|
Kalbin Sesi - Teknur
Kur'an Diliyle Allah'a İman

Kur'an'ı
bilenler anlamışlardır ki. modern bilimlerin Allah kavramı hep Kur'an
istikametindedir. Ama henüz çağımızda gerçeğe bu yaklaşım sağlanabildi.
Allah'ın gerçeği kendi dilinden; yalnız Kur'an'dan bilinir.
Allah diğer semavî kitaplarda sıfatlarını anlatmış, tanımlar
vermemiştir.
Kur'an'da Allah tüm sıfatlarını bozan açık. bazan üstü kapalı
vermiştir.
Ayrıca Allah Kur'an'da kendi esrarına ait pek çok açıklamalar
ve tanımlar da yapmıştır.
Allah'ın Kur'an'da kendini çok açıkladığı iki emir vardır,
bunları özetler halinde vermeye çalışacağım.
A. Kur'an diliyle en öz tek
Tanrı deyimi Sûre-i İhlas'ta verilmiştir:
«De ki O Allah (ancak) ahad'dır.
O Allah samed'dir.
Doğurmadı ve doğurulmadı.
Ve (ancak) O'nadır ki hiç bir küfüv olmadı.»
AHAD : Mukabili sayı olmayan mutlak tek.
SAMED: Hiç bir şeye muhtaç olmayan, her şeyin O'na
muhtaç olduğu nitelik.
KÜFÜV: Zıddı ve benzer.
Bu anlamlarla toplarsak;
De ki: O Allah mutlak bir kesinlikle tekdir.
Herşey O'na muhtaçtır, O birşeye muhtaç değildir.
Doğmadı ve doğurmadı (bir şeyden oluşmadı, varlıkları da
parçası halinde kendinden eksilterek yaratmadı).
Ve ancak O'na bir eş bir benzer olmadığı gibi O'nun zıddı da
yoktur.
Bu tarifle Kur'an Allah kavramına yanılgı getirecek tüm eksik
düşünceleri ortadan kaldırıp tek Tanrı kavramını insanoğluna lütfen
bağışlamıştır.
B. Kur'an'da Allah'ın başka
bir tanımı ise çok daha derinlerde O'nun gerçeğine yaklaşım sağlar;
Evvel ve ahirdir (önce olan da. sonra olan da O'dur). Zahir
ve batındır (Gizli olan da, açık olan da O'dur).
Ve O'nun ilmi her şeyi kapsar (Her şeyi ilmiyle emrinde
tutar).
Zaman ötesidir. Öncede (ezelde) O vardır, sonrada (ebedde) O
vardır, her olayda hem açıktır, hem gizlidir.
Hem derinlerde olayın iç dizisinde, hem dışında; afakında O
vardır, O hissedilir.
Çünkü herşeyi ilmiyle kurmuş ve kurduğu sistemi kompitürleri ile daim bilgi
tasarrufuna, yönetimine almıştır.
Allah konusunda önemli bir Kur'an tanımı da, Kelime-i Tevhid (Allah'ı tekleme
sözcüğü) dir.
Lâ ilahe illallah (Hiç bir ilah yoktur, ancak Allah vardır).
Yani Allah dışında bir yaratıcı, bir kudret yoktur,yalnız Allah vardır.
Allah konusunda özellikle Allah'ın sıfatları konusunda pek çok âyet vardır.
Bunların teker teker yorumu yerine topluca özetlemeyi tercih ettim. Büyük İslâm
düşünürlerinin tanımlarını da göz önüne alarak, Allah kavramı konusunda çok
önemli Kur'an yasalarını şöyle özetleyebilirim :
a. Allah'ın Zat ve Sıfatları:
Allah'ın bir kendi gerçeği vardır ki onu kimse bilemez, kavrayamaz.
Allah kendi bilinmezliğini, güzelliğini seyretmek için kendi özünde tecelli
ederek (yansıyıp intikal ederek) sıfatlarını (etki, özellik ve güçlerini)
yarattı.
Sıfat ve zat tanımlarını İslâm düşünürleri güneş ile onun ışınlarına
benzetirler.
b. Allah'ın Sıfatları:
Allah'ın çeşitli evren ve kullarını yaratışta ve onları bir san'at niteliğinde
sergilemesinde, güçlerinin yansıması ve kullara iletişimler O'nun sıfatlarıdır.
Allah'ın bildiğimiz bilmediğimiz bir çok sıfatları vardır.
1. Kulları ile ilgili şefkat ve merhamet sıfatları: Rahman (sonsuz rahmet ve
himaye edici), Rahim (şefkat ve merhamet eden). Kerim (veren, ikram eden),
Rezzak (rızık verici), Selâm (aydınlığa çıkarıcı), Gaffar (afv edici), Safi
(kurtarıcı), Settar (koruyucu, örtücü).
2. Yaratıcılıkla ilgili sıfatlar: Hâllak
(yaratıcı), Kaadir (kudretle yapıcı), Basîr (her şeyi gören), Habir (herşeyi
haber alır, bilir), Semî (herşeyi duyar), Kayyum, hakim (her olaya hakim), Malik
(herşeyin gerçek sahibi), Adil.
3. Gücüyle ilgili sıfatlar: Samed (herşey O'na muhtaç), Mustaan (herkese O yardım eder), Subhan (Saltanatın
mutlak sahibi), Baki (daim kalacak olan), Hay (daim canlı), Cebbar (kaderin j
yaratıcısı).
4. Güzelliğiyle ilgili sıfatlar:
Azîz (seven, sevilen güzel). Cemal (güzelin güzeli). Nur, Vedud (Sevdiğini ihya
eder), Ala (güzel iyinin en iyisi), Kuddus (kutsal), Lâtif (merhametle yumuşak
güzel).
Diğer bazı sıfatları; Kahhar (yok edici), Vehhab, Fettah (en yüce erişici, feth
edici). Hafız (koruyucu), Şehid (herşeyi gören), Hak (tüm gerçeklerin kendisi),
Muhsı (tüm güzellikleri toplayan), Muhyı (ihya eden can, güç, imkan veren), Berr
(her yanlıştan arınmış), Cami (herşeyi toplayan eksikten vabeste), Müntekim
(zalimlerden mazlumun ahım alıcı), Sabır (bilinçle bekleyen, telaşa kapılma
ihtiyacı olmayan).
c. Teklik (Vahdet) ve Çokluk (Kesret) Tanımları:
Allah tektir. Tüm kudret, yukardaki sıfatlardan anlaşılacağı üzere O'nundur. O
zaman varlıkların yeri nedir?
Bu soru yine güneş ışınına benzetilerek (Attar - M. Arabi) teklik çokluk sistemi
içinde incelenmiştir. Yani kumun parlaması nasıl güneş sayılmazsa. Tanrı
sıfatlarının (benzetmede) varlık gösteren çokluk aleminin temsilcisi varlıklar
da elbette Tanrı değildir.
Bugün için teklik ve çokluk deyimlerini daha iyi anlamak mümkündür.
Kuant dediğimiz etkinin geometrik değer kazanan dalgası kah ışın olur, kah madde
halinde binbir bileşik yaratır. Ortaya çıkan farklı varlıklar temelde teklik
aleminin kudret (empuls) sırrından ibarettir. Ne var ki görünen eşya kuant
değildir. Onun geometrik bir yansımasıdır
Allah tekliğinin kesin niteliği de böyledir. Sıfatlar kombine olarak evrenlere
tecelli ve intikal etmiştir (iletişim, yansıma, aksetme).
Allah sıfatlarının her biri kendi içinde teklik sırrı taşır. Mesela annenin
yavrusuna duyduğu şefkat ilâhi rahmetin yansımasıdır. Tüm merhametler bu sıfatın
teklik özelliği içinde bir yansımadır. Çokluk aleminin niteliğinden doğar.
Eşyayı Allah'ın bir parçası görme ise yanılgıdır. İhlas sûresinde emredildiği
gibi doğurmamış; yani O'ndan birşey ayrılıp çıkmış değildir.
Tıpkı bu yanılgının benzeri, bir başka yanılgı çokluk aleminin özelliklerini o
çoklukta sanmaktadır. Çünkü tüm nitelikler Allah'ın tekliğinin yine teklik sırrı
içindeki sıfatlarının yansımasından doğmaktadır.
Bu karışık görünüm, Allah sıfatlarının birçok; fakat hepsinin ayrı ayrı teklik
sırrı içinde oluşundan doğmaktadır.
Mesela Allah'ın kaadir sıfatı ile kuantlar doğmakta, alîm (her şeyi bilen)
sıfatı ile bu kuantlar birçok geometrik şekil almaktadır. Atomda bazan bâkî
sırrı doğar ve onun varlığı uzar. Bu teklikler tümüyle Tanrısal iletişimlerden
ortaya çıkar. Çokluk aleminin varlıkları ayrıcalıklarla kişilik görünümü
kazanmaktadır. Halbuki tüm maddesel varlıklar kuant etkisinin çekilmesiyle
birden yok olur.
Ama o varlıkların hiç biri Tanrı cüz'i (parçacığı) değil, sıfat görünümlerinin
farklı yansımasında doğan pırıltılardır.
Tıpkı güneş ışığından yansıyan renkler gibi.
d. Allah ve Kul (İnsan):
Allah sıfat tecellileri açısından diğer varlıklarla insan arasında fevkalade
önemli farklar vardır.
İnsan madde ve mana (Ruh, gönül, nefes) kombinezonlarından kuruludur. Maddesiyle
diğer varlıklardaki çokluk kurallarına tabidir. Yani sıfattaki tekliklerin
çokluk yansımalarından ibarettir.
Manası ise çok ilginç özellikler getirir. Manasına iki yönlü ilgi vermiştir. Bir
yönü nefsin çokluk aleminin yasalarına kapılıp, kişilik farklılık kazandıktan
sonra kendini kudretli bir varlık saymasıdır. Bilincin, aklın gölgesinde insan
kendini yaratıcı bir varlık saymaktadır. Hatta ileri giderek Tanrı'ya kendini eş
tutmaktadır.
Daha önemli yanı ise insanın ruh ve gönlüdür. Bu iki mana özelliği ile insan
Tanrı ile özel bir irtibat (iletişim ve ulaşım) haline sahiptir. Allah
sıfatlarının hangisini isterse ruh kablosundan insan oğluna intikal
ettirmektedir.
Adem'in ilâhi vekâlet niteliği işte burdan doğmaktadır.
Allah insanı yaratarak onda tecellilerinin yansımalarını görmek istedi, bu
nedenle ona tecelli ettiği an onu kutsallaştırdı. Nitekim, meleklere: «Adem'e
secde edin» dendiği zaman bu tecelliyi; bu yansımayı onda görün demek
istemiştir.
Allah'ın insana, onun ruh koordinatlarından iletişim sağlaması insanın
kesretteki (çokluk alemi) niteliği ile bağdaşmaz görünümdedir. Ne var ki insan
bu iletişimin Allah'a ait olduğunu; kendisinin hüviyeti icabı (kesrette) sonlu
bir ferd olduğunu idrak ederse mesele çözülür
İşte insanın kendi kesretindeki halini idrak etmesine kulluk diyoruz.
Tanrı'nın ruh kanalı ile yansıyan tüm esrarı, sıfatları O'na aittir. Bunu idrak
kulluğun temel şartıdır. Aksi halde sapıtır, kendini Tanrı'dan bir parça sayar
ki daha önce dediğimiz gibi İhlas sûresine ters düşer.
İnsanın kulluk sınırlarını iyi tayin ederek ve arınarak Tanrı'nın yansıma ve
iletişimlerine daha uygun hale geleceği de ayrı bir gerçektir.
Tanrı'nın yalnız insana has tecellileri karşısında; kendini kulluğun arınmasına
bırakanlar daha da yeni tecellilerle insan; Tanrı'nın kendini seyrettiği bir
ayna haline gelir.
Tam tersine Allah'ın ruh kanalı ile iletişimlerini kendi gücü sananlar ise, yeni
iletişimler kapısını kapatır ve kesrette (çoklukta) sıradan bir mahluk olur.
Ancak Allah'ın yeni tecellileri, yansımaları için Allah'a inanmak yetmez, O'nu
içtenlikle sevmek gerekir.
Dr. Halûk NURBAKİ
|