemlerde bu vasıta vardır. Buna bakarak insan yanılır. Hayır ve şerrin insandan doğduğu yanılgısına kapılır. Ameliyat yapan doktor, ilaç bulan kâşif, dünyayı harp ateşine atan zalim diktatörler gerçekte bir vasıtadır. Kadere iman'ın özü, bu aracı ile Tanrı'nın gerçek kaderini iyi farketmektir. Allah'a imanın, dinin temel ilkelerinin en önemli bir noktası budur. Bu yüzden Âmentü'de, yalnız kadere iman edin denmedi; hayır ve şerrin Allah'dan geldiğine ve kadere iman ettim diye açıklama yapıldı.
    Günde 40 kez okuduğumuz Fatiha bu hikmeti bize açıklayarak başlar.
    «CO) din gününün sahibi, yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.» (3. ve 4. âyetler).
    Buradaki incelik şudur: Dünyada iken zahiri aldatıcı malik ve melik görünümleri vardır. Dünyadaki karton malikleri görüp de onlarda varlık var sanmayın. Mahşerde mutlak maliki göreceksiniz. O zaman dünyadaki bu sahte maliklerin gücü var sandığınıza çok esef edeceksiniz.
    4'ncü âyet: Yalnız benden yardım isteyiniz, ben dilersem bir aracı ile, size veririm dilersem direkt veririm.
    Şu halde kadere imanın en önemli sırrı Allah'tan dilemek ve yalnız Allah'tan dilemektir. Bir insandan, bir kuvvetliden istiane edilmez. En çok bir istek için müracaat edilir. Bu, sebebe baş vurmaktır; tasavvufda teşebbüs kelimesi kullanılır. Bu da bir iş için bir nev'i dilekçe ile başvuru niteliğindedir. Ondan ötesine İslâm, nasip diyerek gerçek kadere imanını perçinler. Ancak burada bir miskinlik unsuru vehmetmemelidir. Çünkü teşebbüs islâm'a yakışan tarzda bilinçlidir. İşin özelliğine göre elinden gelen en üstün gayret içindedir. Mesela, imtihana girecek-se; tüm imkânları ile çalışıp hazırlanacak, beceri gerekirse en üstün mahareti kazanacak biçimde uğraşacaktır. Bu tarz bir imanın toplum yaşantısı açısından önemi akıl almaz yüceliktedir. Toplum içinde kırgınlıklar olmayacaktır. İşi olmadığı zaman dostuna gücenmez, nasip der. Riya kalkar; kendine yardım edene teşekkür eder, köleleşmez.
    Kadere inanan toplum, bazı nasipsizlerin sandığı gibi miskin değil, tam sıhhatte olur.
        2. Gayret ve Teslimiyet:
     Bir İslâm gayret ve teslimiyetin ince dengesi içinde olur.
Fatihada 4'ncü âyet zarif bir şekilde bu dengeyi dile getirir.
    Yalnız Allah'a kulluk etmek sonsuz bir gayrete verilen taahhüttür (söz vermedir).
    Yalnız Allah'dan istiane ise teslimiyeti simgeler.
    Gayret bir tohumun toprağı omuzlayıp fidesini yer yüzüne ileteceği kadar güçlü olmalıdır. "Teslimiyet, hareket kabiliyeti olmayan ağacın; yağmur beklemek için, dua eden yaprakları gibi rikkatli ve munis olmalıdır."
    Necmettin Kübra Moğol istilasına karşı yüz yaşını aşmasına rağmen savaşmış, gayret örneği vermiştir.
    Her işte olduğu gibi gayret ve teslimiyette en iyi örnek Asr-ı Saadettedir.
    Uhud'da dünyanın en kahraman savaşını veren Ashab, Hudeybiye muahedesinde Efendimizin yazılı emirlerine teslimiyet içinde rıza göstermiştir.
    Gayret, nefse zor gelen her türlü çabanın aşılması; teslimiyet; Rabbin kaderini bilme bilincinin sırrından duyulan huzurdur.
    Gayret, takdir-i ilâhi ceryanımn kendi noktasından akışına duyulan kulluk rızasıdır. Rıza demek boyun bükmekten ibaret değildir. İrade-i ilâhinin kendinden akışına teşne olmak, Allah'a kendini sevdirme san'atı ve gayretidir.
    Gayret ve teslimiyete güzel bir örnek de İstanbul'un fethinde gözlenir. Sonu gelmez dualar yanında karadan denize indirilen gemiler... İslâmiyet! meskenet sananlara veyl...
    Ancak bilmeliyiz ki; gayretlerimiz, tüm çabalarımız ilâhi takdir kompitürünün kontrolü ve tasarrufu altındadır.
    Kader bahsini Hz. Mevlana'dan bir öyküyle bağlamak istiyorum:
    «Hz. Süleyman peygamber zamanında, bir hoca yolda Azrail'e rastlar. Hz. Azrail hocaya güler. Hoca telaşa kapılır. Kendini çok seven Hz. Süleyman'a koşar. Olayı anlatır ve yardım diler. Peygamber Süleyman : «Peki ne istersin?» der.
    Hoca da:
«Senin çok süratli kuşların var, beni çok uzaklara gönder» der.
    Hz. Süleyman: «Meselâ nereye» deyince; hoca. düşünür düşünür, «Lahor'un Sinca kasabasına» der.
    Hz. Süleyman en güçlü kuşlarına emreder. 3 saatte hocayı oraya gönderir. Aradan bir hafta geçer. Hz. Azrail bir iş için Hz. Süleyman'a gelir. Hz. Süleyman hocayı hatırlar. Azrail'e bir hafta önce hocaya niçin güldüğünü sorar. Hz. Azrail:
    «Allah bana, o gün kimin nerede canını almak gerektiğine dair listeyi verdi. Hocanın ismi de listede vardı. Fakat hocanın ölüm yeri Lahor'un Sinca kasabası idi. Hoca oraya 6 ayda gidemezdi Allah'ın bir hikmeti vardır diye güldüm.»
    Demek bizim hoca, takdir-i ilâhiyi geciktirmemek için olağanüstü çaba göstermiştir. Tabii bilmeden...

Dr. Halûk NURBAKİ   


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın